Kaynaklarımızın Sınırları

Eğer kulak verirsek, doğa sürdürülebilir bir yaşamın mümkün olduğunu fısıldıyor.
Kaynaklarımızın Sınırları

14/5 Ocak - BMW - Dünyahali
BMW ile birlikte

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .

Daha fazlasını öğren

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Dünya ekonomisi daha önce benzeri görülmemiş bir ekonomik  büyüme sürecine girdi. Bu büyüme süreci tüm ülkelerdeki fakirliği görece olarak azaltmanın yanı sıra, gelişmiş ülkelerin bugünkü refah seviyelerine ulaşmalarını sağladı. Ancak bu  süreç aynı zamanda büyümenin sürdürülebilirliği konusundaki soruları da beraberinde getirdi. 

Bu tür sorunları ortaya koyan kuruluşların başlıcalarından olan Club of Rome “daha ne kadar büyümek mümkün” sorusunu MIT Üniversitesinden bir grup bilim insanına yöneltti. Donella Meadows ve arkadaşları da bu soruya cevap üretmek için yaptıkları çalışmayı “Büyümenin Sınırları” isimli raporla bilim dünyasına duyurdu. 1972 yılında yayımlanan bu rapor, o günden beri uygarlığımızın büyüme sınırlarını belirleyen temel çalışma olarak değerlendirilir.

Büyümenin Sınırları çok kapsamlı bir rapor olsa da büyüme sorunsalına dar bir pencereden bakar ve “daha fazla büyüyebilmek için yeterli kaynağımız var mı” sorusuna cevap bulmaya çalışır. 1972 yılından probleme baktığımızda, o an için büyümeye yetecek kaynaklarımızın olduğunu ve üretim biçimlerinde önemli değişikliklere gidilmediği takdirde bu kaynaklarının 2072 yılına kadar yeteceğinin anlatıldığını görebiliyoruz. “Böyle büyümeye ve kaynak tüketmeye devam edecek olursak medeniyetimiz yüz yıl sonra önemli bir kriz ile karşı karşıya kalacak” diyen raporun hazırlanmasından bu yana yaklaşık 50 sene geçti. Kriz noktasına daha 50 senemiz var ancak, medeniyetimiz  bu kaynak tüketimine karşı önlem almadığı gibi, kaynakları daha da fazla tüketerek ilerlemeye devam etti.

Bugün medeniyetimiz yeryüzünün kendisine bir yılda kullanması için sağladığı kaynakları daha Temmuz ayının sonuna varmadan tüketiyor. Bu tüketim biçiminin sürdürülemez yolduğu açık ve her geçen sene gelecek kuşakların kaynaklarından biraz daha artan bir biçimde çalmaya devam ediyoruz. Bu talan ne yazık ki bizim türümüzün en temel özelliklerinden birisi. Binlerce yıldır hayvanlardan farklı olarak insan toplulukları, bir bölgedeki kaynakları sömürdükten sonra bir başka bölgeye göç ederek yaşamaya alıştılar. Şimdi ise gezegenin tamamına yayılıp, tüm kaynaklara egemen olduğumuz için başka yer kalmadı. Sonunda yeryüzünün sınırlarına toslamaya başladık.

Geçen yüzyılın sonlarına doğru kaynaklarımızın sınırları ortaya çıkmaya başladığında yeni bir kavramla tanışmaya başladık: Sürdürülebilir Kalkınma. Bu kavram ilk defa Brundtland Komisyonu tarafından 1987 yılında şöyle tanımlandı: “Gelecek nesilleri kendi ihtiyaçlarını giderecek imkanlardan mahrum bırakmadan şimdiki nesillerin ihtiyaçlarını giderebilmek.” Kolayca görebileceğimiz gibi bu tanımlama, sürdürülebilirliğin bugünkü çerçevesini belirleyen 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’nın çok azını barındırıyordu ve temelde sadece kaynak kullanımına yönelikti. 

1987 yılında derdimiz tükenen kaynaklardı ve bugüne gelene kadar da fazla bir değişiklik olmadı. Ekonomik açıdan bakıldığında sağlık, eğitim, eşitlik, çevre, yönetişim ve toplum sürdürülebilir kalkınmanın bir parçası olmayı henüz beceremedi. İş dünyası açısından sürdürülebilirlik en başta elde edilen kazancın sürdürülebilmesi ve bunun için de mümkünse iş yapış şekillerinin değişmemesi olarak algılanıyor. Ancak ne yazık ki yeryüzü bu noktada pes etmeye çok yaklaşmış durumda. Tüm planlamalarımızda kaynakların çok uzun süre var olacaklarını düşünsek de, bu kaynakların önemli bir kısmı şu anda iş dünyasının çoğunluğunu oluşturan nesiller henüz hayattayken tükenecek. Böylece iş yapış şekillerinin değişmeden kalması mümkün olmayacak.

Basit bir örnek olarak bakırı alabiliriz. Elektrikli aletler arttıkça bakıra olan ihtiyacımız da artıyor. Ancak bakır yaklaşık 10 bin yıldan beri kullandığımız bir metal ve bakırı bulmak ve çıkarmak her geçen gün zorlaşıyor. Bu nedenle “bakır kaynakları tükenir mi?” sorusuna “hayır” diye cevap veriyor olsak da, piyasadaki bakırın her geçen gün fiyatı artmaya devam edecek. Sonunda bu fiyat öylesine bir seviyeye ulaşacak ki biz uygulamalarımızda başka bir metal kullanmayı tercih edeceğiz, ya da bakırı sürdürülebilir biçimde kullanmayı seçeceğiz. Sürdürülebilir kullanım ise beraberinde gerekli olan her madde için bize yeni yöntemler ve iş yapış şekilleri getiriyor. Kısacası, eğer kulak verirsek, doğa sürdürülebilir bir yaşamın mümkün olduğunu fısıldıyor, ama sadece dinlemeye hazır kulaklara. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

NEREDE YAYIMLANDI?

DünyahaliDünyahali

BÜLTEN SAYISI

42: Tüketimden Krize

Refik Anadol'dan "Mercan", Black Friday, Kaynaklarımızın Sınırlılığı

01 Ara 2021

BMW ile birlikte
Sherman

YAZARLAR

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

İLGİLİ OKUMALAR