Inside Out 2: Ergen zihninde yıkım günü

"Inside Out 2" filmini Psikolog Duru Erdem ile izledik, Riley’nin “yeni” ve “eski” duygularını, ergen psikolojisi üzerinden birlikte inceledik.
Inside Out 2: Ergen zihninde yıkım günü

28 Haziran - Akbank Sanat - Duende
Akbank Sanat ile birlikte

Akbank 42. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi devam ediyor

Nedir? Türkiye’nin sanat ekosistemine önemli katkılar sunan Akbank Sanat ’ın Resim ve Heykel Müzeleri Derneği iş birliğiyle çağdaş sanat alanındaki gelişmeleri teşvik etmek ve genç sanatçılara destek olmak amacıyla düzenlediği Akbank…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Hemen hemen her Pixar filminde olduğu gibi 2015’te Inside Out’u da ilk izlediğimde eğlenceli, komik ve keyifli bir animasyon izlemiş olmanın çocuksu mutluluğuyla ayrılmıştım salondan. Zamanla, izlediklerim üzerine düşündükçe ve tekrar tekrar izledikçe farkına vardığım detaylarla filmin etkisi katman katman artmıştı. Zihnimin içinin nasıl da detaylıca görselleştirildiğinin şaşkınlığını yaşamış, duygularım, benliğim ve psikolojim üzerine düşüncelere dalmaya başlamıştım. 

Pixar animasyonları hiçbir zaman sadece “çocuk filmi” olmadı. Hatta bazılarının yetişkinlere katabilecekleri çocuklara katabileceklerinden fazlaydı. Tıpkı Inside Out gibi… Vizyondaki üçüncü haftasına giren Inside Out 2 de farklı değil. Üstelik duyguları karakterlere dönüştüren Inside Out evrenine, yani küçük Riley’nin zihninin derinliklerine yolculuğumuzun bu devam filmi bizi Riley ve beş temel duygusu (Neşe, Üzüntü, Öfke, Korku ve Tiksinti) ile buluşturmakla sınırlı kalmıyor. Riley’nin ergenliğe girmesiyle, beyindeki kontrol merkezinde bir karmaşa hakim oluyor. “Yeni” duygulara yer açılması gerekiyor: Kaygı, Gıpta, Bıkkınlık ve Utanç…

Inside Out 2 | Kaynak: Disney Studios Türkiye

Kurduğu kişisel bağlar filmlerle olan ilişkisini daima etkileyen ve Inside Out 2 ile belki de ilk filme kıyasla çok daha derin bir bağ kurmuş biri olarak, filmle ilgili yorumlarımı paylaşmanın yetmeyeceğini düşünüyorum. Riley’nin zihninde olanları ve bunların filmde nasıl işlendiğini daha iyi değerlendirebilmek için aklıma bir fikir geliyor. Çoğunlukla ergen psikoterapisi alanında çalışan arkadaşım Psikolog Duru Erdem’le yazışmaya başlıyoruz: “Duru, n’aber? Sen Inside Out seviyordun, değil mi?” 

Filmi bir kez de onunla izliyor, hemen sonrasında konuşmaya başlıyoruz.

İlk filmi sevdiğini biliyorum ama sonuçta onu izleyeli 9 yıl oluyor. Şu an, artık bir psikolog olarak, bu yeni film hakkında ne düşündün?

Bu filmi bir çocuk filmi yapan özelliği alegorisi, bir yetişkin filmi yapan özelliği ise alegorisinin kuramsallığı ve yerindeliği. Örneğin benlik algısını gösteriyor, bilinç akışını gösteriyor, beyin fırtınasını gösteriyor… Bunların görselleştirilmesi inanılmaz hoşuma gitti ve tüm bunlar daha teoriye  ve kurama uygun bir şekilde yapılamazdı. Modernliği de çok hoşuma gitti. Biliyorsun Freud bakışı biz psikologlar artık biraz antika görüyoruz. Bu filmdeki temel inançlar olsun, geriye atılmış düşünceler olsun; bunlar hep modern bakışın, bilişsel davranış terapisinin konularıdır. İşlenişiyle beni mest etti.

Uyarı:
Yazının bundan sonrası filmle ilgili önemli anlara dair, izleme deneyiminizi etkileyecek detaylar içeriyor.

Inside Out 2 | Kaynak: Disney Studios Türkiye

Riley’nin ergenliğe girmesiyle beraber kontrol merkezine dört yeni karakterin, dört yeni duygunun eklendiğini görüyoruz: Kaygı, gıpta, bıkkınlık ve utanç. Filmin ilk 10 dakikası içinde bir ergenlik alarmı çalmaya başlıyor ve bu yeni duygularla tanışıyoruz. Riley’i tetikleyen ne oluyor? Bu duygular neden daha önce yoklar ve neden bu alarmla birlikte geliyorlar?

Filmdeki yeni karakterler çocuklukta da yok değil, varlar. Bunlar doğuştan beri bedenin sahip olduğu duygular, ergenlikte birdenbire ortaya çıkıyorlar gibi bir durum yok. Fakat ergenliğe kadar bunların ortaya çıkacağı bir olay, bu duyguların çocuklukta yaşanacak bir ortamı yok. Sosyal etkileşimler ergenlikte değişiyor. Filmin başında çalan o ergenlik alarmı dedin ya, aslında bu bir günde olan bir şey değil. 

Filmde bu alarmın çalmasını tetikleyen en önemli faktör dikkat edersen Riley’nin kafasına bir rekabet kavramının girmesi. Artık sosyal ilişkileri başka boyutlara geçiyor, böylece kaygıyı, gıptayı, utancı ya da bıkkınlığı tecrübe edebileceği olaylar çıkıyor karşısına. Aslında bu duyguların hepsi başından beri içinde onun. 

Piaget’ye göre kişi ahlaki gelişimini aslında 12-13 yaşında tamamlar. Bu de demek oluyor ki biz ergenliğe girdiğimizde başka bir benlik algısı oluşturuyoruz. Benlik algımızı da kendi kafamıza göre oluşturamayız, dışarıdakine göre oluştururuz. Orada bir ben-sen ilişkisi vardır. Riley’nin ben-sen ilişkileri değişiyor. 

Dikkat edersen arkadaşlık adasının aile adasının önüne geçtiğini görüyoruz. Aile adası gerilerde, ufacık kalmış. Bu, sosyal etkileşim bağlamında arkadaşların onun için daha önemli olduğu anlamına geliyor. İşte ergenlik tam olarak bu. Konseptlerin yer değiştirmesi ve karmaşa. 

Karmaşa! Bu karmaşa, filmde inanılmaz bir şekilde gösterilmiş. Yıkım günü ile çok başarılı, kurama bağlı, tutarlı bir alegori yapılmış. Yıkım gününde işçiler geliyor, kontrol masasını parçalıyor, orayı burayı değiştiriyorlar. Dağınıklık, uyarılar, yıkım… Bir benlik algısı yıkılıp yerine yenisi geliyor. Ama hayır çocukluğundaki kişi değişmiyor; bambaşka bir insan olmuyor. 

Eski duygular da bir yere gitmiyor yani?

Yeni duygular geldiğinde eski duygular artık bastırılmış duygular olarak geçiyor ama hayır değil. Bastırılmış değiller, geriye atılmışlar. Önemsenmemek gibi düşünebilirsin. Hatta bu duyguların yoğunluğunun arttığını da görüyoruz. Düğmelerin Riley’e hissettirdikleri katbekat artıyor. Üzüntüyü 100 kat hissediyor, mutluluğu 100 kat hissediyor. Yani duyguların bir yere kaybolduğu yok.

Inside Out 2 | Kaynak: Disney Studios Türkiye

Tüm bu karmaşanın ortasında kontrol masasının kontrolünün Kaygı’nın eline geçtiğini görüyoruz. Filmin dönüm noktasında da zaten bir kaygı krizi var. Riley neden kaygının kontrolünde ve film sence Kaygı’yı iyi yansıtmış mı?

Kaygı en güçlü olan şey ve öyle bir güçle geliyor ki kişiyi çocukluğunda olduğundan daha farklı bir hâle getiriyor. Filmde kaygı; işlevli kaygı ve işlevsiz kaygı farkı çok güzel gösterilmiş. İlk başta planlar yaparak geliyor, plan yapmazsak şöyle olur, böyle olur diyor. Bak bu işlevli kaygı gerçekten. Kişinin hayatta kalması için işlevi olan bir kaygı bu. 

İşlevsiz kaygıya ise o kaygı krizini örnek gösterebiliriz. İşlevsiz kaygının patlaması gibi bir sahne o. Kaygının kontrol masası etrafında pır pır döndüğünü görüyoruz, neredeyse patlayacak. Her şeyi yıkmak üzere. Bunun nedeni her şeyin üst üste gelmesi, her şeyin kaygısının üst üste gelmesi. Kişi rahatlayamıyor, bir şey yapamıyor. Orada çok kısa bir süre içinde, bir bedensel belirtiyle birlikte bir patlama gösteriyor. 

O krizin ardından tüm duygular benliğe sarılıyor, benlik algısı rengarenk oluyor. Orada duygular birbirlerini kabul ediyorlar. Hepsinin Riley’e ait ve hepsinin ayrı birer işlevi olduğunu kabul ediyorlar. Kabul kavramı çok önemli. 

Dikkat et, duygular Riley’i kabul ettikten, Riley duyguları kabul ettikten sonraki sahnede, yemekhanede ona Michigan diye değil Minnesota diye sesleniliyor mesela. Çünkü aslında Riley artık kendisi oluyor. Kaygının boyunduruğundan çıkıp neşeyi ya da tüm duygularını dahil edip kendisi olduğu ilk dakikada dışarıdan da bunun gelmesi çok güzel bir detay. 

Burada şu mesaj var: “Kişinin kim olacağına duyguları karar vermez.” Duyguların öyle inanılmaz bir gücü yok. Duygular sadece kişinin nasıl davranacağına ya da hangi durumların onu nasıl etkileyeceğine etki eder. 

Inside Out 2 | Kaynak: Disney Studios Türkiye

Peki diğer yeni karakterler?

Utanç karakteri benim çok dikkatimi çekti. Utancın üzüntüye yardım etmesi özellikle de. Çünkü burada şöyle bir durum var: Utanç kendinden, kendi yaptıklarından utanıyor. Kaygının Riley’e yaptıklarından utanıyor ve yardım etmek istiyor. Utanç orada tamamen kendini gerçekleştiren tek karakter olabilir. Bıkkınlık da çok iyi resmedilmişti; tam bir bıkkınlıktı. Gıpta karakterini ise daha çok görmek isterdim. Hani rol modelin dışında belki bir romantik ilişki ya da ne bileyim bir müzik grubuna hayranlık gibi bir bağlamda daha da ortaya çıkarılabilirdi.

Açıkçası ben de Nostalji’yi biraz daha görmek isterdim…

İşte ikili ilişkilerin değişmesi nostalji için yetmiyor ama… Bir de zamanlama da tutmuyor tabii ki. Nostalji hep 5-10 sene öncesine gitmektir ama Riley’nin 5-10 senesinde nostalji yapabileceği bir durumu yok. Yine de arada gidip gelmesi çok tatlıydı evet, güzel bir işaretti. Büyüyor olduğuna bir işaretti: Bakın büyüyor ve anı biriktiriyor. Dolayısıyla nostalji yapabileceği anıları olacak. Ama ona sürekli dedikleri gibi, “henüz değil”, “sen sonra…”.

Sonra demişken, birkaç yıl sonra Inside Out 3 yapılırsa, en çok hangi duyguyu görmek isterdin?

Ben kesinlikle ve kesinlikle libidoyu görmek isterdim ama bu yine bir çocuk filmi olacağı için çok da kolay olmayacağını tahmin ediyorum. Belki onu aşk gibi bir şekilde verebilirler. Ben olsam kesinlikle böyle bir şey yapardım.

Kesinlikle katılıyorum. Sonuçta birkaç yıl içinde Riley’e olacağı gibi, hepimizin o yaşlarda benliğini libido ele geçirmişti, belki hâlâ ara ara geçiriyor, bilmiyorum. En az Kaygı kadar iyi bir hikaye ve mizah malzemesi çıkabileceğini düşünüyorum buradan. İşin kuramsal tarafına sen tabii ki daha hakimsin ama sonuçta Freud’da vs. psikolojiye dair birçok şey cinselliğe dayandırılmıyor mu? Düşününce hikayenin gideceği bir sonraki yer psikolojik olarak da gerçekten burası olmalı bence.

Evet ama dediğim gibi film Freudyen bir bakışla yazılmamış; çok daha güncel, çok daha modern bir bakışla yazılmış. Ama bilişsel davranış terapisinde de libido var sonuçta. Modern bakış da cinselliği bir kenara atmıyor, onlar da çok önemsiyor.

Inside Out 2 | Kaynak: Disney Studios Türkiye

Son olarak, Riley’nin ebeveynlerini çok az görüyoruz ama onların bu karmaşık döneminde Riley’e yaklaşımı hakkında ne söyleyebilirsin? Doğru mu davranıyorlar?

Anne ve baba ile ilgili hiçbir sıkıntı yok. Hatta annenin zihninde “O zaman geldi mi acaba?” denmesi özellikle hoşuma gitti. Riley’nin ebeveynleri zaten çok az görülüyorlar ve yaklaşımlarında hiçbir sıkıntı yok. Zaten ilk filmde, Riley’nin çocukluğunda da çok iyi gösterilmişlerdi. Burada da hiçbir sıkıntıya neden olmadan, durumu çok güzel kontrol aldıklarını düşünüyorum gösterilen sahnelerde.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🧠 Ters Yüz psikoloji, A Quiet Place: Day One

"Inside Out 2", ergenlik ve ergen psikolojisi üzerine bir sohbet. "A Quiet Place: Day One" filminden izlenimler.

28 Haz 2024

Akbank Sanat ile birlikte
Inside Out 2 | Kaynak: Disney Studios Türkiye

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar