
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Farkındayım — son zamanlarda yazdığım her metin, bir şekilde Ayvalık’la kesişiyor; hatırladığım güzellikler bir şekilde Ayvalık’la ilişkileniyor; tüm düğümler bir şekilde Ayvalık’ta çözümleniyor. Başka Sinema Ayvalık Film Festivali’nde, Onbeş Ayvalık’ın bahçesindeki davetteyiz.
Pizzalar da şarap da çok güzel. Hava da öyle. Biraz ötede Nisan’ı görüyorum, yanında Bir Nefes Daha ekibi var. Tanışıyoruz — ben filmi ne kadar sevdiğimi anlatıyor, biraz Keşif Sineması’ndan söz ediyorum.
Nisan, henüz başladığımız bu keşif yolculuğu fikrini beğendiğini söylüyor, bir bölüme konuk olmayı kabul ediyor ve ekliyor: “Ben Moda’da oturuyorum, Moda sokaklarında bir yerlerde buluşuruz.”
Bir adım geriden: Kasım 2014, bundan tam 7 yıl öncesi. Başka Sinema birinci yaşını kutluyor, gösterimdeki filmlerden biri Deniz Seviyesi. Hakkında hiçbir şey bilmeden, vaktim var diye giriyorum salona. Karakterler arasındaki gerilimler, yüzleşmeler, hesaplaşmalar oldum olası hoşuma gider, yine gidiyor. Bir de kış yüzünü yeni yeni göstermeye başlamışken Ayvalık’ın güneşini görmek hoşuma gidiyor perdede, içim ısınıyor.

Nisan ve Emre, Moda Sahnesi'nin hemen önünde, sohbetin derinliklerinde
İleri saralım: Kasım 2020, bundan tam bir yıl öncesi, pandemi koşullarının normalimiz hâline gelmeye başladığı ama karanlığını koruduğu günler. Aylardır Türkiye’ye dönememiş olmanın psikolojisiyle, erişebildiğim Türkiye yapımlarını izlemekten büyük zevk alıyorum.
Tallinn Black Nights Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülü kazanan Nisan Dağ’ın filmi Bir Nefes Daha’nın tanıtım bülteni gelince filmi izlemek için bir fırsatım oluyor. Önce Nisan Dağ’ın, yıllar önce izlediğim Deniz Seviyesi’nin yönetmenlerinden biri olduğunu fark ediyorum. Sonra filmin özgün rap şarkılarıyla, bilhassa o tanıdık cümlesiyle umut doluyor içim: “Olacak, olacak; her şey çok güzel olacak!”
İlk buluşma: Ayvalık’ta verdiğimiz sözü tutuyor, gerçekten de Moda sokaklarında bir yerlerde buluşuyoruz. Ayvalık’tan hemen sonra Adana’dan ödüllerle dönen Bir Nefes Daha, geçtiğimiz haftalarda vizyonda çok daha fazla kişiyle buluştu.
Nisan, festival festival gezmeye devam ediyor; birkaç güne önce Lecce’ye yarışmaya, sonra Tallinn’e jüriliğe gideceğini söylüyor. Belli, her şey güzel olmaya devam ediyor. New York’taki Columbia Üniversitesi'ndeki günlerinden, birkaç gün önce çekilen dişinin nasıl tüm planlarını altüst ettiğinden, Bir Nefes Daha'nın Fatih’teki çekimlerinden, yazma ritüellerinden ve yazarken oturmayı sevdiği kafelerden, sektörden konuşuyoruz.

Önünde soluklandığımız, "Müziği sokağa taşsın," dediğimiz mekânlar
Moda’nın ara sokaklarındaki sıcak, samimi ve sakin mekânları, dükkânları çok iyi biliyor Nisan. Ara sokaklarda bir plak dükkânı, yol üstü olmayan bir sokakta rengârenk bir kafe, sevdiği bir mural, sık sık uğradığı (ama geçen gün geldiğinde damla sakızı reçeli almayı unuttuğu) bir mahalle dükkânı — âdeta bir hazine avı.
Her şey çok güzel olsun.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.

1960’ların başında Sirkeci’den Almanya’ya giden trenlere binenler birkaç yıl çalışıp dönmeyi düşünüyordu. Ama bavullarda yalnızca eşya değil, dil ve kültür de taşındı. Bekir Yıldız’dan Aras Ören’e, ‘Emine’ Sevgi Özdamar’dan Fatma Aydemir’e uzanan 60 yılı aşkın edebiyat geleneği “misafir işçi”nin Almancayı nasıl içeriden dönüştürdüğünü ve sonunda o dili kendi evi hâline getirdiğini anlatıyor.

İsviçreli sanatçı Ugo Rondinone, İstanbul’daki ilk kişisel sergisi "the sun and the mountain"da neon renkli taş heykellerini gün doğumu ve gün batımı suluboyalarıyla buluşturuyor. Dirimart Dolapdere’de 8 Kasım’a kadar görülebilecek sergi, dağların dikeyliğiyle ufkun yataylığını karşı karşıya getirerek insanın doğayla kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

Lukas Dhont’un Cannes’ın ana yarışmasında prömiyerini yapan üçüncü uzun metrajı "Korkak", Emmanuel Macchia ve Valentin Campagne’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. Dhont ile festivalde biraraya geldiğimizde ilk kez bir savaş filmi yapmasından, daha büyük bir ölçekte çalışmaktan ve filmin çıkış noktasındaki fikirlerden konuştuk.

İşitme engelli bireyler titreşim, ritim, beden hareketleri, ışık ve işaret diliyle müziğin başka bir dünyasını keşfediyorlar. İşitme engelli müzisyenlerden oluşan Moon Deaf Music üyeleri ve uzmanlar ile biraraya geldik; müziğin yalnızca kulakla duyulan bir şey olmaması üzerine konuştuk.





