İstanbul’un kayıp sesi

Panayia Evangelistria Kilisesi ve çalınan çanları
İstanbul’un kayıp sesi

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

“…Sabah 9’da -eskiden 8’di-, akşamüstü 4’te çalıyoruz.” 

- Çan niçin çalınır? 

“Ezan niye okunur? Davet ediyor ki namaz saati. Biz de aynısını yapıyoruz ama gelen yok, başka...” 

Arnavutköy Aya Strati Rum Ortodoks Kilisesi Zangocu Yani Hutu Rita Ender, Kolay Gelsin kitabından 

Bir şehri terk etmek, mekânları da sahipsiz bırakır. Mekânlar yalnızlaşır. Hem kentin sesi kısılır hem de o şehirliler sağırlaşır giderek. Bir gün, kimsenin haberi olmadan bir kilisenin çanları çalınır. Yok, zangocu değil de hırsızlar çalar kocaman çanları. Zaten artık şehirde kalan üç beş çana da kimse kulak vermez olunca kimse konuşmaz bu olayı. Öylece kesilir İstanbul’dan bir ses daha...

Panayia Evangelistria Kilisesi: Dolapdere Hacı İlbel Sokak’ta, semtin karmaşık yerleşim planı arasında başınızı bir kez daha çevirip hayran hayran bakmanıza sebep olan heybetiyle Panayia Evangelistria Kilisesi durur. Kiliseyi ilk gördüğümde etrafındaki yapılar olmadan nasıl göründüğünü hayal etmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Sonrasında internet arşivlerinden ulaşabildiğim en eski fotoğraf 1918-1929 yılları arasında bir zaman diliminden, yine doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalan fotoğrafçı Achille Samandji’nin gözünden... Kilise aslında 1857 yılında Tatavla’nın güney eteklerindeki tepeye Rum Ortodoks cemaati tarafından yaptırılıyor. O dönemde Ortodoks Rum nüfusu yaklaşık 20 bin kişiye ulaşan Tatavla, sınırlarından taşmaya başlıyor ve Evangelistrias bölgesi, Türkçe adıyla Yenişehir, yoğun nüfuslu Tatavla'nın bir uzantısı olarak tepenin yamaçlarında, kilisenin etrafındaki bostan ve bahçelerde ahşap evlerin de yapılmasıyla gelişmeye başlıyor. Kilisenin bugün gördüğümüz görkeminin temelleriyse Burgazada’da bulunan Prodromos Kilisesi ve Beyoğlu Zoğrafyon Lisesi’nin inşaatında çalışmış, Tatavla’nın ünlü mimarlarından Dimitrios Petrakis Meimaridis’in tasarımıyla 1877 yılında atılıyor; ahşap şapelin yerini şimdilerde yorgun görünen taş yapı alıyor. 

Çanların sesi: Adını Hz.Meryem’in hamile olduğunun müjdelendiği Evangelizmos Yortusu’dan alan Panayia Evangelistria, Neo-gotik tarzda inşa edilmiş çan kuleleri ve Neo-Bizans özellikleri taşıyan kubbesiyle aslında eklektik bir mimariye sahip diyebiliriz. Narteksin – kilisenin giriş bölümü- iki yanında yer alan ahşap merdivenlerle önce birinci galeri katının sahanlığına, sonra da ikinci galeri katına ulaşılabiliyor. Buradan da dik ahşap merdivenlerle görkemli çan kulelerine varılıyor. Biri Rusya’da diğeri Türkiye’de dökülen çanlar ilk kez 27 Kasım 1894’te çalınmış. Çanlardan biri 95 yıl önce Türkiye’de dökülüyor ve tam 80 kilo ağırlığında. Panayia Evangelistria Kilisesi Vakfı Başkanı Kozma Kozmaoğlu, bu çanı “sadece Patrik kiliseyi ziyarete geldiğinde” çaldıklarını söylüyor. 125 yıl önce Rusya’da dökülüp bu topraklara getirilen 100 kilo ağırlığındaki diğer çansa Türkiye’deki en güzel sesli çan. 

Çanlar çalınıyor: Temmuz 2005'te kilisenin çanları iki gün arayla kayıplara karışıyor. Tarihî bir kilisenin sesiyle tüm şehri doldurabilecek büyüklükte çanları iki gün arayla neden, nasıl çalınır? O günleri anlatan tek haber çanların çalınmasından iki hafta kadar sonra Radikal Gazetesi’nde yayımlanıyor. Kozmaoğlu kendi deneyimini gazeteye şöyle aktarmış: “...Ayazmanın çatısındaki 25 kiremit kırılmıştı. Ayazmanın çatısındaki kurşun kaplama oluktaki yırtık ilk gün 30 santimetre, ikinci gün ise kırık 1 metreye ulaşmıştı. O iki gece sokaktaki elektrik direklerinin elektriği de kesilmiş...”

Ama neden? Aynı haberde İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Metalurji Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. İsmail Duman, çanların neden çalınmış olabileceğine dair görüşlerini de paylaşıyor. Duman’a göre çanlar; bakır, çinko ve kalay alaşımı ve altın, gümüş gibi değerli metaller içerse bile maddi açıdan çok değerli değil. Çünkü eritme işlemi sırasında bu değerli metaller eriyor. Çanların asıl değeri, sıcak döküm işleminden sonra bitki suları kullanılarak ağır ağır soğutulmasından geliyor. Çünkü artık sadece bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az ustanın yapabildiği bu işlem, özellikle Rusya’dan özel getirilen çana Türkiye’nin en güzel sesli çanı unvanını veren şey. Ama o günden bu güne, ne kayıp çanların ne de artık sayıları 20-30 kişiye kadar düşmüş cemaatin sesi geliyor kulaklarımıza. 

Kaynakça
Aşık, Esin Şebin; Ahunbay, Zeynep . "Research And Proposals For The Conservation Of The Dolapdere Evangelistria Greek Orthodox Church". Restorasyon ve Konservasyon Çalışmaları Dergisi /18 (Şubat 2017): 22-37.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

🔔 İsim, şehir, hafıza ve çalınan çanlar

Semtlerin bellekleri, kilisenin çalınan çanları, Kalamış'ın yeni parkı, Bomonti'nin güzelleri ve dahası.

20 Eyl 2020

🔔 İsim, şehir, hafıza ve çalınan çanlar

YAZARLAR

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor