Morphine @Karga

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Burak Beceren
Morphine kulaklarımdan bünyeme ilk nüfuz ettiğinde, sanırım 19 yaşımı yeni bitiriyordum.
Bir dizi bilmediğim şarkı arasından The Other Side’ı yakaladığımı ve merakla tekrar tekrar dinlediğimi hatırlıyorum. O dönemler, içinde gitar barındırmayan gruplarla pek ilgilenmediğimden, bu gruba bu kadar düşmem, pek kendimden de bekleyeceğim bir şey değildi.
Mark Sandman’in iki telli, kendisine özel hâle getirdiği slide basları ve Dana Colley’nin grubun karakteristik atmosferini oluşturan saksafonlarının gücü adına, tam bir bağımlıya dönüşmem pek de uzun sürmemişti. Onları canlı izleme şansına erişme hayallerim, Mark’ın 1999’da aramızdan ayrıldığını öğrenmemle son bulduktan sonra, bu posteri tasarlayana kadar geçen sürede bu hayale asla geri dönmemiştim.
Mekân hakkında ise çok fazla düşünmeme gerek kalmadı, zira gözlerimi kapattığımda hafif sarhoş, elimde bira eşliğinde sallanarak, kendimi canlı müziğin insafına bıraktığım tek yer Karga’ydı. Zaten Morphine’i başka bir yerde hayal etmem de mümkün değildi. Onları büyük kalabalıklarla ya da saygısız seyircilerle paylaşamazdım sonuçta değil mi?
Burak Beceren
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bağımsız plak şirketleri, atalarının omuzlarında bir caz piyanisti, 2021 sanat piyasası ve dahası.
08 Oca 2021

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.



