Kuşatılmışlık hissi etrafında


Zengin güvenlik donanımlarıyla Suzuki Swift Hybrid Nasıl, nerede veya ne zaman bir kazayla karşılaşacağımızı ön göremeyiz fakat önlemlerimizi alabilir ve hasarı en aza indirebiliriz. Bu bağlamda, trafik kazalarının meydana gelmesini önleyen ileri teknolojileri geliştirmek için durmaksızın çalışan Suzuki ; Swift Hybrid modelini zengin güvenlik teknolojisiyle donatarak keyifli bir sürüş deneyimi sunuyor. Swift’in ileri teknoloji güvenlikli donanım sistemleri Küçük otomobillerin büyük markası Suzuki ; güvenlikle keyfi bir arada yaşatmayı amaçlayarak daima benzersiz ve eğlenceli özelliklerle donattığı Swift Hybrid modelinin sunduğu ileri teknoloji fonksiyonları sıralarsak; Suzuki Swift’te bulunan gelişmiş ön algılama sistemi , ön cama takılı bir monoküler kamera ve lazer sensör kullanır. Orta-uzun mesafeye kadar performans gösteren ve yayaları tespit edebilen bir monoküler kamerayla kısa mesafede ve gece koşullarında tespit sağlayan bir lazer sensör , çarpışma önleyici frenleme fonksiyonu , şeritten ayrılma uyarı fonksiyonu , uzun far destek fonksiyonu ve yalpalama uyarı fonksiyonu uygulamalarını destekler. Sistem ayrıca adaptif hız sabitleme işlevi de gören bir milimetre dalga radarı kullanır. Güvenliğin çekici, konforlu ve şehre uygun bir tasarımla buluştuğu Suzuki Swift Hybrid'i keşfetmek ve test sürüşü randevunuzu almak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Kamusal mekânların düzenlenmesinde başlangıç noktası yayadır. Nihayetinde fiziksel ve sosyal çevreye ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü hareketlerimiz dinamizme sebep oluyor veya mekânsal örgütlenmelere yol açıyor. Yani süzülüyoruz veya toparlanıyoruz. Bunu sağlayan, hedefe yönelik sokağa çıkanlar veya yürüyüş için salınanlar arasındaki farktan kaynaklanıyor. Hareketlerimiz benimsediğimiz kültürle bağlantılı ve bunun haricinde caddelerin işlevi ve civarda yaşayanların sosyoekonomik durumları da akışkanlığa yansıyor. İki hafta önce alıntı yaptığım mimar Amos Rapoport da “yürümenin kültürden gelen bir davranış olduğunu” söylüyor. Nitekim Avrupa’da yürüyerek kendini meydanlara atanların yerini ABD’de hedefe hızlıca ulaşmayı planlayanlar alıyor.
Kuşatılmışlık hissi
Bir caddenin akışkanlığına bakılırken kuşatılmışlık hissine vurgu yapılıyor. Bu bizim, ince ve uzun bir yolda bütün hissedebilmemizle ilgili. Bu konudaki bilirkişiler, Bağdat Caddesi'nde kuşatılmış hissetmemize sebep olacak farklı oranlar belirtiyor Mimar ve teorisyen Camillo Sitte bu durumu “İdeal cadde, bütünüyle kuşatılmış bir birim olmalıdır. Kişinin izlenimi burada sınırlanmalı, âdeta sarılmalıdır. Daha mükemmel bir tablo şöyledir: Mekânda huzuru hisseden kişi, bakışları sonsuzlukta kaybolmayan kişidir. Kişi kendini baktığı noktadan, sonsuzlukta kaybolmadığı mekânlarda rahat hisseder,” diyerek ifade ediyor.
Gözün alabildiğince...
İki yanımızdaki cephelerin göz hizasında olması; yolun ve bina cephe yüksekliklerinin 1:3 oranını aşmaması gerektiğinin altı çiziliyor. Dar yollar, bizim ufukta kaybolmamızı engelliyor. Ama bu her zaman layığıyla kuşatıldığımız anlamına da gelmiyor. Bu açıdan Bağdat Caddesi’ni değerlendirince farklı oranları sebebiyle üçe ayrılan bölgeler görüyoruz. Bunu nirengi noktaları olmayan bir aksın üzerinde yapıyoruz. Yani mahallenin “eskisi” olmayanların yürürken nerede olduğunu fark etmesini sağlayacak katmanlar ve yapılar oldukça az.
Emeritus profesör Cliff Moughtin, bir caddenin uzunluğunun kesintisiz olarak 1,5 kilometreyi geçmemesi gerektiğini belirtiyor. Caddelerin hareket ve yönelimlerle zenginleşmesi gerektiğinin altını çizen bu görüş, Bağdat Caddesi’nin tam olarak tutturabildiği bir rakam değil; bunun yaklaşık iki katı bir uzunluk, Erenköy’den Bostancı’nın başına kadar bizleri bekliyor. Mimar Jan Gehl de bir kişinin bir saatte ortalama beş kilometreyi etrafını rahatlıkla algılayarak yürüyebileceğini, dolayısıyla göz hizasından itibaren 12-35 derecelik açılarla etrafı algılayabileceğimizi savunuyor. Hızlı bir kentsel dönüşüm yaşayan caddenin gittikçe yükselen cephelerinin gelecekte bu rakamları da tutturabileceğine inanmak güç.
Son söz
Sadece bu da değil; kentsel aksın sık sık düzensiz yeşillik ve kentsel donatılarla kesildiği kaldırımlarda bankların duvara baktığını, taş döşemelerin farklılaştığını da görüyoruz. Bunlar da Bağdat Caddesi’nin estetiğini ve yaya deneyimini zorluyor. Fakat caddenin yerini kimselere kaptırmayacak havası, Anadolu yakasındaki birçok kişiyi kuşatıyor.
Kaynak
Cemali, A. L. Kentsel Kamusal Mekânda Yaya Hareketi: Bağdat Caddesi Örneği. Yüksek Lisans Tezi. (Yüksek Lisans Tezi). İstanbul Teknik Üniversitesi, 2011.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Mahalleliler, efsaneler ve kuşatılmışlık hissi: Yedikule, Bağdat Caddesi, Büyükada ve Burgazada'nın izinde.
27 Haz 2021

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.




