İstanbul Tiyatro Festivali’nin açılış oyunu: 'Müfettişler'

Melih Cevdet Anday'ın 50 yıl önce kaleme aldığı oyun üzerine yönetmeni Engin Hepileri’yle konuştuk.
İstanbul Tiyatro Festivali’nin açılış oyunu: 'Müfettişler'

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İKSV tarafından düzenlenen 28. İstanbul Tiyatro Festivali’nin açılış oyunu Tiyatro.İn ekibinden geldi. Geçen sezon Melih Cevdet Anday’ın Mikado’nun Çöpleri oyununu sahneye taşıyan ekip bu sefer Müfettişler'le izleyici karşısına çıkıyor. Melih Cevdet’in 50 yıl önce kaleme aldığı metin, günümüz Türkiye'sinde değişen bir şey olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Müfettişler’in yönetmeni Engin Hepileri’yle oyun üzerine konuştuk.

Geçen sezon Mikado’nun Çöpleri, bu sezon da Müfettişler oyununda yönetmen olarak görüyoruz sizi. Melih Cevdet’e olan ilginizin nedenlerini merak ettim. Nasıl karar verdiniz?

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda okurken Yıldız Kenter hocamız bize Melih Cevdet Anday’dan çok bahsederdi. Onun özellikle uyumsuz oyunları bizim ders konumuz olmuştu. Hatta okul oyunum da Melih Cevdet Anday’dan Dikkat Köpek Var’dı. Garip akımına getirdiği etki, yazar olarak kendisini geliştirdiği nokta sonrası, kendimi Melih Cevdet okurken buldum. Önce Mikado’nun Çöpleri’ni yaptık. Bu, "Melih Cevdet’in rejisini nasıl sahneye yansıtabiliyorum"u görmek üzerine bir çalışmaydı. Sonra da hocamız Mehmet Birkiye, İstanbul Tiyatro Festivali küratörü olunca “Bir şey yapalım,” dedi. “Melih Cevdet yapalım mı?” deyince gözleri parladı ve süreç bu şekilde ilerledi.

Birçok tiyatro oyunu var Melih Cevdet Anday’ın. Neden özellikle Müfettişler’i tercih ettiniz?

Müfettişler günümüze çok uygun. Sözü, duygusu, esasen hissettirdiği şey... Türkiye siyasi tarihi üzerinden Melih Cevdet’in yazımını takip edebileceğiniz pek çok nokta var. Tam 1968-1972 yılları. Türkiye’deki sağ-sol çatışmalarının gittikçe alevlendirildiği ve gençlerin ufak ufak birbirine kırdırıldığı dönemden bahsediyorum. Bütün bunlar içinde sıkışmış, sıkıştırılmış, korkutulmuş ve evin içerisine hapsedilmiş bir karakterle karşılaşıyoruz. Günümüzde artık belki bu tür duyguları somut olarak yaşamıyor olsak da soyut olarak çok ciddi yaşıyoruz. Burada sıkışan, hayatını özgürce yaşayamayan vatandaş oluyor. O vatandaşlardan bir tanesi Melih Cevdet’in “adam” ve “kadın”ı. 

Melih Cevdet’i okuduktan sonra müthiş bir umut kaplıyor içinizi. Bunu nasıl yaptığı da onun alametifarikası. Bir alt okuma yaptığınız zaman, Müfettişler’i de alıp bugüne koyduğunuzda maalesef ki 50 senede hiçbir şeyin değişmediğini görüyoruz. Onun için tam da bugün tekrar Müfettişler’in sahnede olması gerekiyor.

Fotoğraf: Tamer Yılmaz

Oyun, bilmeyenler için ne anlatıyor?

Üstümüzdeki baskının, korkunun biraz kendimizden kaynaklı olduğunu anlatıyor. Neden korktuğumuzun, hangi baskının altında kaldığımızın farkına varmamız gerektiğini, bütün bunların arasında kendimizi sıkışmış, ezilmiş hissediyorsak kurtulacak hâl bir yolumuz olduğunu, umudumuz olduğunu, umut için hayal kurmaktan vazgeçmememiz gerektiğinden bahsediyor. Kendimize koyduğumuz hedefe gitmemiz için daha cesaretli, meraklı olmamız gerektiğini anlatıyor. Aslında kara komediye gidebilecek bir dünyanın içerisindeyken o dünyadan ne olursa olsun bir umutla çıkıyor insan. Bir gün bir yerde hayal edilen dünyaya ulaşılabileceğinden bahseden bir metin. 

Melih Cevdet nasıl bir yazar? Hayata bakış açısı sizin hayatınızın neresinde?

Yazıları, şiirleri, edebiyatı beni çok etkiliyor. Çünkü çok dokunaklı. Kullandığı kelimeler hayatın içinden. Deniz, özgürlük, mavilik, kumsal, kayalık, ev, yuva... Bütün bunları yan yana koyduğunuz zaman kafanızda hem pozitif bir şey oluşturuyor. Beni en fazla etkileyen şeylerden bir tanesi de müziği. Türkçeyi doğru sentakslarla iyi kullanıyor. Derdi Türkçenin fonetiğini doğru kullanmak. 

Anlatım dilinden dolayı sizi zorladığı bir süreç oldu mu? 

Hiç yormadı, çok ilginç. Metnin kendi bir dinamiği var. O kadar iyi akıyor ki siz aksi bir durum yapmazsanız, metnin karşısına çıkmazsanız, metin sizin yaptığınız her şeyin üstünden akıp gidiyor. Bu bir absürt metin değil. Öyle konuşulur. Tabii bir uyumsuzluk var karakterlerde ama absürt biraz Türkiye’de yanlış anlaşılıyor. Saçmanın üzerinden kurulmuş bir yazım dilidir. Burada absürt ile uyumsuzu ayırmak gerekiyor. Melih Cevdet’te bir saçmalık yok. 

Metne müdahale ettiniz mi?

Hayır, neyse o. Sayfa sayfa, satır satır. Parantez içlerini bazen kendimize göre değerlendirmiş olabiliriz. Çıkarma ve ekleme yok. Metin birebir seyirciye aktarılıyor. Değişen bir kelimede bile tüylerim kalkıyor.

Kaynak: İKSV

Oyun, aynı zamanda 28. İstanbul Tiyatro Festivali’nin açılış oyunu. Tiyatro festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Festivalleri çok seviyorum. Pek çok tiyatroyu buluşturuyorlar. Bazen sahnelenme fırsatı bulamamış oyunları festivallerde izleme şansımız oluyor. Özellikle uluslararası festivallerde, yurt dışından bir şeyler izleme fırsatımız var. Çok değerli. Buradaki seçimler çok değerli. Bence pek çok festival küratör değiştirerek her sene yeni bakış açıları getirerek geniş kitlelere gidebiliyor.

Hem oyunculuk hem yönetmenlik yapıyorsunuz. Bu farklı deneyimler size nasıl katkı sağlıyor? Nasıl hissettiriyor?

Oyuncuyla diyalogumda ciddi bir rahatlık oluyor. Çünkü oyuncuya seni çok iyi anlıyorum diyebiliyor, empati kurabiliyorum. Oyunun ayağa kalkma sürecindeki sıkıntıları, zorlukları görebiliyorum. Ben onlara bir oyuncu-yönetmen olarak dışarıdan nasıl göründükleriyle ilgili bazı küçük tavsiyelerde bulunuyorum. Belki sinema, bir yönetmen işidir diye konuşabiliriz ama tiyatro yönetmen ve oyuncunun işidir. Ama oyunun prömiyer anından itibaren ben yokum. Bu eseri oyuncular sahneye koyacaklar. Seyirci, Melih Cevdet’in fikirlerini, düşüncelerini daha iyi anlayabilsin diye bir yol çizmeye çalışıyorum. 

Neden Müfettişler'e gelsinler?

Çok heyecanlı, duygusu yüksek bir işe geleceklerini bilsinler. İyi bir metni dinlemek için gelsinler. Biz de elimizden geldiği kadarıyla iyi oyunculukla, doğru rejisiyle, doğru ışık tasarımıyla, müzikle bu duyguyu beslemeye çalışıyoruz. Yaşayacakları ve aslında girdikleri an ile çıktıkları an arasında bambaşka bir hâlle kendilerini bulacaklarını düşünerek gelsinler.


MÜFETTİŞLER

Yazan Melih Cevdet Anday
Yöneten Engin Hepileri
Işık Tasarımı Cem Yılmazer
Müzik Tasarımı Kenan Doğulu
Dekor Tasarımı Cem Yılmazer
Kostüm Tasarım Çevren Günger
Koreografi Büşra Firidin
Görsel Tasarım Bülent Şengül
Dekor Üretim Burak Yavuz
Yürütücü Yapımcı Barış Şekerci
Yönetmen Yardımcıları Musa Can Pekcan, Doğa Halis
Yönetmen Asistanı ve Kostüm Sorumlusu Simge Esen
Kulis Asistanları Zehra Öztürkci, Elif İdil Yıldırım
Yapım Asistanı Selin Dağlıoğlu
Sosyal Medya Yönetimi Simay Yalçı
Işık Uygulama Abdullah Karanfil
Ses Uygulama Ayça Özkan
Dekor Sorumlusu Gün Gözde
Sahne Amiri Bahadır Tecimen
Oynayanlar Aslıhan Gürbüz, Erkan Kolçak Köstendil, Kadir Çermik, Burak Altay

🎟️ Oyunun festival kapsamındaki gösterimlerinin biletleri burada.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GünsonuAposto Günsonu

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

📬 Açık Radyo, Konut Fiyatları, Müfettişler

RTÜK, Açık Radyo’nun karasal yayıncılık lisansını resmen iptal etti. Konut fiyatları son 7 yılda 12,5 katına çıktı. Melih Cevdet Anday, İstanbul Tiyatro Festivali’nin açılış oyunu Müfettişler'i 50 yıl önce kaleme aldı.

15 Eki 2024

X

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

İstanbul’da neden bir Doğu Roma müzesi yok?

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Şerif Yenen

·

04 Ağu 2026

İstanbul’da neden bir Doğu Roma müzesi yok?
Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Zeynep Sipahi

·

22 Tem 2026

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?
Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?