İstanbul konser yorgunu: Müzikseverler ne düşünüyor?

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İstanbul’daki konser takvimi yıllar sonra ilk kez bu kadar yoğun ve bu kadar global. Bu ay bitmedi ama şehir 1 Temmuz’dan beri her gün birden daha fazla dünyaca ünlü isme ev sahipliği yapıyor.
- Mesela 10 Temmuz’da Yunan müziğinin sevilen ismi Konstantinos Argiros Harbiye Açıkhava sahnesindeydi, ABD'li punk rock grubu The Offspring 21 yıl sonra Life Park’ta, ABD’li ünlü rapçi Offset ilk kez Klein Phonix’teydi.
Bu sırada yerli sahne de sessiz değildi ve aynı gün başka konser salonlarında sevilen şarkılarını seslendiriyordu. Temmuz'da sıradan bir İstanbul gecesinde konsersiz tek bir gün yoktu ve ilerleyen günlerde de yok. Peki, 2026 yazında İstanbul’da gerçek anlamda bir konser patlaması mı yaşadık?
Temmuz ayının ilk günü Anadolu yakasında The National’ın vokalisti Matt Berninger, Avrupa tarafında ise Thee Sacred Souls ve Babymetal hayranlarıyla sevilen şarkılarını seslendiriyordu. Hemen ertesi gün birbirimize “Bu akşam Mac DeMarco'yu mu Robert Plant’i mi tercih ettin?” diyorduk. Sinema eleştirmenlerinin festival dönemlerinde günde üç film izledikleri gibi müzik yazarları olarak bu ay haftada kaç konser izlediğimizi birbirimize soruyorduk. Garbage, Arooj Aftab, Ricky Martin, Alphaville, Pantera, Gorillaz, Wolf Alice, Suede, Kneecap, Lamb of God, Sex Pistols, In Flames, Napalm Death şehrin sahnesini onurlandıran isimler arasındaydı.

Esenler Otogarı’ndan Pantera’ya
Kneecap’te üniversite öğrencisi Sude’ye soruyorum, “Bu ay kaç konsere gidebildin?”
“Sadece bir tane. Evet gitmek istediğim bazı konserler vardı ama bütçeme göre bir konser seçmek zorundaydım. Kneecap’in enerjisinin iyi olacağına çok emindim. Filistin’in yanında olmalarına ve müziklerine hayranım. Bugünü hiç unutmayacağım.”
İrlandalı rap grubu Kneecap, enerjisi yüksek şarkılarının arasında Filistin’e özgürlük sloganları atarken hayranlarının gözlerinin içine bakıp “Şu an tarihin doğru tarafındasınız” diye de ekliyor.

Pantera’nın Ataköy Marina Arena’daki konserinin çıkışında Esenler Otogarı’na gitmek için yolu soran Ozan ile konuşuyorum. Ozan, 20 yaşında ve bu konser için Adana’dan ilk kez İstanbul’a gelmiş:
“Bir hayalim gerçek oldu. Sosyal medyadaki bir çekilişle bilet kazandım ve son dakika otobüs bileti alıp geldim. 24 saattir uyumuyorum. Şimdi otogara gidip otobüs saatime kadar bekleme salonunda uyuyacağım. Muhteşem bir konserdi ve hâlâ bunu yaşadığıma inanamıyorum. Ön grup Cavalera’da hayatımın ilk mosh pit’ini bile yaptım. Bir gün Metallica’yı da canlı izleyeceğim.”
Göksu sadece Lamb of God’ı izlemek için bir otobüs dolusu metal sevdalısı arkadaşı ile İzmir’den günü birlik İstanbul’a geldi. Konser çıkışı “Bu konser sayesinde 10 yaş gençleştim. Yalnız İstanbul’un konser ruhunu çok özlemişim” diyor.
Bilet parası için market standlarında çalıştım
Gorillaz konserinde sahnenin hemen önünde genç kızlar yaşlı gözlerle Damon Albarn’ün elini tutmaya çalışıyor. Albarn ve Jamie Hewlett’ın Gorillaz’ın müziğiyle yeni nesle nasıl dokunduğuna şahit oluyoruz. Bunda şarkılarının TikTok’ta meşhur olması da tabii ki biraz etken.
Son albümleri The Mountain’ın ana temaları ölüm ve kayıplar üzerineydi. Albarn, bu ruh hâliyle sahnede kusursuz bir düzen değil, bilinçli bir kaos ortaya çıkarıyor. Bu da şarkılar sırasında seyircinin arasına girdiğinde kalabalığa çok iyi bir şekilde yansıyor. Gorillaz’ı nostaljik bir proje olmaktan çıkarıp 2026’da hâlâ dağınıklığını estetiğe çeviren nadir gruplardan biri hâline getiriyor.

18 yaşındaki Melisa, Gorillaz’ın ilk konser gününe gittiğini söylüyor:
“Bu sene üniversiteye başlayacağım ve Gorillaz’ı yurt dışında izleme şansım maddi olarak yok. İlk günün biletleri zaten saniyeler içinde tükendi. İkinci gün eklenince bir ay boyunca market standlarında çalışarak paramı biriktirdim. Konser alanına girdiğimde ağladım. Bu hayal değildi, gerçekti ve ben yaşıyordum. Sahne önünde değildim ama bence ruhen orada gibiydim de. Tüm çalıştığım o günlere değdi. Konser sonrası sesim kısılmıştı, çektiğim konser videolarını hâlâ izliyorum. Şimdiki hedefim büyük bir müzik festivali deneyimlemek. Artık yaşım tuttuğu için de kışın Babylon gibi mekanlarda mutlaka bir konser izleyebilmek.”

The Offspring konserinde 20 yıl önce görüştüğüm üniversiteden arkadaşımla karşılaşıyorum. Ali, 9 yaşındaki kızı ile konserde ve şunları söylüyor:
“Uzun zamandır herhangi bir konsere gitmiyordum. Gençliğimi onurlandırmak için buradayım. Kızımın da ilk konserinin The Offspring olması benim için çok özel.”
Arkadaşlarım Bulgaristan’daki bir festivalden evlerine gitmek yerine Türkiye sınırına araba ile girdikleri anda LifePark’taki Savatage konserine son dakika yetişmeye çalışıyor.

Suede konserinde 58 yaşındaki Brett Anderson’ın sahnede yaşsız olduğuna şahit oluyoruz. Terden sırılsıklam hâlde seyircilerine karşı diz çöküyor ve enerjisi asla bitmiyor. Konseri izleyen milenyum kuşağı olarak çıkışta birbirimize “Suede, iyi ki böyle geri döndü” diyoruz.
Dev stadyum konserlerinin radarına giremedik
Organizatörler bu sene birçok gencin ve müzikseverin hayallerini konser alanlarında gerçeğe dönüştürüyor. Onlara paha biçilmez anılara sahip bir yaz armağan ediyor. Fakat tabloya daha yakından bakarsak eğer İstanbul bu yıl stadyum turnesindeki tartışmalı isim Kanye West ve Scorpions harici hiçbir sanatçının takvimine giremedi.
- BTS, The Weeknd, Bruno Mars, Harry Styles, Bad Bunny, Metallica şehrimizi es geçti.
Dev bütçelere sahip bu sanatçıların ülkede konser vermesini kolaylaştıracak ekonomik ve bürokratik esneklikler yaratılmadığı sürece, şehir harika konserlere sahne olsa da devasa stadyum prodüksiyonlarının kapsama alanı dışında kalmaya devam edecek gibi görünüyor.
İstanbul çok önemli sanatçıları ağırladı ve ağırlıyor ama ekonomik olarak bunun dönüşü sanıldığı gibi şehrin ekonomisini hareketlendirmiyor. Örnek vermek gerekirse Amsterdam’daki Johan Cruijff Arena, yılda ortalama 15 ile 25 arasında dev stadyum konserine ev sahipliği yapıyor. Yalnızca Johan Cruijff Arena’nın toplam yıllık cirosunun yaklaşık %50’si futbol dışı canlı müzik ve eğlence etkinliklerinden elde ediliyor. Bilet satışı, localar ve stadyum içi tüketimle birlikte mekanın canlı müzikten elde ettiği yıllık doğrudan işletme geliri 50-70 milyon avro civarında.
- Yurt dışından gelen yüz binlerce müzik turistinin konaklama, şehir içi ulaşım, alışveriş ve yeme-içme harcamaları eklendiğinde, Amsterdam’daki stadyum konserlerinin şehre bıraktığı yıllık toplam ekonomik değer 150 ile 200 milyon avro bandına ulaşıyor.
Amsterdam yerine Atina ile kıyaslama yapalım... Atina’da stadyum konserleri OAKA’da (Atina Olimpiyat Stadyumu) yapılıyor. Metallica, bu yıl Atina’da 90 binden fazla seyirciye seslendi. Yalnızca bilet satışından elde edilen gelirin 11 ila 13 milyon avro arasında olduğu tahmin ediliyor. Mesela 2024’te Coldplay’in OAKA’daki kapalı gişe konserleri sırasında Atina Havalimanı uçuşlarında rekor doluluklar yaşandı. Türkiye’den o kadar çok kişi konsere gitti ki Türk Hava Yolları, Atina seferlerine geniş gövdeli uçaklar koymak durumunda kaldı.

İstanbul’un ise Avrupa ya da ABD turnelerine vize alamayan Rusya, Balkan ya da Körfez ülkelerinin canlı müzik durağı hâline geldiğini gözlemledim. Eskiden özellikle metal konserlerinde İranlı müzikseverin İstanbul’u tercih etmesine şahit olurduk. Savaş nedeniyle ne yazık ki onların rotalarına giremedik.
- Bu yaz izlediğimiz konserler gelecek sezonlar için çok önemli adımlar. Belki de geçmişteki o büyük festivalleri geri getirip yeniden dev stadyum konserlerine kapılarımızı açacağız.
Daha yaz bitmedi! Kimleri mi izleyeceğiz? Skunk Anansie 30 Temmuz’da Zorlu PSM’de, The Prodigy 7 Ağustos’ta Zorlu PSM’de, Zara Larsson 9 Ağustos’ta Bonus Parkorman’da, LP 14 Ağustos’ta Küçükçiftlik Park’ta, Wednesday 17 Ağustos’ta Blind’da, Jack White, Tomora, Wet Leg, The Kills gibi önemli müzisyenlerin sahne alacağı Babylon Soundgarden 22-23 Ağustos’ta Bonus Parkorman’da olacak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.




