‘İstanbul’un Gözü’ Ara Güler'den geriye kalan kent manzaraları

İstanbul’da 14 Ekim’de başlayan sağanak, ertesi gün de etkisini sürdürünce kent bir kez daha selle mücadele etti. Caddeler göle döndü, alt geçitleri su bastı, araçlar sel sularına kapıldı, evler ve iş yerleri zarar gördü. İstanbul Valiliği'nin açıklamasına göre, 14 Ekim günü saat 06.00-20.00 arasında AFAD ve 112 Acil Çağrı Merkezi’ne 2.518 ihbar yapıldı. Bunların 1.277’si su baskınlarıyla ilgiliydi.
Böyle günlerde, kentin geçmişine bakmak için Ara Güler’in fotoğraflarına dönmek anlamlı. Güler’in İstanbul’u yalnızca camilerden, minarelerden, Boğaz’dan ve tarihî yapılardan ibaret değildi. Balıkçılar, hamallar, sokakta oynayan çocuklar, kahvehaneler, ahşap evler ve günün telaşı da onun kadrajında yer buluyordu. Onun fotoğraflarında İstanbul, uzaktan seyredilen güzel bir manzaradan ibaret değildi; yaşayan, çalışan, değişen ve zaman zaman yara alan bir kentti.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
YAZARLAR

Vartan Estukyan
Gazeteci. Kültür-sanat, müzik, insan hakları ve güncel politika haberleri yapıyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...




