Nick Cave, yeni albümü Wild God'ı nasıl yazdı?

Nick Cave'in yeni albümü "Wild God"ın ortaya çıkış hikayesini anlattığı özel söyleşisinde söylediklerini kendi ağzından aktarıyoruz.
Nick Cave, yeni albümü Wild God'ı nasıl yazdı?

14 Ekim - GAİN - Duende
GAİN ile birlikte

GAİN’in zengin dizi ve film kütüphanesi keşfedilmeye değer “Ne izlesek?” sorusunun cevabını Türkiye’nin eğlenceli yerli içerik platformu GAİN ’den geliyor. Zengin dizi ve film kütüphanesiyle GAİN, keşfedilmeye değer bir dünya sunuyor. GAİN’de ne izlesek? Ayak İşleri: Birbirleriyle tamamen zıt karakterlere sahip Vedat ile Evren’in, zengin bir iş insanının son derece önemli “ayak işlerini” hallederken yaşadıkları maceraları konu eden aksiyon-komedi, 4. sezonuyla yayında. Mahsun J:
 Borç içinde bir motorkurye olan Mahsun, hayatında bir çıkış noktası ararken tesadüfen keşfettiği yeteneğini kullanmaya karar verir. Yakında ikinci sezonuyla. RU: Meryem Uzerli’nin başrolde olduğu dizi, Reyan ile Uzer'in, Ege’de bir sahil kasabasında her şeye rağmen yaşadığı sıradışı aşkı anlatıyor. Mazhar Alanson ile Misafir: Mazhar Alanson’un yeni sohbet programında Alanson, Cem Yılmaz’dan Ajda Pekkan’a, Harun Tekin’den Beyazıt Öztürk’e ünlü dostlarını konuk ediyor. Dengeler: Biri Olmak: Dizi, çocukluğundan beri bambaşka bir hayatın hayaliyle yaşan Ferit Kamacı’nın adım adım suç dünyasına çekilmesi ve “biri olma” yolunda feda ettiklerini konu alıyor. Alice Müzikali: Kapalı gişe oynayan, Afife Tiyatro Ödülleri’nde “Haldun Dormen Özel Ödülü” ve “En iyi Koreografi Ödülleri”nin sahibi Alice Müzikali sadece GAİN’de. Dahası: gain.tv ’den yapılan yeni üyeliklerde tüm GAİN içerikleri tam 7 gün boyunca ücretsiz. GAİN üyesi olmak için burayı ziyaret edebilir, eğlenceli dizi ve programların keyfini sürmeye başlayabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Nick Cave, her zaman dinleyicisine müziğin en saf, en ham hâlini sunar. Melodileri ile sevenlerinin elinden tutarak bir yol bulmalarını sağlar. Canlı performanslarında ise sahnesini tapınak, seyircisini ise bir ayinin parçası olarak görür. Onun şarkılarını, özellikle canlı dinlerken arındığınızı hissedersiniz. Müziği acılarınızı ortaya çıkarır, yaralarınıza pansuman olur.

Nick Cave and The Bad Seeds, sonbahara girerken Wild God albümünü yayınladı. Sanatçının uzun zaman sonra sevincine de yer açtığı bu albüm, 10 şarkıdan oluşuyor. Cave’in söz ve müzikal anlamda yine ilmek ilmek dokuduğu, uzun uğraşlar verdiği bir albüm bu.

Sanatçı, ağustos ayının sonunda Kings Place London’da albümünün perde arkasını ve sanatsal üretimlerinin nasıl ortaya çıktığını anlattığı özel bir söyleşi verdi. Bu özel buluşmadan bazı anları sanatçının ağzından aktarıyoruz:

Frogs’un sözleri doğaçlama ortaya çıktı 

Albümdeki Frogs şarkısını gerçekten seviyorum. Bizim için böyle bir parça yapmak oldukça sıra dışıydı. Kayıt süreci inanılmazdı, sözlerine de derinden bağlılık hissediyorum. Öncelikle müziği kaydettik. Sürekli dönen ve yükselen bir melodi vardı. Üzerinde hiç söz yoktu. Frogs ile ilgili ilginç olan şey aynı zamanda 4/4’lük bir ritimde olmamasıydı. Sürekli değişiyordu; bazen üç sonrasında beş. Yani, ne olup bittiğini anlamak neredeyse imkansızdı.

Müziği kaydettikten sonra vokalleri söyleme vakti gelmişti. Warren (Ellis) “Haydi git sözleri söyle” dedi. Ona “Söyleyecek bir şeyim yok ki” dedim. O sırada minik bir şarkım vardı Frogs adında. Gidip müziğin üzerine onun sözlerini söyledim.

Vokalde ne olup bittiğini gerçekten bilmiyordum. Sesimde bir gerginlik ve sinir vardı. Sözler de sadece şarkının yarısına kadar sürüyordu, sonra her şey doğaçlama ilerledi. “Kill me! Kill me in the sunday rain” gibi doğaçlama sözler ekledim. Şarkının kaydını dinlediğimde, beni derinden etkiledi. İlahi bir aşk şarkısı gibiydi. Sonunda ise dinî bir deneyimin parçası olduğunuzu hissediyordunuz. O şarkıyı stüdyoda sadece bir kez söyledim. Gerçekten düzgün bir vokal kaydı da yapmadım. Elimizde olanı albüme koyduk ve ortaya çok güzel bir doğaçlama parça çıktı.

Şarkı yazarken zihnimdeki görüntüler arasında dolaşıyorum

Bu albümün yazım süreci çok gizemliydi. Şarkı yazmanın zorluğu da bu; iyi bir şey mi yapıyorsunuz yoksa kötü bir şey mi, asla bilemiyorsunuz. İyi bir dize yazıp yazmadığımı ben de kestiremiyorum çünkü şarkıyı söyleyip grup arkada çalana kadar ne olduğunu bilemezsiniz.  

Sözlerim öncelikle görüntülerden oluşuyor. Diyelim ki zihnimde bir adamın küçük bir görüntüsü var. O görüntüler arasında dolaşıyorum, ne olacağını bilmiyorum. Zamanla bu küçük parçalar biraraya geliyor ve bir şarkı ortaya çıkıyor. Aslında hiçbir bilinçli dürtü yok, şarkı yazmak belirsiz ve soyut şeylerle oynamak gibi bir şey benim için.

Joy, zor kazanılmış bir duyguyu anlatıyor

Joy bana mutluluğu ifade etmiyor. Joy (neşe) zor kazanılmış bir duygudur. Dünyanın doğasını, dünyadaki kayıpların doğasını idrak ettiğiniz bir histir. Ve bence bu kayıt da tam olarak bunu yapıyor. Bazı şeylerden kaçınmadan farklı hissetme hâlini ortaya koyuyor. Bu yüzden bu kaydı dinlediğimde yüzümde kocaman bir gülümseme oluşuyor.

Tommy’nin (Wydler) davul çalışını dinliyorum. Hasta olduğundan, belki üç dört yıldır, belki daha uzun bir süredir davul çalmamıştı ama şimdi iyileşti. Bu sayede yeniden biraraya geldik. İyi bir albüm yaparsanız, bu yaşta başınızı dik tutabilirsiniz. Bu inanılmaz bir şey, değil mi? Her şey kayıp gidiyormuş gibi hissetmediğiniz o an. Gurur duyduğum bir şey varsa, o da bu albüm.

Birilerini kaybederken yeni insanlar kazanıyorum

Albümlerim değişmeye devam ediyor, dinleyiciyi hayal kırıklığına uğratıyor veya ilham veriyor. Bazı insanlar bu yüzden yaptığım işleri seviyorlar; maceranın bir parçası oluyorlar. Birilerini kaybediyorsunuz ama yeni insanlar kazanıyorsunuz. Albümlerimin etrafında bir hareketlilik var, bunu gerçekten seviyorum. Bir albüm daha yapmasam da mutlu olurum ancak bu benim işim ve menajerim bana “Haydi, yeni bir albüm yapma zamanı geldi” diyor. Bu cümle duyabileceğim en kötü şey çünkü tüm süreci yeniden başlatıyor. Ama günün sonunda şarkıları seviyorum ve onlarla gurur duyuyorum. Ne kadar çok olduklarıyla da... Her birini tek tek sevmesem bile, aynı anda hepsini seviyorum, bu bir anlam ifade ediyorsa... Yani, daha fazla albüm yapmaya devam edeceğim sanırım.

Bu albümün canlı bir enerjisi var

Bazı albümleri canlı çalmak çok zor. Ghosteen ve Skeleton Tree öyleydi. Ama Wild God’daki şarkıların enerjilerini çok farklı buluyorum. Bu albümdeki şarkıların çoğunu canlı çalmak zor olmayacak gibi görünüyor çünkü içlerinde zaten inşa edilmiş bir enerji var. Mesela Jubilee Street albümde oldukça mütevazı bir şarkıydı ama canlı çalındığında devasa bir şeye dönüştü. Wild God’daki şarkıların da kendilerini bulacaklarını düşünüyorum. Umarım kayıtlı hâlleriyle karşılaştırıldığında canlı versiyonları devasa ve güzel parçalara dönüşür.

Risk almak hoşuma gidiyor

Şarkı yazma sürecimde genellikle bir başlangıç noktası olmuyor. İşler kendiliğinden gelişiyor. Görüntüler, fikirler ve duygular biraraya geliyor ve sonunda şarkı doğuyor. Bu yüzden albümlerim üzerinde çalışırken tam olarak ne yapmaya çalıştığımı bilmiyorum. Sürecin kendisi, bir keşif benim için. Her albümde farklı bir yöne gitmek istiyorum, risk almak ve yeni şeyler denemek hoşuma gidiyor.

Ancak şunu da kabul etmeliyim ki, albüm yapma süreci benim için oldukça stresli. Her zaman “Bu sefer farklı bir şey yapacağım” diye başlıyorum, ama süreç başladığında kendimi hep aynı tür belirsizlik ve mücadele içinde buluyorum. Bu karmaşıklıkla başa çıkmak zor. Yine de bir albüm tamamlandığında ve onu dinlediğimde, her şarkı bana kendisini farklı bir şekilde gösteriyor.

Red Hand Files hayatımın kontrolünü ele geçirdi

Red Hand Files, (sanatçının hayran mektuplarına cevap verdiği internet sitesi) çok tuhaf bir hâle geldi. Hayatımın merkezinde dönen bir mihenk taşı gibi oldu, çünkü her hafta, durmaksızın, sorular geliyor ve ben de bu mektuplara cevap yazıyorum. Bunu yaptıkça da aynı kalmam mümkün değil. Red Hand Files beni büyük ölçüde değiştirdi. Bu iyi mi kötü mü bilmiyorum, ama bu mektuplara cevap yazmak çok zor. Çünkü sorulan sorulara anlayışlı cevaplar bulmam gerekiyor. Bu proje hayatımın kontrolünü tuhaf bir şekilde ele geçirmiş durumda. Ne yapacağımı, nasıl ve ne zaman duracağımı bilmiyorum. Bu benim için çok tuhaf bir şey.

Seyirciler konsere daha derin bir deneyim için geliyor

Son yıllarda seyirciyle olan ilişkim çok değişti. Eskiden sahneye çıktığımda izleyiciyle aramda eğlenceli bir etkileşim olurdu, ama Skeleton Tree sonrası turnelerde bu tamamen değişti. Seyirci sanki sadece bir konser izlemek için değil, daha derin bir deneyim yaşamak için gelmiş gibi. Özellikle son birkaç turnede hissettiğim, izleyicinin bana sevgi dolu bir saygı ile yaklaştığı. Bu sevgi ve anlayış beni gerçekten etkiledi. Birçok şeyin farkına varmamı sağladı. Bir şekilde onların şarkılarımla bağ kurduğunu hissettim ve bu bana çok derin bir tatmin duygusu verdi.

İzleyiciye şarkı söylemek benim için büyük bir ayrıcalık ve onlara derinden borçlu olduğumu düşünüyorum. Red Hand Files da bu duygunun bir yansıması aslında. Bir şekilde geri vermek, onlara teşekkür etmek için bir yol gibi hissediyorum. Belki biraz duygusal gelebilir ama gerçek bu.

Sıradan anlara hayat üflemeye çalışıyorum

Wild God, özel bir prodüksiyonla yapıldı. Miksler Dave Friedman’ın elinden çıktı. Çok sayıda yaylı ve korolar ekledik. Bad Seeds genelde bu unsurları şarkılara zarif bir şekilde katman katman eklerdi. Ancak Dave Friedman bunların hiçbirini umursamadı ve şarkıların içindeki bu anları çok daha görünür hâle getirdi. Bu yüzden de şarkılar saf bir duygusal his veriyor. Bu albümde sadece ham duygular var ve şarkılar vurduğu zaman gerçekten vuruyor, adeta önünüze atlayıp sizi yakalıyor.

Bir şarkının evrensel bir mesajı yoksa bu korkunç bir başarısızlıktır. Bu genellikle itiraf tarzındaki şiirlerin de bir problemidir, çünkü o kadar içe dönüktür ki bağ kurmak zor olur. Benim yapmaya çalıştığım şey, hayatımdaki çok sıradan anları alıp onlara hayat üflemek. Böylece evrensel hâle geliyorlar. Örneğin Ghosteen, inanılmaz derecede kişisel bir albüm. Yaşananlarla ilgili. (Oğullarının vefatlarından bahsediyor.) Ama evrensel bir cazibesi var mı? Bilmiyorum. Zaten şu günlerde şarkı yazmak için başka bir yol da göremiyorum. Yeni albümdeki şarkılara çok fazla odaklanmış durumdayım. Şarkılar büyük ölçüde benim ve etrafımdaki insanların durumu ile ilgili, özellikle Susie’nin (Cave). Onun hakkında yazmak her zaman daha ilginç geliyor. Ama yine de bu şarkıların evrensel bir düzeyde insanlara hitap etmesi gerekiyor. Bu, şarkı yazmanın benim için en büyük zorluklarından biri. Sonuçta albümlerim bir şekilde hep hayatımın izlerini taşıyor. Albümlerimle bağ kuran insanlar, şarkıların derinliklerini de görebiliyor. Ve bu süreç, her albümde farklı bir yolculuğa çıkmamı sağlıyor. Tabii bu kolay bir yolculuk değil. Albüm yapmak, şarkı yazmak zor ve stresli ama sonuçta, bu şarkılar bana ve dinleyicilere anlam kazandırıyor.

Şarkı yazmayı sevmiyorum

Albüm yapmadan önce genellikle bir takvim belirliyorum ve o tarihte yeni şarkılar üzerinde çalışmaya başlıyorum. Yıllardır albüm yapmamış ya da yapmayı düşünmemiş olsam bile. Belirlenen tarihte yeni albüm üzerinde çalışmaya başlıyorum. Albüm yapmayı gerçekten sevmiyorum. Kaydetmeyi çok seviyorum ama şarkı yazmayı sevmiyorum. Çünkü bu, oturup içimdeki karmaşayla yüzleşmem gereken bir zaman oluyor. Bu karmaşayı bir şekilde temiz, saf ve anlaşılır bir şeye dönüştürmem gerekiyor.

Bu süreçte genellikle imgeler ortaya çıkıyor. Mesela Wild God’ı yazmaya başladığım ilk gün, uzun dalgalı saçları olan bir adamın görüntüsü kafamın içinde belirdi. Bu adam, farklı durumlara giriyordu ya da Wild God şarkısındaki gibi, hatıralarının içinde hızla dolaşıyordu. Böylece o şarkının ismi, bu görüntüye bir şekilde yapıştı. Bu kelimelerin nereden geldiğini de tam olarak bilmiyorum. Birçok albümümde merkezdeki bir fikir genellikle farklı şarkılarda dolaşır. Bu albümde de o dalgalı saçlı adam farklı şarkılarda farklı biçimlerde dolaşıyor gibi.

Dave Friedman’ın sound’u tartışmalara yol açtı

Kayıt sürecinde Warren’la Dave Friedman’ın ormandaki küçük kulübesine gittik. Şarkıları kaydetmiştik ama birine miks yapmasını istedik. Bizi oturttu ve “Bugün ne yapacağız?” dedi. Biz de dedik ki, “Wild God’ı miksleyelim diyoruz, ne dersin?” O da “Wild God ne hakkında?” diye sordu. Ben de “Bilmiyorum. Uzun, dalgalı saçları olan bir adam var, etrafta süzülüyor ve şarkının sonunda büyük bir şey oluyor” dedim. O da “İlginç, tamam” dedi ve odasına girdi, kapıyı kilitledi. Warren ile birbirimize bakıp, “Gerçekten odaya mı girdi o?” diye düşündük. Biz davetli değildik, bu yüzden ona hiçbir fikir veremezdik. “Saat üç gibi çıkacağım, o zaman yaptığım şeyi dinleyebilirsiniz” dedi.

Bu inanılmaz derecede kafa karıştırıcıydı, çünkü albümü dinlediğimizde sound o kadar farklıydı ki… Sıkıştırılmıştı. Ayrıntılara girmek istemiyorum, ama o sound gerçekten çok tartışmalıydı. Gruptan bazı isimler (kim olduklarını söylemeyeceğim) hiç beğenmediler ve her şeyi berbat ettiğimizi düşündüler. Aramızda bir sürü şey yaşandı. Yine de bu kaydın arkasında durduk ve ben gerçekten şu an Wild God’da dinlediğiniz sound’u çok sevdim.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🎤 Rap ve şiddet, Nick Cave'le sohbet

Türkçe rap kadına şiddeti teşvik ediyor mu? Nick Cave şarkı yazarken aklından neler geçiyor? James Blake'in müzik endüstrisine açtığı savaş ne kadar etkili olacak?

14 Eki 2024

GAİN ile birlikte

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Aslı Perker

·

17 Tem 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar
DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi