Kadıköy - Karaköy motorunda


İsviçre saat geleneğinin yeni vârisi: Jacques Philippe Bulunduğumuz anın değerini ve eşsizliğini; İsviçre zanaatkârlığını ve Swiss Made geleneğini, çekici dokunuşlarla bileğimize taşıyan bir saatten başka en iyi ne hissettirir? Nedir? Saat işçiliğinin ve horoloji olarak anılan saat sanatının en nadide örneklerini barındıran İsviçre, çok uzun yıllardır saat piyasasına ismini altın harflerle yazdırıyor. Bu köklü mirasa sahip İsviçre saat markaları da kaliteli, dayanıklı, yüksek hassasiyete ve uzun ömre sahip kol saatleri üretmeleriyle biliniyor. Lakin saatçiliğin kalbi olarak görülen İsviçre’de üretilen her saat, Swiss Made ibaresini taşımaya hak kazanamıyor. İsviçre Saatçilik Federasyonu’nun yasalarla standartlaştırdığı Swiss Made ibaresine sahip olmak için belli şartların sağlanması gerekiyor. Swiss geleneğinin en yeni örneklerinden biri olan Jacques Philippe saatler ise Swiss Made ibaresini gururla taşıyan markalar arasında yer alıyor. Jacques Philippe: İsviçre’nin saatçilik zanaatındaki başarısını gözler önüne seren Jacques Philippe markası, saat konusundaki uzmanlığını ve üstün kalitesini yansıtan göz alıcı modelleriyle fark yaratıyor. Özgün tasarımları ve ince işçiliği ile özel zevklere hitap eden koleksiyonunda, herkes için birbirinden şık saat seçenekleri sunuyor. Gerek malzeme kalitesi gerek teknik açıdan üstün özellikleriyle İsviçre geleneğinin seçkin temsilcilerinden biri olan JP, ince tasarım fikirleriyle tüm saat modellerine Swiss Made imzasını atıyor. Klasiklerden vazgeçemeyen, güncel modayı takip eden, spor ya da casual tarzı tercih eden saat tutkunlarını hayran bırakacak Jacques Philippe koleksiyonunu bu bağlantı üzerinden keşfedebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Akbank Caz Festivali Kampüste Caz konserlerinin ilki için Edirne Trakya Üniversitesi’ndeyiz. Yıl 2018. Sahnede Evrencan Gündüz ve Uzaylılar var. Evrencan’ın uzaylılarından biri Dilan Balkay. Konserin bir noktasında sahneyi ona bırakıyor Evrencan — Dilan hem trompet çalıyor hem şarkı söylüyor. Alkışlar…
Aradan üç yıl geçmiş. Bere mevsimini erken açan iki kişi olarak Kadıköy-Karaköy motorundayız. İstikametimiz Aposto!’nun Galata’daki ofisi.
Ben uzun zamandır ilk defa HOOD Base dışında kayıt yapacak olmanın, Dilan da hazırlıklarını tamamladığı yeni albümünün heyecanını duyuyor. “Hayatımın en az müzik dinlediğim dönemindeyim,” diyor. Videolardan Spotify canvas’larına bağımsız bir sanatçı olarak yapması gereken çok şey var. Harun Tekin, bunlara “müzisyenin müzik dışı işleri” diyor.
Bu dönemde az müzik dinlemesinin bir diğer sebebi de üretimin üretimi tetiklemesi. Dinledikçe yeni şeyler yapmak istiyor.

Dilan Balkay evinde, ilham aldığı köşelerin birinde
“Heyecan” kelimesi beni 2021’in Ocak ayındaki Herkes Tek festivaline götürüyor. Birkaç dakikalık set değişiklikleriyle art arda sahne alınan, adından da anlaşılacağı gibi herkesin tek başına sahneye çıktığı, üstelik bu defa seyircisiz bir salonda karşıdaki kamera ekibine çalınan bir festival.
Dilan koridorda sahne sırasını bekliyor. Heyecan skalasının çarpıntılar ve terlemeler ucuna daha yakın. Zaman zaman benzer şeyler yaşadığım için nefes darlığını paylaşıyorum. Bana göre heyecanlı ve güzel bir performans oluyor. Ona göre, bir daha canlı çalmamayı düşündürecek kadar zor geçiyor dakikalar.
Müzik insana “olmaz” dediğini oldurtan güçte bir şey. Sahneye çıkmak, sevdiğin insanlarla günlerce yollarda bir şehirden öbürüne, bir konserden diğerine koşmak; tanımadığın insanlara içini açtığın şarkılar sunmak, o şarkıları çevreleyen sayısız detayda geceni gündüzünü kaybetmek, sonra karabatak gibi daldığın sulardan çıkıp etrafı dinlemek — hepsi yolun, hikâyenin parçası.

Dilan
Gelelim Dilan Balkay’ın Şile’de başlayan, Taksim, Kadıköy, Datça ve sayısız sahneden geçip ilk albümü KUYU’ya varan hikâyesine. Günün geri kalanında KUYU şarkıları kadar birlikte hazırladığımız çalma listesi de eşlik etsin size.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Dilan Balkay’ın Şile’de başlayan, Taksim, Kadıköy, Datça ve sayısız sahneden geçip ilk albümü KUYU’ya varan hikâyesine davetlisin.
17 Eki 2021

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İki yıllık aranın ardından geçen hafta sonu İstanbul’a dönen MUBI Fest'in atmosferine ve Cannes’dan taşıdığı dört filme yakından bakıyoruz.

Cormac McCarthy’nin 1985’te yayımlanan büyük romanı "Kan Meridyeni"ni okurken insanın aklına zaman zaman şu tuhaf düşünce geliyor: Belki "Dünya masumdu ve biz onu bozduk" anlatısı baştan beri fazla iyimserdi.

Jane Schoenbrun, yeni filmi "Teenage Sex and Death at Camp Miasma"da slasher alt türünün tüm özelliklerini ters yüz ederek ortaya türün eleştirisini de merkezine aldığı, kitsch estetikle bezeli bir anlatı ortaya koymuş. Ortaya bu eleştiriyi dört başı mamur bir şekilde görsel dünyaya taşıyan ve mizahı elden bırakmayan bir slasher filmi çıkmış.

Paris’te düzenlenen Rock En Seine festivalinin son gününde The Cure, 40 binden fazla kişiye 3 saate yakın süren bir performans sundu. 67 yaşındaki Robert Smith’in sesi, geçen yıllara rağmen daha da güçlü ve bir o kadar kırılgan. Karanlığın, yalnızlığın ve umudun şarkılarını birlikte söyleyen binlerce kişiyle birlikte yazı The Cure’un müziğiyle uğurluyoruz.

Selda Uygur, yeni romanı "Yalvaç"ta iki farklı çağdan tutkularının peşindeki iki kadının özgürleşme öyküsünü ve zaman algısını, benlik ve kişiliklerini korumak için ortaya koyduğu mücadeleyi, iki farklı zaman koridorunda işliyor. Uygur ile zamanın ruhuna ve dair söyleşirken onun hiç değiştiremediği savaşları ve tutkuları, kahramanları Gece ve Livia üzerinden anlamaya çalıştık.



