Kaşıklar, çatallar ve diğerleri: Duyusal spekülasyonlar üzerine

Alternatif yemek sahnesinde, tasarım ve bilimi birleştiren enstitü ve stüdyolarda gıdayı; araçları, kurgusu, deneyimi ve kaynağıyla spekülatif tasarımın konusu olarak görüyoruz.
Kaşıklar, çatallar ve diğerleri: Duyusal spekülasyonlar üzerine

23 Haziran - Marsel - Apéro
Marsel Delights ile birlikte

Tadını doğal malzemeden alan yeni nesil lokum: Marsel Delights

C.S. Lewis’in dünyaca ünlü fantastik serisi Narnia Günlükleri’nin ilk kitabı Aslan, Cadı ve Dolap’ı okuyanlar veya seriden uyarlanan filmi izleyenler hatırlayacaklardır ki Narnia’nın büyülü dünyasına giriş yapan Edmund’ın Buzlar Kraliçesi…

Daha fazlasını öğren →

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Kullandığımız çatal bıçağın -muhtemelen günlük akışta çoğunlukla kanıksadığımız- bir şekilde tadıma etkisi var. Araçların materyali, dokusu ve tasarımı, eldeki hissi, gıdanın dokusuyla tamamlayıcı bir rol oynuyor. Çelik ya da gümüşün tadını getirebiliyoruz aklımıza. Bu tat ve doku, her gün, günde birkaç kez, duyu hassasiyeti en yüksek olan noktalarımızdan birine değiyor. Farklı materyallerle (çelik, gümüş, ahşap, kağıt veya plastik) veya elle yendiğinde gıdanın tadı ve tadımın hissi değişiyor.

Sofra araçları kullanmanın ya da elle yemek yemenin, sofra araçlarını büyük-küçük ya da farklı tasarımlarda kullanmanın; ağız hissine ve ürünün tat yoğunluğa katkıda bulunduğu birçok etken var. Hiç unutmam, bir gün Karaköy Köşkeroğlu’nda ilk defa deneyeceğim kuru baklavayı çatal bıçakla kesmek üzereyken baklavayı çok seven bir arkadaşım tarafından durduruldum. O günden beri, onun izinden giderek baklavayı ters yüz etmek suretiyle ve elimle yerim. Burada alt tabanının önce üst damağa değmesi, aromalarının retronazala yakın bir yerde ağız içine salınması gibi detaylar olsa da benzer bir durum, farklı konsantrasyon ve dokulardaki yiyecekler için de geçerli. Bunun yanında, Vedic pratikte yiyeceğe bir araçla değil, çıplak elle yine oldukça hassas duyuma sahip parmak uçlarıyla dokunmanın, gıdanın dokusunu ve sıcaklığını hissetmenin sindirim fonksiyonlarını başlattığı da söyleniyor. Bu henüz bilimsel olarak kanıtlanmış bir veri olmasa da üzerine çalışmalar devam ediyor.

Artık dünyada iletişim, fine dining, sanat ve tasarım kesişimlerinde deneyime çok daha fazla ağırlık verilen, aynı nesneyi yeni keşif merceklerinin altına soktuğumuz bir yere giderken alternatif yemek sahnesinde, tasarım ve bilimi birleştiren enstitü ve stüdyolarda gıdayı; araçları, kurgusu, deneyimi ve kaynağıyla spekülatif tasarımın konusu olarak görüyoruz. Bu noktada da yemek tasarımı (eating design), ürün tasarımı ve üretim; bu spekülatif yaklaşımlarla konuşur hâle geliyor. 

Dünyada pek çok tasarımcı ve araştırmacı, yemek ve yeme deneyimi üzerine derinleşiyor. Marije Vogelzang, Eindhoven Design School mezunu bir eating designer olarak hem hafıza hem araç hem sosyal bağlantılar üzerine oyunsu araştırmalar yapıyor, ritüelleri ve normları yeniden yorumluyor. Design Indaba’nın Chefify etkinliği için yaptığı Grazing City Scapes’te, neden yemeğe dudaklarımızla dokunmadığımız, sofra araçlarıyla yemeği direkt olarak ağzımızın içine yönlendirdiğimiz üzerine bir soru soruyor. Bunun üzerine katılımcılarla, yemeğe yüksek yoğunluklu sinir uçlarıyla donanmış dudaklarımızla dokunup keşfettiğimizde, bu deneyimin nasıl ihtimalleri getirdiğini keşfe çıkıyor. "Araçlarla yemek yerken tam anlamıyla tabağımızla aramızda bir mesafe yaratıyoruz. Sofra kuralları bu özel etkinlik için yeniden düzenlendiğinde ve normlardan özgürleştiğinde sadece dudaklarımızı ve ağzımızı kullandığımız bir deneyim çekici hâle geliyor." diyor Vogelzang. Bu sırada katılımcılar, ellerini meşgul etmek ve yemeğe elleriyle uzanmamak için masaların altında birbirlerine uzattıkları pırasaları tutuyor ve masadaki yemeğe sadece ağızlarıyla uzanıyor.

Bir diğer örnek, Oxford araştırmacıları Vanessa Harrar ve Charles Spence ve Michel / Fabian iş birliğinden geliyor. Yiyeceğin tadını artıran, tat tomurcuklarına hitap eden bir kaşık tasarlama fikrinden yola çıkıp bunu çokça kez prototipledikten sonra kullanıcının olabildiğince şık ve ihtiyatlı şekilde tabağı yalayabileceği bir "Spoon Plate" (Kaşık Tabak) ortaya çıkarıyorlar. Sonra bu prototip, parmak üzerine modellenen bir cam asaya dönüşüyor ve farklı prototipleri yapılıyor. Son hâlini alan araç daha sonra, Fransızca "tat", "damla", "tatmak" anlamlarını buluşturan Goûte ismiyle üretilmeye başlıyor.

35’ten fazla sanatçı ve tasarımcının katıldığı tasarım stüdyosu Steinbeisser’ın yıllık olarak düzenlediği Experimental Gastronomy’nin sofra takımları seçkisi de çizginin dışındaki örneklerden. Aralarında makaslı kaşıkların, bir metrelik kaşıkların olduğu seçkinin amacı, daha yavaş bir yemek deneyimi için kullanıcının masada daha uzun zaman geçirmesini sağlamak.

Yine Londra merkezli, çoklu duyusal tasarım stüdyosu Bompas & Parr, hem deneyim hem gıda trendlerini belirlerken 14 Şubat’ta düzenlediği viski tadım etkinliğinde, bedeni bir araç olarak kullanıyor. Bu örneklerin yanında James Shaw’un Baroque Cutlery serisi, Jinhyun Jeon’ın duyumsal algıdan yola çıkarak sinesteziye ulaştığı, sezgisel düşünme süreçleri üzerine içgörüler elde etmeye çalıştığı tasarımları alandaki güçlü örneklerden.

Tasarım stüdyoları bu alanda rezidans programları açtıkça hikâye anlatıcılığı, gıda üzerinden kendine yeni nüanslar buluyor. Meraklı ve "mindful" deneyimler, deneyimi derinleştirme yolunda birçok disipline entegre edilmeye devam ediyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🥄 Parmak kaşıklardan izakaya'lara

Bu hafta meyhane kültürümüzün Doğu'daki iz düşümü izakaya'lara oturup hemen bir bira söylüyoruz, gıdanın tasarım dünyasına geçip duyularımızı etkileyen farklı çatal-kaşıkları deniyoruz.

23 Haz 2021

Marsel Delights ile birlikte
İllüstrasyon: Ayşe Ezgi Yıldız

YAZARLAR

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro
∙

HİKAYE

Daday'da iki gün: Hasattan kışa

Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Reyhan Ülker

·

24 Eki 2026

Daday'da iki gün: Hasattan kışa
apéroapéro
∙

HİKAYE

İstanbul’da mevsimi balık söylerdi

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Büşra Soydemir

·

17 Eki 2026

İstanbul’da mevsimi balık söylerdi
apéroapéro
∙

HİKAYE

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Emre Onar

·

10 Eki 2026

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e
apéroapéro
∙

HİKAYE

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.

05 Eki 2026

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam
apéroapéro
∙

HİKAYE

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Reyhan Ülker

·

03 Eki 2026

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları