'Imperium', 'Lustrum', 'Diktatör': Cicero'nun sofrasından çıkan üçleme

Sinemaya uyarlanan romanlarıyla bilinen İngiliz yazar Robert Harris'in 2015-2026 yılları arasında yazdığı Cicero Üçlemesi, "Imperium", "Lustrum" ve "Diktatör" adlı üç kitaptan oluşuyor. Tutkular, hırslar, entrika, kumpaslar ve cinayetler derken macera üçüncü kitapta Julius Caesar'a kadar uzanıyor.
'Imperium', 'Lustrum', 'Diktatör': Cicero'nun sofrasından çıkan üçleme

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İngiliz yazar Robert Harris, sinemaya uyarlanan romanlarıyla bilinir. Harris, Cicero'yu ana kahramanı yaptığı üçlemesinin esin kaynağını ve döneme olan tutkusunu vaktiyle şöyle açıklamıştı:

"Biliyorum tuhaf bir seçim ama MÖ 45 yılında, her şeyin sonu olan o suikastten üç ay önce Cicero'nun Sezar için verdiği son akşam yemeğine katılmayı çok isterdim."

İngilizler tarihî gerilim ve polisiye işini iyi biliyorlar. Sadece edebiyatta değil bu romanların dizi ve film uyarlamaları konusunda da çok başarılılar. Beş sezon süren The Last Kingdom, Robin Hood, Philippa Gregory'nin romanlarından uyarlanan Boleyn, Tudors, üç-beş yılda bir filme çekilmiş King Arthur'lar aklıma ilk gelenler.

Bu flamayı geleneğin hakkını vererek taşıyan popüler isimlerden biri de gazeteci kökenli Robert Harris. Yazı hayatına kurgu dışı kitaplarla başlayan Harris'in birçok yapıtı filme uyarlandı. Bunlar arasında Roman Polanski'nin 2010 yılında çektiği The Ghost Writer ve 2019 yılında çektiği J'accuse ile iki yıl öncesinin ses getiren yapımlarından Edward Berger'in yönettiği The Conclave var. 

  • Bu film, en iyi uyarlama senaryo dalında Oscar ödülü de almıştı. Sanırım, bir yazarın kitaplarının sinemaya uyarlanması, ona sadece para kazandırmakla kalmıyor onu zinde ve verimli de kılıyor.

Robert Harris, bir matbaacının çocuğu olarak kitaplarla çok erken yaşlarda tanışmış. Üniversitede İngiliz edebiyatı öğremini gördükten sonra BBC, The Observer, The Sunday Times ve The Daily Telegraph gibi İngiltere merkezli basın kuruluşlarında gazetecilik ve yazarlık yapmış.

İlk kitapları kurgu dışı olsa da hikayesi İkinci Dünya Savaşı döneminde geçen çok satan romanı Fatherland ile uluslararası üne kavuştu. Bu romanı da 1995 yılında Christopher Menaul tarafından sinemaya uyarlandı.

'Imperium', 'Lustrum', 'Diktatör'

Yazarın geçenlerde şık baskısıyla üç cilt hâlinde yayımlanan eski Roma macerası bu verimli sürecin belki de en önemli ve büyük yapıtı oldu. Robert Harris'in 2015-2026 yılları arasında yazdığı üç ciltlik "Cicero Üçlemesi" sinema ve dizi yapımcılarının ilgisini muhakkak çekecektir.

  • Türkçeye Doğan Aydoğan çevirisiyle kazandırılan üçleme, Imperium, Lustrum ve Diktatör adlı kitaplardan oluşuyor.

Yaz okumaları ve elbette nitelik de arayanlar için ideal bu tarihî kurgu bana, yıllar önce Robert Graves'in Ben, Claudius romanını ve aynı adla çekilip TRT'de yayımlanan muhteşem diziyi hatırlattı. İki romanın birbiriyle benzerliği sadece film uyarlamaları değil kuşkusuz; Roma İmparatorluğu deyince akla ilk gelen şeyi, ihanetler, entrikalar ve siyasi mücadeleleri çok başarılı bir biçimde işlemeleri. Yalnız Ben, Claudius, siyasi çatışma arenasına hanedanın ve sarayın içinden bakmıştı; "Cicero Üçlemesi"nde ise olaylar imparatorluğun ve Roma'nın kalbi Senato'da geçiyor. Tutkular, hırslar, entrika, kumpaslar ve cinayetler derken macera üçüncü kitap olan Diktatör'de Julius Caesar'a kadar uzanıyor.

Üçlemenin ana kahramanı ise fikirleri, hitabet gücü ve siyasi dehasıyla ünlü Cicero. Roman, genç bir hukukçu olarak adımını Cumhuriyet'in kalbine atan genç hatibin etrafında Roma İmparatorluğu'nun en şaşaalı dönemlerinden birini anlatıyor.

Güçlerin çarpışması, tiranlığın doğuşu

'Imperium': Ordusu, serveti ve kilitli kapıları ona ardına kadar açtıracak soylu adı ya da tanıdıkları olmayan bir genç... Bitmek tükenmek bilmeyen hırsını zekasıyla birleştiren ve gözünü en tepeye diken bu gencin adı Roma'nın emperyal tarihine büyük düşünür ve hatip olarak geçen Cicero'dur. En büyük silahı sınırsız hitabet yeteneğiydi. Retorik gücü, yıllar içinde Roma'nın en etkili siyasetçi ve komutanlarını dize getirmeye yetmişti. Genç bir avukat olarak şöhret ve güç yolculuğunun başında aldığı bir dava, onu Roma'ya sürükledi. 

Dostlukların çıkarlarla şekillendiği, sadakatin ölümcül bir yüke dönüştüğü, adaletin ise güçle belirlendiği Roma onu hemen çatışmalar, entrikalar ve hesaplaşmalarla çalkalanan odağına çekti. Genç bir avukatın kariyer hedefi, zamanla büyük bir güç ve iktidar savaşına dönüşecekti.

'Lustrum': Hayalini kurduğu iktidarın tam merkezindeydi artık Marcus Tullius Cicero. Ne var ki, ne kadar güç varsa, o kadar da direnç noktası olur o gücün karşısında. Cicero'nun da yaşadığı buydu. Bir cinayetle sarsılan huzur ortamı, kısa sürede bir kabusa ve korku iklimine dönüştü. Antik tarihin en önemli simalarından biri, retoriğin babası, kendi yarattığı canavarı durdurabilecek güce sahip miydi?

'Diktatör': Ünlü hatip siyasetçi artık sürgünde. Sezarlar sezarı Julius Caesar yükselirken eski düzen de yıkılmaya başlamıştı. İttifaklar çökmeye, eski dostlar düşmana dönüşmeye başlamıştı. Tiranlığın önlenemez yükselişine karşı Cicero'nun elinde iki şey kalmıştı: Sözcükleri ve inancı!

Robert Harris'in Goodreads'te bir okurunun sorduğu "Sezarların Roması'nda yaşıyor olsaydınız, hangi olayların içinde olmak isterdiniz?" sorusuna verdiği ilginç cevaptan bu üçlemenin varoluş tutkusunu anlamak da mümkün:

"Biliyorum çok tuhaf bir seçim ama MÖ 45 yılının Aralık'ında, yani, Caeser'a düzenlenecek suikastten üç ay önce, Cicero'nun Caeser için verdiği son akşam yemeğinde bulunmayı çok isterdim. Bu olaya üçlemenin son cildi olan Diktatör'de de yer verdim. Caesar o yemeğe bin kişilik koruma ordusuyla gelmişti. Sonrasını Cicero'nun Atticus'a yazdığı mektuptan öğreniyoruz; Evet keyifli bir davetti ama Caeser, 'Bir dahaki sefere buralara yolunuz düşerse mutlaka uğrayın' diyebileceğiniz türden bir adam kesinlikle değildi."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Soner Can

Gazetelerin hafta sonu eklerinde, kültür-sanat servislerinde uzun yıllar haberci, yönetici ve yazar olarak çalıştı. Halen sanat edebiyat dergileri için yazarlarla söyleşiler yapıyor, okunmaya değer kitaplara dair yazılar yazıyor.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi

Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

Aslı Perker

·

06 Kas 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

Ümit Alan

·

06 Kas 2026

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

Mehmet Sindel

·

06 Kas 2026

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Soner Can

·

04 Kas 2026

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

Aslı Ildır

·

03 Kas 2026

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti