İki küçük gazın büyük yolculuğu: Pırt

Aileler özellikle çocukları için oyun seçerken seçici davranıyor. Pırt, bu anlamda hem küçüklerin hem büyüklerin beklentilerini karşılıyor. İki küçük "gaz"ın yolculuğunun anlatıldığı oyunu oyuncularından dinledik.
İki küçük gazın büyük yolculuğu: Pırt

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında şehirde birçok etkinliğe denk gelebilirsiniz. Bu etkinliklerin başında da çocuk tiyatroları geliyor. Neredeyse şehrin her yerinde bayram kapsamında bir hafta boyunca oyunlar sahneleniyor. Peki seyirci sayısı bakımından yetişkin tiyatrolarıyla yarışan çocuk tiyatrolarına ilgi ne düzeyde? Nihan Doğa ve Ataberk Öğe’yle hem Tiyatro Gülgeç ve Lemur Company’nin ortak yapımı Pırt’ı hem de çocuk tiyatrolarının durumunu konuştuk.

Pırt oyunundan bahsedelim. Ne anlatıyor Pırt? Başlangıç için bir yaş sınırı var mı?

Nihan Doğa: 5 yaşın üstündeki çocuklarımız için daha uygun Pırt. Çünkü konu takibi gerektiriyor ve daha küçük yaştaki seyircilerimiz zorlanıyorlar. Pırt, henüz dünyaya yeni gelmiş İnci’nin, gaz sancıları çektiği dönemi anlatır. Yani her bebeğin ve dolayısıyla her anne babanın ya da bakım verenin yaşadığı o zor dönemi.

Ataberk Öğe: Ailelerin çocuklarıyla beraber yaşadıkları bir problemi sahnede izleyebilmeleri büyük keyif. Çocuğun hatırlamadığı dönemi çıkışta “Evet, biz böyle şeyler yaşadık” diye konuşabilecekleri bir çocuk oyunu izlemiş oluyorlar. Anne baba birlikte geldiyse birbirlerine bakıp gülüyorlar. Çocuk tiyatrosu cümlesini de pek tercih etmeyiz. Tiyatro Gülgeç ve Lemur Company olarak “aile tiyatrosu”nu tercih ediyoruz.

Benim de çocuk tiyatrolarına götürmek üzere olduğum bir kızım var. İzleyeceği oyundan nasıl bir ruh hâlinde çıkacağını bilmediğimden seçici ve özenli davranıyorum. Neden Pırt’ı tercih edeyim?

Ataberk: Çocuk tiyatrosu yapmak istememdeki en önemli nedenlerden birine parmak bastın, öncelikle teşekkür ediyorum. Yetişkin oyunlarımızda nitelikli seyircilere ulaşabilmemizin ilk kuralı nitelikli çocuk oyunları. Bence ilk yapılması gereken maskot tiyatroları yerine çocukların gözlerinin içine bakabileceği oyunlara gitmek. Çok önemli ve iyi çocuk oyunları var Türkiye’de. Takip edilebilecek özel tiyatrolar var. Tiyatro Gülgeç bunların en önemlilerinden. Onların dışında Bereze, Semaver Kumpanya, Atta Festival, Tiyatro We, Balon Kukla Tiyatrosu... Daha birçoklarını da sayabilirim.

Nihan: Çok haklısınız, seçici olmakla en doğrusunu yapıyorsunuz. Çocuklar verileni en saf hâliyle ve kolaylıkla alan varlıklar. Pırt’ı tercih etme sebepleriniz şunlar olabilir: Çocuğun hatırlamadığı o bebeklik döneminde yaşadıklarını ve onunla beraber anne babasının da yaşadıklarını görmesi, bütün bunlara tanık olması için iyi bir alan bence. Çocuk ve ebeveynleri arasında bir bağ kuruluyor anlatılanlar sayesinde. Oyun sırasında çoğu zaman çocuğuna dönüp; “Evet, sen de böyleydin” diyen anne babalar görüyorum. Bir şefkat ortamı oluşuyor. En güçlü sebep bu bence. Sonrasında da yine benim çok önemsediğim hayal gücü meselesi. Biz Pırt’ta bir masal anlatıyoruz. Kuklalarımızla belki de hiç yapılmayan bir şeyi, bağırsaklardaki gazları ve onların dünyasındaki diğer karakterleri canlandırıyoruz. “Bir gazın da dünyası olabilir” fikrini çocuğa göstermek, buna ikna etmek hayal kurma becerilerini oldukça geliştiriyor diye düşünüyorum.


Oyunun didaktik bir yapısı da var. Bebeklerin belki ilk zorlu sınavı olan gaz çıkarma olayını eğlenceli bir dille aktarıyorsunuz. Burada nasıl bir hazırlık süreci oldu? Herhangi bir pedagogdan destek aldınız mı?

Nihan: Elbette. Bir çocuk oyununun mutlaka ama mutlaka pedagog destekli yapılması gerekir diye düşünüyorum. Bir de bizim referanslarımız çok sağlamdı. Çünkü oyundaki İnci, gerçek hayatta Pırt’ın yazarı olan Bihter Gülgeç ve yönetmeni olan Emre Saka’nın kızı. Yani onlar birebir kendi hikayelerini anlatıyorlar Pırt’ta. Hikaye bu kadar gerçek olunca tabii didaktik yapı ister istemez kırılıyor.

Ataberk: Nihan’ın da söylediği gibi pedagog onayı alınması gerekiyor. Yine o konuda her oyunda pedagog onaylıdır yazısını görüyoruz ama altında bir imza göremiyoruz. Biz özellikle pedagogumuz Özlem Melek Mumcuoğlu’ndan bir yazı rica ettik ve tanıtım yazılarımızda onun da ismini kullanıyoruz. Diğer soruya gelecek olursam da yönetmenimiz Emre bu konuda bizi çok iyi yönlendirdi. Bir ebeveyn eğitimi aldık desek yeridir.

İkiniz de yetişkin oyunlarında oynuyorsunuz. Hem çocuk oyunu sahnelemek hem yetişkin oyununda oynamak size nasıl hissettiriyor?

Nihan: İkisi de oyunculuk. Bizim ülkemizde çocuk oyunları sanki sadece mesleğe yeni başlayan oyuncular tarafından yapılır gibi bir algı var ve çok yanlış. Hele ki çocuk seyirciniz varsa daha da iyi olmalısınız çünkü çocukların algıları ve hisleri çok güçlü. İşinizi çok iyi yapmalısınız anlattıklarınıza ikna olması için. Ama benim için çocuk oyunu gerçekten eğlendiğim yer oluyor. Yetişkin oyunlarımda zaman zaman da olsa yaşadığım stres Pırt’ta asla yok.

Ataberk: Oyunculuk olarak benim için hiçbir farkı yok. Çocuk oyununda ekstra bir oyunculuk biçimi uygulamıyoruz. Bu izleyicimizi küçük görmek oluyor oysa Nihan’ın da dediği gibi çocuklar çok daha başka izliyorlar. Sen benim yetişkin oyunumu izlediğinde kendi zihninle birçok şeyi kaçırabiliyorsun ama o çocuk asla hiçbir şeyi kaçırmıyor. Çocuk oyunları bence ailelerin çocuklarını da en iyi gözlemleyebilecekleri alan. Bir anımı anlatmak isterim: Karakterimiz “zart” bir yerde kendini çaresiz hissediyor ve “Kaybolmak istiyorum” diye bir replik söylüyor. Ön sırada oturan 6 yaşında bir kız “Ben de” dedi. Burası çok önemli. Hem oyunu ne kadar dikkatli izlediğini görüyoruz hem de ailesine bir dakika burada ilgilenmemiz gereken bir şey var diyoruz. Yetişkin tiyatrosu ile çocuk tiyatrosunun en güzel yanlarından biri de ne biliyor musun? Yetişkin oyununda beğenmesen de alkışlarsın ama çocuk oyununda tepkiyi o an sahnede alırsın.


Genelde çocuk oyunlarında maskot/kostümler ön planda olur. Burada Tiyatro Gülgeç’in daha sıklıkla kullandığı kuklalar var. Nasıl bir tercih belirledi? Kuklalar çocuk tiyatrosunda nasıl bir noktada?

Nihan: Kuklalar inanılmaz nesneler. Kuklayı çıkardığınız an, iyi oynatıyorsanız, çocuk sizi görmeyi bırakır ve kuklayı izler. Artık anlatınız katmanlanmıştır ve çok daha güçlüdür. Kukla yaşayan bir varlık olur sahnede. Ama maskot tiyatrosuna inanmıyorum ve kolaya kaçmak gibi görüyorum özür dileyerek. Kötü örneklerine denk gelmiş de olabilirim.

Ataberk: Bu olaya da şöyle bakıyorum şu an çocukları ile bizi izlemeye gelen tüm anne babalar Susam Sokağı izleyerek büyüdüler. Şimdi çocuklarıyla kukla tiyatrosu izlemeleri çok anlaşılır. Kukla elinize aldığınızda sizin bile artık onun var olduğuna inandığınız bir şey. İyi kukla oynatan birini izlediğinizde kimse sizi onun bir kukla olduğuna inandıramaz. 

Maskot kısmına gelecek olursak. Ben Nihan kadar anlayışlı olamıyorum bu konuda maalesef. Kaliteli bir maskot tiyatrosu olamaz bence hatta tiyatro denmesi bile yasaklanmalı bu konuda. Çocuklar bir hikaye dinlerken gözünün içine bakabilmeli. Çocuk tiyatrosu bence yetişkin tiyatrosundan daha ciddiye alınması gereken önemli bir konu. Tiyatro ticari olarak tercih edilmeyen bir alan iken çocuk tiyatrosu koca bir pasta olarak görülüyor. 50 dakikalık bir ses kaydı alınıyor, başlatılıyor ve 2 metre boyundaki dev maskotlar kollarını oynatıyor. 600 kişilik salonlarda 20-25 metre uzaklıktan izlenmesi bekleniyor bu işlerin ve maalesef ki bilet bile bulamazsınız. Aileler genellikle çocuklarına soruyorlar gitmek istedikleri oyunu. Bilinen karakterler tercih ediliyor. Maalesef ülkemizde bu konuda çok az özgün hikaye içeren çocuk oyunumuz var.

Oyun içerisinde seyircilerle özellikle çocuklarla interaktif zamanlar var. Çocukları oyun içerisinde tutmak da önemli. Bu size oyun içinde ekstra sorumluluk hissettiriyor mu? 

Nihan: Elbette. Her bir çocuğun oyunda kalması, anlaması, mesela konforlu bir şekilde görebilmesi, bir şey soruyorsa yanıtsız kalmaması, ama aynı zamanda konuşmalarını dikkatlerini oyuna çekerek susturabilmek… Bunların hepsi benim için sorumluluk. Hatta ana sorumluluğumuz bu bence. Çocukları çok önemsediğim için çocuk tiyatrosu da yapıyorum hala.

Ataberk: Düşünüyorum… Ben mesela ilgisi dağılan çocuk gördüğümde ilk işim göz teması kurmak oluyor, bazen çaktırmadan kukla ile ona el sallayıp merhaba dediğim bile oluyor. İnanamazsın anında senin dünyana dahil oluyor. Çocuk tiyatrosu gerçekten büyülü bir şey.


Oyuna dönüşler nasıl? Ülke olarak sizce çocuk tiyatrolarına gereken önem veriliyor mu?

Nihan: Veriliyor ancak yenilikçi, bağımsız oyunlara çok şans verilmiyor gibi görüyorum. Seyirci risk almak istemiyor, onları da anlıyorum. Bilinen, zaten çocuğunun çizgi filmini izlediği belki bu tür oyunları tercih ediyorlar genelde. Ama Pırt başka şeyler sunuyor. Özellikle bahsettiğim anne-baba-çocuk arasındaki bağ ve hayal gücü meselesi gibi…

Ataberk: Bence verilmiyor. Yıllardır izlediğimiz birçok yetişkin tiyatrosu çocuk tiyatrosu yapmıyor. Bunları konservatuvar dönemi yapılan şeyler gibi görüyor. Öz eleştirimizi bu konuda yapmak zorundayım. Diğer taraftan bunun sorumluluğu da bizde mi bilmiyorum. Devlet ve şehir tiyatroları, belediyeler, özel kuruluşlar hepimiz bir şeyler yapmak zorundayız. Dünyayı en azından koruyabilmek için bizden sonraki nesille iletişim kurmak zorundayız. Birlikteyiz, biz de onlarla birlikte büyüyoruz. Tiyatronun iyileştirici gücüne inanıyor ama bunun ilk basamağına basmadan yukarı çıkmak istiyoruz.

Sizin eklemek istediğiniz, bizimle paylaşmak istediğiniz bir durum var mı?

Nihan: Çok teşekkür ederim ilginize ve güzel sorularınıza. Belki şunu ekleyebilirim: Çocuk tiyatrosu sadece çocuklar için değil bence, zaman zaman bir yetişkin olarak kendimizi çocuk oyunlarına götürün, iyi gelecek. Herkese sevgiler.

Ataberk: Bize bu alanı açtığın için teşekkür ederiz. Tek dileğimiz her sezon yeni bir projeyle çocuklara yeni hikayeler anlatabilmek. Sevgiyle…


Pırt
Oyuncular: Ataberk Öğe, Nihan Doğa
Yönetmen: Emre Saka
Yazar: Bihter Gülgeç Saka
Yönetmen Yardımcısı: Burhan Akaray
Dekor Tasarım: Nida Yeşilgül
Işık Tasarım: Ayşe Sedef Ayter
Müzik: Nihan Doğa
Afiş Tasarım: Müjde Başkale
Danışman: Özlem Melek Mumcuoğlu / Uzman Psikolojik Danışman
Süre: 40 dk.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor