

Özlenen festival deneyimi yeniden İstanbul’da: Sónar Istanbul 2021
Hayatı bir festival tadında yaşayan Duende okuyucuları, müziğin farklı deneyimlerle buluştuğu Sónar Istanbul'la bugün yeniden buluşuyor. Nedir? #yüzdeyüzmüzik katkılarıyla dört yıl boyunca Zorlu PSM’yi festival alanına dönüştüren Sónar…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Hangi sahneden geldiğini duymadığım sesler var kulağımda. Bugünlük buluşma noktamız olan kulisten, muhtemelen festival alanının en aydınlık yerinden yazıyorum. Festivalde Aposto! olarak bir kulisimiz var. Numarası 4150.
Önce Kerala Dust'ın kulisindeyim. Güney Londra'dan üç yabancı-tanıdık yüz. Websitelerinde müziklerini "parlak yeni bir araba" olarak tanımlamışlardı. Ben de "Eğer Kerala Dust vintage bir araba olsaydı ne olurdu?" diye sordum. Grubun en konuşkanı Edmund Kenny sözü aldı ve devam etti: "70'lerden beyaz Toyoto Corolla, iki kapalı ve sedan olanı." Devam ettim. "Peki Berlin'deki stüdyonuza kimi komşu istersin?" Çok düşünmeden "David Lynch," dedi ve devam etti: "Birlikte kahve içip sohbet edebileceğin, bir şeyleri "yaratmak" üzerine konuşabileceğin biri. Açıkcası sadece müzikle ilgilenen biri olmasını istemezdim. Daha farklı alanlarda da yaratımları olan biriyle komşu olmak daha ufuk açıcı olurdu."

Kerala Dust'ın gitaristi Lawrence Howarth
Son sorum da oturmalı düzende gerçekleşen festivale yönelik oldu. Grubun tüm bu sıra dışılığa pozitif taraftan bakmaya çalıştığını "Bizim için kocaman bir salonda dans eden insanlara çalmaktan çok farklı bir deneyimdi. Bu düzende müzisyen olarak deneysel olabilmek için daha fazla fırsatın var," cevabından anlamak mümkün.

DJ setinin hemen öncesinde John Talabot
Kerala Dust'ın yanından ayrıldıktan sonra sahneye çıkmadan hemen önce John Talabot'a yetiştim. Önce birazdan kalacağı DJ sette onun için özel olan şarkıyı sordum. O da biraz hiç düşünmeden Cabaret Voltaire grubundan adını hatırlamadığı bir şarkı çalacağını söyledi ve ekledi: "Gruptan Richard H. Kirk, geçtiğimiz ay hayatını kaybetti. Bu gece onun anısına Cabaret Voltaire'den bir şarkı çalacağım."

Andi Toma ve Berlin'de bir arkadaşına yaptırdığı el yapımı gözlüğü
Son olarak bu yıl yayımlanan AAI albümüyle Sónar Istanbul'a konuk olan Mouse On Mars'ın kulisine gittim. Jan St. Werner o sırada ekipmanları toplamak için sahne üstündeydi. O yüzden yanıtları Andi Toma verdi. İlk olarak distopya gibi geçen aylarda ona hayalindeki ütopyayı sordum o da "Yapay zekâyla insanlara daha çok özgürlük alanı olan, daha az kontrol edildikleri bir sistem yaratmak gerekiyor. Bence asıl ütopya bu," sözleriyle cevap verdi. Odadan ayrılmadan albümünlerinin adı olan Anarşik Yapay Zekâ'nın ne demek olduğunu merak ettiğimi söyledim. Toma, önce kendine "Yapay zekâ yaşadığımız dünyayı ve insanı mükemmelleştirmeye mi çalışıyor?" sorusunu sordu. Sonra devam etti: "Bu soruyu sormalıyız her şeyden önce. Güç, ekonomi, iş dünyası bunun üzerinden belirlenip insanın yaşam alanını kısıtlıyor hatta yok mu ediyor. Sanatçı bu sistemleri bozmakla, yeniden yapmakla görevli diye düşünüyorum."
Jan St. Werner'in "yaşanmışlıklarla" dolu ekipman çantası
Oturmalı ve performans alanından uzakta seyirci deneyimine Andi Toma'nın yorumu çok netti. "Üzücü. İnsanları hissetmeye ihtiyacımız var. Seyirciyle bir arada olmak, yaptığımız müzikle bağ kurmak demek."
Bence gecenin en özel performansı da Mouse on Mars aitti. Performanstan çıkar çıkmaz telefonumun defterine şunları not aldım: "Bugüne bir nefes aralığı, geleceğe bir başkaldırı gibi Mouse On Mars’ın performansı. Sadece zamanlar çarpışmıyor, türler bükülüyor. İlkelliğe patika bir yol açılıyor. Pikselli görsellerin içine yerleşiyor duygular. Titriyor, deliyor ve bir anda susup yeni bir evrene geçiyor. Davullar en ilkel ritüelden sesler taşıyor. Burası sadece müzikle beslendiğimiz bir evren."
Evet burası, yani Sónar Istanbul müzikle ve teknoloji merkezli görsel kompozisyonlarla beslediğimiz bir evren.

Festival sahnelerinden biri SonarClub
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Festival burada devam ediyor, sen neredesin?
02 Eki 2021

YAZARLAR

Taner Turna
grandkid of david bowie, son of nick cave, brother of thom yorke & damon albarn

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




