İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Rights Watch – HRW) bugün yayımlanan raporunda, Kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapmaya hazılanan Türkiye'de çevre protestolarına katılan bölge sakinleri, avukatlar ve gazetecilerin gözaltı, para cezası ve ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Kurum, bu uygulamaların ifade ve toplantı özgürlükleri üzerinde caydırıcı etki yarattığını vurguladı.
Rapora göre HRW, Ağustos 2026’da çevre protestolarına katılmış 23 kişiyle görüştü. Görüşülenler arasında 15 bölge sakini, altı avukat ve iki gazeteci bulunuyor. Örgüt, Muğla’daki Akbelen Ormanı’nda 2023-2026 yılları arasında yürütülen soruşturma ve kovuşturmaları, Doğu Karadeniz’de ise 2026’da altın arama faaliyetlerine karşı düzenlenen protestoları inceledi.
- HRW, Eylül ayında İçişleri Bakanlığına ve Muğla, Ordu ve Giresun’daki ilgili başsavcılıklara araştırma bulgularıyla ilgili sorular gönderdiğini, rapor hazırlanırken kurumlardan yanıt alamadığını belirtti.
İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya araştırma görevlisi Deniz Bayram, Türkiye’nin çevre protestolarına yönelik yaklaşımını eleştirerek yetkililerin gözaltı ve ceza soruşturmaları yerine bölge sakinlerinin kaygılarını dinlemesi gerektiğini söyledi. Bayram, “BM’nin her yıl düzenlenen iklim değişikliği zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye’nin çevre protestolarına yönelik baskıları, muhalif seslere tahammülsüzlüğünün çarpıcı bir göstergesi” ifadelerini kullandı.

Akbelen'de yasaklanan protestolar, yıllardır devam eden soruşturmalar
Muğla’nın İkizköy bölgesinde yaşayanlar, 2019’dan bu yana linyit madeni sahasının genişletilmesine, ağaç kesimlerine ve zeytinliklerin kamulaştırılmasına karşı çıkıyor. HRW’ye göre Temmuz 2021’de yaklaşık 30 ağacın kesilmesinin ardından köylüler çalışmaları izlemeye başladı; 10 Ağustos’ta yaklaşık 250 jandarmanın müdahalesinde 11 kişi gözaltına alındı. Temmuz 2023’te kesimlerin yeniden başlamasıyla en az 40 kişi daha gözaltına alındı.
2023’ten bu yana altı bölge sakini hakkında ceza davası açıldı; dördü kamu görevlisine direnme suçundan mahkum edildi ve kararları temyize taşıdı. Avukatlar en az 55 kişinin daha soruşturulduğunu bildiriyor. HRW ayrıca protestoculara çadır kurmak ve pankart asmak nedeniyle 40 bin ila 250 bin lira arasında idari para cezaları kesildiğini aktarıyor. Hakkında iki soruşturma bulunan Avukat İsmail Atal, uzun süren soruşturmaların yeni protestolara katılımı caydırdığını belirtiyor:
"Soruşturmalar yıllarca [açık] tutulunca, ceza davası açılması tehdidi protestocuların başlarının üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor; bu da onları yeni protestolara katılmaktan caydırıyor."

Doğu Karadeniz'de altın madeni protestoları baskı altında
Ordu’nun Perşembe Yaylası’nda altın arama çalışmalarına karşı çıkan bölge sakinleri, 29 Temmuz 2026’da düzenlenen protestoda jandarmanın müdahalesiyle karşılaştı; 50’den fazla kişinin katıldığı eylemde yaklaşık 15 kişi gözaltına alındı. Görüşülen kişiler, yaklaşık sekiz saat tutulduklarını ve bazılarına bir daha protestoya katılmayacaklarına dair belge imzalatılmak istendiğini söyledi. HRW, gözaltına alınanlar arasında iki çocuk ve 84 yaşında bir kişinin de bulunduğunu, iki kadının vücudundaki morlukları altı gün sonra belgelediğini aktardı.
Protestoların ardından bazı bölge sakinlerinin tekrar tekrar kimlik kontrolüne tabi tutulduğu, trafik cezalarıyla ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle soruşturmalarla karşılaştığı bildirildi. Giresun’un Görele ve Tirebolu ilçelerinde de madencilik karşıtı protestocular hakkında soruşturmalar açıldı. Savcılık, aralarında avukat Sevda Karataş, belediye meclisi üyesi Ömer Cebeci ve çevre derneği üyesi Nihal Nakıpoğlu’nun bulunduğu kişilerle ilgili tehdit, yanıltıcı bilgi yayma ve şirketin çalışma özgürlüğünü engelleme iddialarını inceliyor.
COP31 öncesi protesto hakkı çağrısı
HRW, barışçıl toplanma ve ifade özgürlüğünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ve Türkiye Anayasası kapsamında korunduğunu hatırlattı. Örgüte göre bu haklara getirilen kısıtlamaların kanunla öngörülmesi, meşru bir amaca dayanması; gerekli ve orantılı olması gerekiyor.
Raporda, çevre protestolarıyla bağlantılı çok sayıda soruşturmanın takipsizlik veya beraatle sonuçlandığı, ancak uzun süren süreçlerin ve kolluk birimlerine tekrar tekrar gitme zorunluluğunun hedef alınan kişiler üzerinde ağır bir yük oluşturduğu belirtildi. HRW, çevre savunucularına yönelik baskıları Türkiye’de sivil toplumun faaliyet alanına yönelik daha geniş kapsamlı müdahalelerin bir parçası olarak değerlendirdi.
Bayram, çevre savunucularına yönelik uygulamaların COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye’nin sivil toplumun katılımını kolaylaştırma sorumluluğuyla çeliştiğini belirtti. COP31’e katılacak ülkelere çağrıda bulunan Bayram, “COP31’e katılan devletler, Türkiye’nin çevre savunucularına yönelik baskılarına karşı seslerini yükseltmeli ve ev sahiplerine, COP hedeflerine ulaşmak için sivil toplumun katılımının kritik önem taşıdığını hatırlatmalı” dedi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi, Türkiye için sadece uluslararası bir zirveye ev sahipliği yapma meselesi değil. İklim finansmanı, adil geçiş, emisyon azaltımı ve çoktaraflı işbirliği başlıklarında somut ilerleme sağlanması, Türkiye'nin küresel iklim diplomasisindeki rolünün de önemli bir göstergesi olacak. COP31’in başarısını, açıklanan taahhütlerin sayısı değil, ülkelerin somut kararlar alıp bunları uygulamaya dönüştürme kapasitesi belirleyecek.

COP31’e günler kala, iklim diplomasisinin en önemli gündem maddelerinden biri yine finansman. Yeni düzenlemelerle birlikte Türkiye’de özel sektörün iklim finansmanında daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekecek gibi görünüyor.

COP31'e doğru 2035 için belirlenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi tartışılırken kaynakların hangi kanallardan sağlanacağı, ülkelerin katkısının nasıl paylaşılacağı ve finansmanın ne kadarının hibe olarak aktarılacağı belirsizliğini koruyor. Bakü–Belém Yol Haritası bu hedefe ulaşmak için bir çerçeve sunarken asıl sınav, finansmanın ihtiyaç sahiplerine hangi koşullarda ulaşacağı olacak.

Pandemi günlerinde bir adım geri atıp, yaşadığımız keşmekeşi çıplak gözlerle görünce, en çok da bizden nelerin esirgendiğini fark ettik. Ertelenen kitaplar okundu, filmler, diziler izlendi. Kimimiz sahiden de mutfakta becerikli olduğunu keşfetti, hemen herkes evde kendi ekmeğini pişirmeye başladı, bir kısmımız hızını alamayıp karnabaharı bile deterjanla yıkamaya soyundu. Ama ortak duygu şuydu: Çalışırken de kendimize vakit ayırabilirmişiz. Peki böyle bir hayat için illa küresel bir felaket mi yaşamamız gerekiyordu?

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan ile birlikte değerlendirdik.



