Çocuklarımıza İyi Bir Gelecek Derken, İyi Bir Gün Vermeyi Unutuyor Muyuz?


Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Her eğitim dönemi, aynı koşuşturma ile başlıyor. Hangi kursa yazılacak, hangi özel ders alınacak, hangi etkinlik “faydalı” olacak… Çocukların günleri, neredeyse saat saat planlanıyor.
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de anne babaların en büyük kaygısı, çocuklarına iyi bir gelecek hazırlamak. İyi bir okul, iyi bir üniversite, güçlü bir kariyer… Bunun için LGS’den üniversite sınavına, yabancı dil derslerinden spor ve müzik kurslarına kadar türlü türlü seçenek var. Fakat bu iyi niyetli çaba çoğu zaman çocukların en basit ihtiyacını gölgede bırakıyor: boş zaman.
Bugün pek çok çocuk okuldan çıktıktan sonra soluğu özel derste alıyor. Hafta sonları dershane, etüt ya da çeşitli kurslarla dolu. Spor da eksik kalmasın, müzik de olsun derken, çocuğun hayatında spontane oyunlara, arkadaş buluşmalarına, hatta sıkılmaya bile yer kalmıyor.
Benim çocuklarım da zaman zaman bu yoğun programın içinde kayboluyor. Bir kursa yetişmek için sofradan aceleyle kalktıkları, arkadaş davetlerini geri çevirmek zorunda kaldıkları oluyor. O anlarda düşünüyorum: Onlara gelecek kazandırmaya çalışırken, acaba çocukluklarını ellerinden alıyor muyuz?
“Sıkılmak” da Bir İhtiyaç
Psikologların sık sık hatırlattığı bir gerçek var: Sıkılmak da çocuğun gelişiminin bir parçasıdır. Çocuk sıkıldığında hayal kurar, kendi oyununu yaratır, merakını takip eder. Her dakikası planlı olan bir çocuk ise rahatlamayı, kendi iç sesini dinlemeyi öğrenemez.
Kendi çocukluğumda mahallede oynanan saklambaç, arkadaşlarla atılan kahkahalar, yaz akşamlarında sokakta oyalanmak en güzel hatıralarım arasında. Bugünün çocukları ise çoğu zaman apartman daireleri ile kurs salonları arasında sıkışmış durumda. Mahalle kültürünün kaybolmasıyla birlikte, çocukların spontane arkadaşlıkları ve sokak oyunlarının yerini ekranlar ve kurs programları aldı.
Araştırmalar da gösteriyor ki, çocukların mutluluğu için en büyük koruyucu faktör, aileyle geçirilen nitelikli zamandır. Akşam yemeklerinde bir arada oturmak, hafta sonu birlikte yürüyüş yapmak, birlikte bir film izlemek… Bunlar küçük görünebilir ama çocuğa güçlü bir aidiyet ve güven hissi verir.
Geçtiğimiz yıl, yoğun programdan yorulan çocuklarımdan biri yüzme kursunu bırakmak istedi. Önce kaygılandım; “geri kalacak mı?” diye düşündüm. Sonra fark ettim ki, o boşalan akşamları hep birlikte sofrada geçirmek ona çok daha iyi geldi. Ders programına sıkıştırılmış bir mutluluktan çok, aileyle geçirilen sade zamanın huzurunu arıyordu. Çocuklarımız büyüdüğünde hatırlayacakları şey, hangi kursa gittikleri değil; bizim onlarla paylaştığımız anlar olacak.
Maddi ve Duygusal Yük
Bir de işin maddi boyutu var. Özel dersler, kurslar, aktiviteler aile bütçesini zorlayabiliyor. Birden fazla çocuğu olan ailelerde bu yük katlanarak artıyor. Çocuklar da çoğu zaman bu emeğin farkında oluyor ve “başarmak zorundayım” baskısıyla büyüyor. Bu, onların omuzlarına gereğinden fazla yük bindiriyor.
Uzmanlar, çocukların bu baskıyı hissettiklerinde kaygı ve yetersizlik duygusunun arttığını, bu yüzden “az ama öz” etkinliklerin uzun vadede daha faydalı olduğunu vurguluyor.
Ne Yapabiliriz?
Belki de biraz cesaretle şu soruyu sormalıyız: “Bu aktivite çocuğum için mi, yoksa benim kaygım için mi?”
- “Bir giren, bir çıkan” kuralı: Yeni bir kurs ekleniyorsa, eskilerden biri bırakılmalı.
- Serbest zamanın kutsallığı: Çocuğun oyun kurmasına, sıkılmasına, kendi dünyasını yaratmasına izin verilmeli.
- Çocuğun sesini duymak: Hangi etkinliklerden keyif aldığını, hangilerinin zorunluluk gibi hissettirdiğini konuşmak önemli.
- Ebeveyn cesareti: Başkalarının kıyaslarına kapılmadan, kendi çocuğunun mutluluğunu merkeze almak en sağlıklısı.
Gelecek kaygısı elbette anlaşılır. Hepimiz çocuklarımız için iyi bir hayat isteriz. Ama iyi bir hayatın yolu, iyi geçen günlerden geçer. Bazen bir kursu bırakmak, bir hafta sonunu boş geçirmek, spontane bir pikniğe gitmek en büyük armağan olabilir. Çünkü boşlukta filizlenir hayal gücü, spontane buluşmalarda kurulur dostluklar, sıkıntıdan doğar yaratıcılık.
Çocuklarımıza “iyi bir gelecek” hazırlarken, onların bugününü de gözetelim. Çünkü çocukluk geri gelmez. Ve biz ebeveynler için en değerli miras, onların yüzlerinde bıraktığımız huzurlu gülümseme olacak. Onlara iyi bir hayat sunmaya çalışırken, iyi bir gün vermeyi unutmayalım.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'de kuraklık ve su sıkıntısı, orman yangınlarının sağlığımıza etkileri, güneş enerjisi hakkında yanlış bilinenler, flamingolar ve çok daha fazlası..
05 Eyl 2025

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR


