İstanbul, Boğaz ve balıklar

İşte güzel yalnızlık, buradasın.
İstanbul, Boğaz ve balıklar

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Bulut Mu Olsam?

Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

Nâzım Hikmet

Uzun bir sahil yürüyüşü yapma isteğiyle uyanıyorum bugün. Ekim ayı bizi iyice kışın soğuğuna hazırlamadan bugün İstanbul’u doyasıya yaşamak istiyorum. Ama bu sefer yalnız olmak istiyorum yolculuğumda. Yalnız dediğime bakmayın; şiirler, şarkılar, deniz kokusu, boğaz manzarası ve balıklar eşlik edecek elbette bana. Aslında bir “masturdating” gününe hazırlıyorum kendimi. Bu kelimeyi duymuş muydunuz daha önce? 

Masturdating, çoğumuzun yapmak istediği, kimi zaman koşturmacadan fırsat bulamadığı ya da belki zaman ayırmak için "çekindiği" bir zaman dilimini anlatıyor. Kabaca bir tanım yapmak gerekirse "kendi kendini dışarı çıkartmak" olarak tanımlayabiliriz. Ben ona “güzel yalnızlık” demeyi tercih ediyorum. Güzel yalnızlık üzerine düşünürken geçen gün ekip arkadaşımız Orhun’un bahsettiği, ofisimize hediye gelen poster geliyor gözümün önüne. “İstanbul. They call it chaos, we call it home.” yazısını düşünüyor, yüzümde oluşan buruk gülümsemeye engel olamıyorum. Bir taraftan da hoşuma gidiyor bu durum. “Gerçek bir İstanbullu” gibi hissediyorum kendimi, onu her hâliyle seven bir İstanbullu. Ve bu hisle atıyorum kendimi sokağa.

Fotoğraf: Irmak Naz Polat
"Köprüde"
İstanbul'u konuşan fotoğraflar serisi
Fotoğraf: Irmak Naz Polat

Galata Kulesi yakınlarından başlıyorum yürümeye. İstikamet öncelikle Karaköy İskelesi. Oradan da Eminönü İskelesi’ne gitmek var aklımda. Galata Köprüsü’nü hep çok sevmişimdir. Yolculuğuma başlar başlamaz hemen kokusu geliyor sanki burnuma denizin, balıkların… Balık demişken canım balık ekmek çekiyor. Bilinir mi geçmişi bilmem, çok eskiden Galata Köprüsü’nde başlıyor balık ekmeğin serüveni. Ekmek arasında balık satan tekneler, ilk kuruldukları yıllarda sahile değil Galata Köprüsü’ne yanaşıyor. Kıyıda kalıcı olarak kalma izninin alınmasıyla birlikte, balık ekmek tekneleri yıllar önce Galata Köprüsü’nden Eminönü sahiline taşınıyor. Tabii, teknelerin konumu değişse de sundukları lezzet ve gördüğü ilgi değişmiyor…

galata
"Beklerken"
İstanbul'u konuşan fotoğraflar serisi
Fotoğraf: Irmak Naz Polat

Hava biraz esiyor aslında ama tam benlik. Üşütmeyen bir rüzgâr hissediyorum. Galata Köprüsü’ne gelince biraz yavaşlıyorum. Gökyüzündeki derin maviliğe bakıp dalıyorum bir süre. İşte tam o sırada Orhan Veli’nin sesini duyuyorum kulağımda:

İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi...”

Gülümsüyorum. Birkaç fotoğraf çekiyorum. Martıların sesini de hatırlayabilmek için birkaç video da çekiyorum ve yolculuğuma devam ediyorum.

Eminönü’ne varıyorum. Kuzeyde Haliç, doğuda İstanbul Boğazı, güneyde Marmara Denizi, batıda Zeytinburnu ve Fatih. Eminönü, İstanbul’un en bilinen tarihî eserlerini içinde barındıran, tarihî yarımadanın en güzel sürprizi. Balık ekmek sefamı Eminönü’nde yapmaya karar veriyorum. Bu sefer Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun sesi yankılanıyor kulaklarımda: “İstanbul deyince aklıma martı gelir, yarısı gümüş, yarısı köpük, yarısı balık yarısı kuş, İstanbul deyince aklıma bir masal gelir, bir varmış, bir yokmuş.” İşte şu an tam olarak o anı yaşıyorum. Osmanlı’ya kadar uzanan Eminönü’ndeki bu balık sefası, birçok süreç yaşadı, bir var oldu bir yok oldu. Ancak her şeye rağmen martılar ve balıklar bu masalın ana kahramanı olmaktan asla vazgeçmedi.

galata1
"Bir varmış, bir yokmuş"
İstanbul'u konuşan fotoğraflar serisi
Fotoğraf: Irmak Naz Polat

Bu düşüncelere dalmışken soğumadan yemek istiyorum lezzetli balık ekmeğimi. İçerisinde taze soğan, yeşil salata, türlü baharatlar ve bolca limonla servis edilen balık ekmek sefasının 19. yüzyılın ortalarından beri devam ettiğini düşününce bu tarihî mekânda, tarihî lezzeti deneyimlemek ayrı bir keyif veriyor.

Düşüncelerden mi yoksa yürümekten mi bilmiyorum, yorgun hissediyorum yolculuğumun sonunda. Sıcak bir çay ısmarlıyorum kendime. Karşımda dalgalı deniz, damağımda sıcacık çayın tadı, kafamda düşünceler. Teşekkür ediyorum kendime bu “güzel yalnızlık” günü için. Ah bir de unutmadan, size de teşekkür ediyorum güzel yalnızlığımı benimle paylaştığınız için.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

19. yüzyıldan bugüne: Bir İstanbul gezintisi

Bugün İstanbul'un anıt ağaçları arasında İstanbullu olmak üzerine düşünüyor, Galata'dan Eminönü'ne yürüyor, 19. yüzyılı anıyor, balık ekmek yiyoruz. Katılır mısınız?

11 Eki 2020

19. yüzyıldan bugüne: Bir İstanbul gezintisi

YAZARLAR

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor