Barajlar yıkılıyor: Avrupa’da 25 bin kilometrelik nehir birleştirme seferberliği

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Bir nehir canlı olduğunda etrafındaki coğrafi özellikleri, ağaçları, bitki örtüsünü, canlıları ve en önemlisi de akan suyun sesini hissedersiniz. Ancak yıllardır bu sesler, nehirleri kelepçeleyen barajlarla, bentlerle, setlerle kesintiye uğruyor.
Son yıllarda ise Avrupa’da nehirlerin sesini tekrar duyabilmek adına önemli bir hamle yapılıyor. Avrupa Birliği’nin Nature Restoration Law (Doğa Restorasyon Yasası) kapsamında yürütülen bu dev proje, kıtadaki nehirlerin yapay engellerden arındırılmasını hedefliyor. Nehirlerin yeniden “free-flowing” (serbest akışlı) hâle gelmesi için sadece baraj yıkmakla kalmayıp, bütüncül bir doğaya dönüş mimarisi uygulanıyor.
Avrupa’da çapında altı kuruluşun (WWF, The Rivers Trust, The Nature Conservancy, European Rivers Network, Rewilding Europe ve Wetlands International Europe) öncülüğünde kurulan, Avrupa nehirlerindeki baraj ve bentleri kaldırarak restore etmeyi amaçlayan Dam Removal Europe (Avrupa’da Baraj Kaldırma) hareketinin yayımladığı yıllık rapora göre, şimdiye kadar Avrupa’da 603 bariyer kaldırıldı. Bu bir rekor.
- Kaldırılan baraj, bent, menfez ve savak sayısı bir önceki yıla göre yüzde 11 artarak daha fazla su yolunun doğal akışına dönmesi sağlandı.
Yıllar boyu nehirlerin baraj, bent ve menfezlerle akışına müdahale edilmesi ekosistemde önemli bozulmalara sebep oldu. Son 56 yılda Avrupa'daki tatlı su göçmen balık popülasyonunda görülen yüzde 75'lik düşüşte bunun etkili olduğu görüşü hâkim. Avrupa Komisyonu'nun yakın tarihli bir raporuna göre, Avrupa'daki tatlı su balıklarının yüzde 42'sinin “nesli tükenme tehdidi altında” şeklinde sınıflandırılmasıyla tatlı su biyoçeşitliliğindeki dramatik düşüşte baraj ve setlerin etkili olduğu belirtiliyor.
Özellikle atıl barajların su sıcaklığını değiştirdiği, tortu taşınmasını engellediği ve nehir florası ile faunasına kalıcı zararlar verdiği bilimsel olarak tescillendi. Buradaki amaç nehirleri eski görünümüne kavuşturmanın yanı sıra doğal akışın yeniden sağlanmasını, su kalitesinin iyileştirilmesini, balık popülasyonuyla yaban hayatının yaşam alanlarının yeniden kazanılmasını da içeriyor. Ayrıca, geçmişte dümdüz edilen nehir yataklarına yeniden menderesler kazandırılarak suyun akış hızı doğal dengesine kavuşturuluyor.
25 bin kilometrelik nehirler birbiriyle buluşuyor
Bariyerlerin kaldırılmasıyla kıta genelinde yeniden birbirine bağlanan 3 bin 740 kilometrelik Avrupa nehirleri, Avrupa Birliği’nin “2030 yılına kadar 25 bin kilometrelik nehri doğal hâline döndürme” hedefine bir adım daha yaklaştırıyor.
- Bu sayede kıtanın iklim direncinin güçlendirilmesine katkı sağlanırken su ve gıda güvenliği arttı, biyolojik çeşitliliği geliştirdi ve tatlı su ekosistemlerinin iyileşmesini hızlandırdı.
Avrupa genelinde 450 milyar metreküpten fazla su tutan 8 bin civarında büyük baraj mevcut. Araştırmalar, 36 Avrupa ülkesinde en az 1,2 milyon nehir içi engelin nehir akışını engellediğini ve bunların yaklaşık yüzde 68'inin yüksekliğinin 2 metreden daha az olduğunu gösteriyor. Avrupa nehirleri, 1,2 milyondan fazla engel nedeniyle büyük ölçüde parçalanmış durumda ve bu engeller doğal süreçleri bozuyor. Bu yapıların çoğu eski olmasına rağmen su, tortu ve besin maddelerinin akışını engellemeye ve türlerin hareketini önlemeye devam ediyor.
Sökülen yapılar arasında sadece büyük hidrolik barajlar değil işlevini yitirmiş eski bentler, kilit sistemleri, değirmen köprüleri ve nehir yatağını bölen küçük ölçekli beton tasarımlar da yer alıyor.
Avrupa’da Baraj Kaldırma hareketine göre, Avrupa genelinde barajlar gibi yaklaşık 150 bin nehir setinin kullanım tarihi geçmiş durumda. Yaşlanan barajlar daha fazla bakıma ihtiyaç duyuyor, üstelik bunların çökme riski de daha yüksek. Ayrıca yoğun yağış gibi aşırı hava olaylarının artması da barajların taşma riskini artırıyor.
Wetlands International Avrupa Direktörü Chris Baker, Guardian gazetesine yaptığı açıklamada, “Yüzyıllar boyunca Avrupa, nehirleri ekonomik büyümenin motoru olarak gördü; değirmenler ve hidroelektrik santralleri için barajlar kurdu, nehir yataklarını ulaşım için düzleştirdi ve şehirlerin altına gömdü. Nehirleri parçalayarak refah inşa ettik, ancak bunun ekolojik bedeli çok büyük oldu” diyor.
- Avrupa kıtasının toplam hidroelektrik kurulu gücü yaklaşık 263 gigavat (GW) seviyesinde. Kıta genelinde en yüksek hidroelektrik kapasitesine sahip ülke 34 GW’lık kurulu gücüyle Norveç olurken, Türkiye 33 GW'ı aşan kurulu gücüyle Avrupa'da ikinci sırada yer alıyor.
Ülkeler bazında istatistiklere bakacak olursak, İsveç 173 yapay bariyeri ortadan kaldırarak listenin birinci sırasına yükseldi. İsveç’i 143 yıkımla Finlandiya ve 109 müdahaleyle İspanya takip ederken, Fransa’nın 100 civarında engeli kaldırdığı biliniyor, Birleşik Krallık ise ülkedeki su yolları üzerindeki 35 bariyeri tamamen ortadan kaldırdı. Bu yıkım faaliyetlerinden biri de İzlanda’da hayata geçirildi. Geçmişte bir çiftliğe enerji sağlayan ancak uzun süredir atık vaziyette duran Melisa Nehri üzerindeki eski bir baraj yıkıldı, bu İzlanda tarihindeki bir nehir barajının resmi olarak yıkıldığı ilk vaka olarak tarihe geçti.
Bugüne kadarki en büyük nehir restorasyon projelerinden biri Fransa’nın Normandiya bölgesindeki Sélune Nehri üzerinde yapıldı. 2019-2023 yılları arasında iki büyük barajın kaldırılması, nehrin 60 kilometrelik kısmının serbestçe akmasını sağladı. 1920'lerden bu yana faaliyet gösteren iki baraj, yüzyıl boyunca Atlantik somonu, taşemen ve Avrupa yılan balıklarının göçünü tamamen engellemişti.
Yine Hırvatistan’da da Tuna Nehri’nin önemli kollarından biri olan Drava Nehri üzerinde 9 kilometrelik eski yan kollar yeniden suyla buluşturuldu.
Diğer yandan, barajların ve su bariyerlerinin geniş çaplı yıkımı, arazi kullanımı ve kırsal geçim kaynakları üzerindeki potansiyel etkiler konusunda endişelerini dile getiren bazı çiftçi grupları ve politika yapıcılar tarafından eleştiriliyor. Barajların varlığının istilacı türlerin yayılmasını yavaşlatabileceği, bariyerlerin kaldırılmasının yeni tehditlerin bir nehrin bir bölümünden diğerine geçmesine olanak sağlayabileceği belirtiliyor.
Değişen iklim şartlarının Avrupa’daki ayak izleri
Bu meselenin bir ekolojik boyutu, bir de ekonomik boyutu var. Avrupa'nın en büyük nehirlerindeki rekor düşük su seviyeleri, denizcilik, enerji ve turizm sektörlerini o kadar etkiledi ki, kıtada şiddetli sıcak hava dalgalarının uzun vadeli ekonomik etkileri konusunda ciddi endişeler gündemde.
- Avrupa enerji sistemi, blokun en önemli nehirlerinin kurumasıyla büyük bir baskı altında kalıyor; bu durum nükleer ve hidroelektrik santrallerinin üretimini felç ediyor ve Almanya'ya enerji sağlayan Ren nehrine bağımlı kömür santrallerini de aynı şekilde tehdit ediyor.
Bu yaz aylarında 1.240 kilometrelik Ren Nehri boyunca ölçüm istasyonlarının yüzde 43'ünde ve Almanya'dan Karadeniz'e kadar 10 ülkeden geçen Tuna Nehri boyunca ölçüm istasyonlarının yüzde 59'unda son derece düşük seviyeler kaydedildi. Giderek daha fazla hissedilen aşırı hava koşulları, Avrupa'nın su yollarını kurutarak bir dizi krizin ortaya çıkmasına neden oluyor.
Örneğin, Macaristan ve Romanya, normalde Tuna Nehri’nin suyuyla soğutulan nükleer santralleri korumak için özel önlemler almak zorunda kaldı. Romanya, son çalışan nükleer reaktörüne su yönlendirmek için kayaları patlattı, Macaristan Başbakanı Peter Magyar, ülkesinin elektriğinin yaklaşık yarısını sağlayan Paks Santrali’nin tamamen kapatılması gerekeceğini, belki haftalarca kapalı kalacağını açıkladı.
Avusturya'nın nehir tipi hidroelektrik santralleri normalden yüzde 30 daha az elektrik üretirken, geçen haftalarda yüksek nehir sıcaklıklarının en sıcak saatlerinde Fransa'nın nükleer enerji üretim kapasitesinin yüzde 11'inin devre dışı kaldığı ifade ediliyor.
Sorun sadece bu da değil. Giderek sığlaşan sularda seyredebilmek için mavnaların yüklerini hafif tutmaları gerekiyor; bu da nakliye maliyetlerini üç katına çıkarıyor ve bölgedeki kimya endüstrisinin yanı sıra Ren Nehri'ne yakıt tedariki için bağımlı olan kömürlü termik santrallerin çalışmasını olumsuz etkiliyor.
Nehirlerdeki su çekilmeleri Avrupa ekonomilerini zorluyor
Reuters’ta yer alan bir habere göre, Ren Nehri'ndeki su seviyelerinin kilit noktalarda çok düşük olması nedeniyle, kargo gemileri karaya oturma riski olmadan normal yüklerinin sadece yüzde 20-30'unu taşıyabiliyor, bu da daha fazla gemiye ihtiyaç duyulduğu için navlun maliyetlerini artırıyor.
Tuna Nehri'ndeki mevcut koşullar ise turizm için son derece sıkıntılı bir tablo çiziyor.
Geçen haftalarda kum tepesine çarpan bir yolcu gemisinden 186 yolcu kurtarıldı. Birçok kruvaziyer şirketi seferlerini tamamen iptal etmek zorunda kaldı. Haberlere yansıyan gelişmelere göre, su seviyesinin düşmesiyle birlikte, İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma Alman savaş gemileri ve hatta eski bir yünlü mamutun kalıntıları da gün yüzüne çıktı.
Sıcak hava dalgalarının yol açtığı aksaklıklar kısa sürede azalmazsa bölgenin "zaten zor durumda olan ekonomisini" daha da zorlayabilir. Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü'nün tahminlerine göre, 2018'deki 10 aylık kuraklık Almanya'nın GSYİH'sinden yaklaşık yüzde 0,4 puanlık bir düşüşe neden olmuştu. Şu anki en önemli belirsizlik bu kuraklığın ne kadar süreceği yönünde.
- Avrupa, diğer kıtalara göre daha hızlı bir ısınma yaşıyor ve bunun sonucunda ortaya çıkan sıcak hava dalgaları ve kuraklık, ekonomik ve ticari uygulamaları yeniden gözden geçirme ihtiyacını ortaya koydu.
Avrupa’nın 20. yüzyıl koşullarına göre inşa edilmiş altyapının ve aşırı düşük su seviyelerinin 21. yüzyılda hızla bozulan iklimine ne kadar hızlı uyarlayabileceği önümüzdeki dönemin en büyük testi olarak gibi duruyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Pelin Cengiz
Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
COP31'e doğru 2035 için belirlenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi tartışılırken kaynakların hangi kanallardan sağlanacağı, ülkelerin katkısının nasıl paylaşılacağı ve finansmanın ne kadarının hibe olarak aktarılacağı belirsizliğini koruyor. Bakü–Belém Yol Haritası bu hedefe ulaşmak için bir çerçeve sunarken asıl sınav, finansmanın ihtiyaç sahiplerine hangi koşullarda ulaşacağı olacak.

Pandemi günlerinde bir adım geri atıp, yaşadığımız keşmekeşi çıplak gözlerle görünce, en çok da bizden nelerin esirgendiğini fark ettik. Ertelenen kitaplar okundu, filmler, diziler izlendi. Kimimiz sahiden de mutfakta becerikli olduğunu keşfetti, hemen herkes evde kendi ekmeğini pişirmeye başladı, bir kısmımız hızını alamayıp karnabaharı bile deterjanla yıkamaya soyundu. Ama ortak duygu şuydu: Çalışırken de kendimize vakit ayırabilirmişiz. Peki böyle bir hayat için illa küresel bir felaket mi yaşamamız gerekiyordu?

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan ile birlikte değerlendirdik.

İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?




