Miles Kane: Hayalimi yaşıyorum


10 Creative Fellows programının ikinci dönem başvuruları açıldı Türkiye’nin alanında öncü teknoloji şirketi ve lider kripto para işlem platformu Paribu , yarattığı katma değeri topluma fayda sağlayacak şekilde dönüştürmek üzere yaratıcı endüstrilere destek vermeye devam ediyor. İkinci dönemi duyurulan 10 Creative Fellows programının başvuruları 7 Haziran’a kadar devam ediyor. Nedir? 10 Creative Fellows yaratıcı endüstrileri merkeze alan ve etkisi yüksek bir sosyal yatırım programı. Program, yaratıcı endüstriler alanında okuyan gençlere kaynak desteği, mentorluk, yönetim ve kapasite geliştirme eğitimleri ve ağ kurma fırsatı sunarak onlara kariyer yolculuklarında destek olmayı amaçlıyor. Yaratıcılık, ilericilik ve girişimcilik arasındaki paylaşım ve etki alanlarını çoğaltarak; bireylerin yaratıcılık potansiyellerini ortaya çıkarmayı, geliştirmeyi ve ilham veren süreçlere dahil etmeyi hedefliyor. Programın hedef kitlesi ; Türkiye’deki üniversitelerin görsel (plastik) sanatlar, sahne ve gösteri sanatları yönetimi, görsel iletişim tasarımı, multimedya, moda tasarımı, endüstriyel tasarım, dijital oyun tasarımı, bilgisayar mühendisliği, işletme mühendisliği, endüstri mühendisliği, çevre mühendisliği, işletme, ekonomi, iç mimarlık ve mimarlık, yönetişim ve bilişim sistemleri bölümlerinde okuyan lisans ve yüksek lisans öğrencileri. Her dönem 10 mezun verecek olan 10 Creative Fellows programının ikinci dönem başvuruları 7 Haziran’a kadar devam edecek. Programla ilgili detaylı bilgi almak ve başvuru yapmak için bu adresi ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Miles Kane, One Man Band albümü sonrası tek başına turneye çıkarak dinleyicisine enteresan bir konser deneyimi sunmaya başladı. Miles, yakın zamanda İstanbul’u ziyaret etti. Salon İKSV’de biletleri satışa çıkar çıkmaz tükenen iki performans sahneledi. Seyirciyi o kadar sevdi ki 29-30 Haziran tarihlerindeki Gezgin Salon’da da sahne alacağını “Haziran'da İstanbul’a gelmek için heyecanlanıyorum” diyerek duyurdu. Miles Kane ile konserlerinden hemen önce buluştuk ve son dönemde değişen müzikal kimliğini konuştuk.
Miles Kane ile az sonra sahne alacağı Salon İKSV’nin karşısındaki bir restoranda buluşuyoruz. Önceki gün Yunanistan’da performans sergilemesine rağmen hiç yorgun görünmüyor. Mekana fazlasıyla neşeli bir şekilde giriyor. Bu turnede sahnede tek başına, yanında yalnızca sesçisi James var. Bu arada yaş almak Miles’a yaramış. Oldukça fit gözüküyor. Günümüzde çok da popüler olmayan rock starlık mesleğine devam etmekten keyif aldığı her hâlinden belli.
Röportaja başlamadan hemen önce İKSV ekibinden bize eşlik eden Türkiz’e dönüyor ve farını çok beğendiğinden bahsediyor: “Senin gözündeki fardan ben de sürmek istiyorum. Kırmızı olandan... Bunu konserde bir tarz olarak kullanmak istiyorum. Malzemelerin yanındaysa bana da bu göz makyajından yapabilir misin?” Sonra bana dönüyor ve “Sence de hoş görünmez mi? En önemli şey göz kalemi kullanımı. Müziği boşver şimdi” diye şaka yapıyor.
Türkiz’in malzemeleri yanında olmadığından göz makyajı başka bir güne kalıyor. Biz de biraz daha ciddi konular hakkında konuşmaya başlıyoruz... “One Man Band turnesi aynı isimli albümü yapma aşamasında mı aklına geldi yoksa albüm sonrası mı tek başına turneye çıkmak istedin?” sorumu şöyle yanıtlıyor:
“Dürüst olmak gerekirse, albüme One Man Band adını vermeden önce bile denemek istediğim bir şeydi. Biliyorsun Sleaford Mods da buna benzer bir şey yapıyor. Tek başına sahnede olmanın Ed Sheeran’a benzeyen bir tarafı da var ama açıkçası ben o kadar sakin değilim. Bu benim için yeni, kişisel bir meydan okuma.
Albüme One Man Band adını verdiğimde tek başıma sahneye çıkmayı planlamamıştım ama sanırım bilinçaltımda hep bu vardı. Ve sonra yeniden turneye çıkma fırsatı geldiğinde İngiltere’de tek başıma sahnede olduğum bazı konserler verdim. Bu bir nevi büyü gibiydi. Bambaşka bir kapı açılmış gibi hissettim. Çok mantıklı geldi bu şekilde başka ülkeleri, şehirleri gezmek. Kendimi oldukça taze hissettim ve bu meydan okumayı çok sevdim. Turne ilerledikçe de bu durumdan gerçekten keyif aldığımı fark ettim.”

Fotoğraf: Cem Gültepe
Dünyadaki en iyi işe sahibim
Miles Kane’i sahnede birçok kez canlı izledim. Kendisini, Arctic Monkeys’den Alex Turner’la ortak grubu The Last Shadow Puppets ile çıktığı büyük festivallerde de gördüm. “Sahnede seksi bir yanın ortaya çıkıyor sanki” dediğimde gülerek “Evet, evet devam et” diyor ve ekliyor:
“Şaka bir yana sahnede olmayı gerçekten seviyorum. Hayatımın sonuna kadar sahneye çıkabilirim. Aldığım keyif seyirciye de yansıyor. İster büyük bir festivalde olayım istersem şimdiki gibi daha küçük bir kulüpte, hiç fark etmiyor. Dünyadaki en iyi işe sahibim ve bunu hafife almıyorum. Hoşuma da gidiyor. Sahneye iki hafta ara verip geri dönmek bana bir ömür gibi geliyor. Sahnede çok rahatım ve gösterişli olmayı seviyorum. Ortamın havasını bir anda değiştiren kişi gibi görünsem de performansım için ihtiyaç duyduğum enerjiyi karşımdaki kalabalıktan alıyorum. Dinleyici biraz sıkılgan davranıyorsa ben de zorlamayı sevmiyorum. Bu yüzden sanırım sahnedeki vahşilik seviyesi de kalabalığın durumuna göre değişiyor. Sahnede yaptığım tüm şovu birlikte hissetmenizi istiyorum. Her gece aynı olmuyor ama bu da hoşuma gidiyor. O yüzden benim dengem düzenli değil. Her an patlayabilir bir hâldeyim.”
Tek çocuk olduğum için çok zorlanmadım
“Sanatçılar turnelerin kendilerini mental olarak yorduklarından bahsederken tek başına turneye çıkmak sıkıcı mıydı?” diye soruyorum Miles’a. Cevabı şöyle oluyor:
“Çok yorucu evet ama kendine şöyle düşünmek gerek, daha kötüsü de olabilirdi. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Sahnede ve kuliste, daha çekilmez şeylerle karşılaşabilirdim. Ama ben tek çocuğum, dolayısıyla buna alışkın olduğumu düşünüyorum. Yanımda James var ve bunu birlikte yapabileceğin çok fazla insan yok. İlişkimiz zaten iyiydi, bu turneye çıktığımızdan beri arkadaşlığımız da güçlendi. Bu grupla birlikte olmaktan farklı bir heyecan ama hoşuma gidiyor.”
Son turnede çok fazla genç kız konserime geliyor
Miles Kane’in geçmişten bugüne albümlerini dinleyip fotoğraflarına baktığınızda tarzındaki değişikliğe şahit oluyorsunuz. Son zamanlarda Z jenerasyonunun radarına da girdi. Miles, tarzını şu sözlerle tarif ediyor: “Her şeyi kendim yapıyorum. Az önce makyaj hakkında konuşuyorduk. Evet, bazen sahnede makyaj yapmayı seviyorum. Bazen takım elbise giymeyi, bazen sadece üstümde bir deri ceket olmasını ya da saçımı sarıya boyamayı da... Aslında hepsi içimden geliyor. Aklıma gelen fikre kapılıp gidiyorum. Sonra bundan sıkılıp tekrar üstüme bir kot ceket çekiyorum. O anda gerçekten ne hissediyorsam onu yapıyorum.”
Miles, “Müziğin cinsiyetsiz mi?” soruma da şu yanıtı veriyor:
“Ben ikili bir yapıya sahibim. İster erkek ister kadın isterseniz cinsiyetsiz olun müziğimde mutlaka bir şeyler bulursunuz. Bu son turnede çok sayıda genç hayranım olduğunu ve muhtemelen şu andaki gösterilere de genç kızların daha fazla ilgi gösterdiğini fark ettik. Kesinlikle bir bağ kurulabildiklerini düşünüyorum.”
Her albüm hayatımdaki başka bir bölüm gibi
Miles Kane kariyerini yenileyen One Man Band albümünü yazarken müziğinin özüne döndüğünü söylüyor:
“Gerçek bir rock and roll albümü yapmak istedim. Oldukça basit bir şeydi. Piyano yerine gitar riff’lerinin bolca duyulmasını sağladım. İddialı nakarata sahip, kişisel şarkı sözlerini seviyorum. Albüme dair planım da buydu. Ve sanırım hayatımın neresinde olduğum ve nasıl müzik yapmak istediğim konusunda güçlü bir kimliğe sahibim. Plana sadık kaldım.
Müzik benim için her şey. Yaptığım tüm çalışmaları seviyorum. Her albüm size farklı bir duygu veriyor ve şarkılar sizi farklı bir yere götürüyor. 38 yaşındayım, biliyorsun bu işi 18 yaşından beri yapıyorum. Şarkılarımın da hepsi hayatımın bölümleri. Hepsi bebeklerim gibi. Ve hepsi benim kim olduğumu tanımlıyor. Hepsi beni bu noktaya getirdi. Bazıları diğerlerinden daha iyi olsa da hiçbirini değiştirmezdim çünkü şu an yürüdüğüm yolun iyi bir yol olmasını sağladılar.”
Miles, şarkılarında asla otosansür uygulamadığını da belirtiyor ve “O anda nasıl hissediyorsam öyle yazmaya çalışıyorum. Zaten şarkılarımın esas konusu da bu. Şarkı sözü anlamında kendimi tutmuyorum. O an aklımdan ya da kalbimden ne geçiyorsa o bir anda şarkı sözüne dönüşebiliyor” diyor.

Fotoğraf: Özgür Elver
Aile ile çalışmak özgür hissettirdi
Miles Kane’in One Man Bad albümünün prodüktörü, The Coral'ın vokali James Skelly. James’in kuzeni olduğunu söyleyen sanatçı, “Biz bir aileyiz. İlk kez birlikte çalıştık ve inanılmaz bir sonuç aldık. Aileyle çalışmak çok güzel bir duyguydu. Sanırım desteklendiğimi ve özgür olabileceğimi hissettim. Etrafımda o küçük destek ağının olmasının değerli olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen bir sonraki albümümü de James’le yapacağım” diyor. Şarkı sözlerinin onun için öneminden de bahsediyor:
“Bunun nedeni, bir nevi kendini zorlamak. Sanırım müzik kısmını şarkı sözü kısmından daha kolay yapıyorum. Şarkı sözü yazarken her zaman elimden geldiğince derine inmeye çalışıyorum. Her şeyin ötesinde bir anlamı olan, kim olduğumu unutturmayan... Şarkıların dinleyiciyi kendini daha iyi hissedeceği bir yere götürmesini istiyorum. Buna bağlanmalarını da... Hüzünlü ya da neşeli olması fark etmez. Sadece bir şeyler hissetmelerini istiyorum.”
Peki Miles Kane, Come Closer ve Don’t Forget Who You Are gibi popüler şarkılarının ötesine geçebildi mi? Cevabı şöyle oluyor:
“Aslında amacım her zaman bu. Ama sadece o anki hislerime göre şarkı yaptığımdan bunları düşünmemeye çalışıyorum. Bu son albüm iyi odaklandığımın kanıtı. Turnede son albümden çok şarkı çalıyorum. İnsanlar onları da eskiler kadar seviyor. Yeni bir albüm yaptığınızda bu oldukça nadir görülen bir şeydir. Normalde setlist’e sadece 3-4 şarkı eklersin ama ben yeni albümden 7 şarkı çalıyorum. İnsanların One Man Bad’deki şarkıları da duymak için konsere geldiğini biliyorum.”
Zamanı gelince Alex Turner ile bir albüm daha yapacağız
Miles Kane’e sosyal medya hesaplarında yolda Yard Act’ı dinlediğini gördüğümü söylüyorum. Miles, “Çok iyiler, değil mi? Yolda çok fazla T.Rex ve Oasis de dinlerim” diye ekliyor. Britanya’nın son dönemki popüler grubu “IDLES’ı sever misin?” dediğimde ise suratı ekşiyor ve “Onları pek umursamıyorum. Sleaford Mods’u seviyorum. Sonraki soruya geçsene” diye konuyu kapatıyor.
“Peki Alex Turner ile çalışmayı ve sahne almayı seviyor musun?” soruma şu yanıtı veriyor:
“Evet, her zaman zevk aldım. Birkaç harika albüm yaptık. Zamanı geldiğinde başka bir albüm daha yapacağımızı düşünüyorum. Ama şu anda sanırım büyük bir turneden yeni çıktı. Ve çok şey yaptı. Alex için yapabileceğiniz en kötü şey, plan yapmak veya onu herhangi bir şeye zorlamaktır. O yüzden zamanı geldiğinde göreceğiz. Şu anda sadece kendi işimizi yapmanın tadını çıkarıyoruz. Ama bir gün yeniden birlikte şarkı yazmaya başlayacağız.”
Duygusal bir enkazım
Miles, turne yolunda asla yeni şarkılar yazamadığından bahsediyor:
“Her seferinde bu niyetle turneye başlıyorum. Her zaman yanıma bir not defteri alıyorum. Ama o defter hâlâ boş. Yolda pek çok şey yazacağıma dair bir fantezim var. Ama dürüst olmak gerekirse bunu asla beceremiyorum. Bir şeyler yazma konusunda düzenli olmayı seviyorum. Bunu biraz iş gibi yapıyorum. Sabah 9, akşam 5 işleri gibi... Bunun kulağa seksi gelmediğini biliyorum ama düzenli bir rutinde daha iyi çalışıyorum. Bu konserden sonra birkaç hafta iznim var, umarım bir düzen oturtabilirim.” Miles ayrıca duygusal bir müzisyen olduğunun altını çiziyor: “Duygusal bir enkazım. Ben kendine güvenen ve cesur bir adamım. Ama her şeyin altında duygusal bir yapım var.”
Birazdan sahne alacağı Salon İKSV’ye geçmeden hemen önce ise Ocak ayından beri yollarda olduğunu söylüyor:
“Tüm Avrupa’yı turladım. Böyle yaşamayı seviyorum. Her gün bir önceki günden daha heyecanlı geliyor, ne demek istediğimi anlıyor musun? Sanki hâlâ o duyguyu taşıyorum. Hâlâ büyük bir çocuk gibiyim. Dün gece en iyi konserimdi. Ama artık burada olduğumuza göre bugün en iyi konserimi vereceğim. Anlayacağın hayalimi yaşıyorum.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Martijn Verhagen'ın Zeki Müren sevgisi; Miles Kane ile müzikal kimliği, yeni EP'si ve yolda olmak üzerine sohbet.
27 May 2024

YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.




