Nurmi, Mangiarotti, Latynina, Phelps: Olimpiyat Oyunları’nın madalya koleksiyonerleri


Başkalarına ilham vermek için yol alıyor: Toyota Kazandıkları madalyalarla olimpiyat tarihinde yer etmiş sporcular, başarı ve ilham verici öyküleriyle akıllardan da hiç çıkmayacak önemli bir yere sahipler. Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları’nın sadece insan başarısının değil, aynı zamanda her sporcunun ilham verici hikâyelerinin bir göstergesi olduğunu belirten Toyota , bu inancı küresel olarak başlattığı Start Your Impossible kampanyasına taşıyor. İmkansızı başarmak için mücadele edilen Paris 2024 Olimpik ve Paralimpik Oyunları’nda mobilite partneri olmanın gururunu yaşayan Toyota , kapsayıcı ve sürdürülebilir mobilitenin en yenilikçi hâlini sunuyor. Herkese eşit hareket özgürlüğü sunma hedefiyle, herkesin kendi imkansızını başlatması için kıvılcımı ateşlemeyi amaçlıyor. Hareket etmeye yönelik bağlılığını Olimpiyat’a taşıyan Toyota , bu büyük organizasyon için dünya çapında yaklaşık 300 Olimpik ve Paralimpik sporcuyu oyunlara katılma ve yarışma yolculuklarında destekliyor. Ayrıca hiçbir yolculuğun yalnız yapılmadığına inanan Toyota, sporcuların başarılarının arkasındaki kahramanlar olan antrenörler, takım arkadaşları, ebeveynler ve taraftarlara da ışık tutuyor. Sporcular ve seyirciler oyunlara katılmak üzere Paris'te bir araya geldiklerinde, daha sürdürülebilir bir geleceğe yönelik hareketin bir parçası oluyorlar. Toyota, daha geniş bir toplumda değişimi teşvik etmek ve daha iyi bir dünya yaratmak üzere herkesi ilham verici bir harekete davet ediyor. Paris 2024 Olimpik ve Paralimpik Oyunları’nın mobilite partneri Toyota ’yı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Baron Pierre de Coubertin’in dediği gibi Olimpiyat Oyunları’nda aslolan “kazanmak değil katılmak” ama rekabetçi sporların zirvesinde madalyaların ışıltısının da “birazcık” göz kamaştırıcı olduğunu kabul etmek lazım.
Olimpiyat Oyunları, tarih boyunca büyük şampiyonlara tanıklık etti. Bazıları bir kez parlayıp söndü, çok azı birden fazla kez madalya sevinci yaşadı. Kimileri ise deyim yerindeyse branşlarına ambargo koydu. Bu şampiyonların hepsi yetenekliydi kuşkusuz ama ortak bir özellikleri daha varsa o da azimleriydi. Onlara destek olan antrenörlerini, takım arkadaşlarını, aile üyelerini ve taraftarları da unutmamak lazım tabii.
Paavo Nurmi: Olimpiyat’ı kurtaran adam
Nasıl ki modern Olimpiyat Oyunları tarih sahnesinden yok olup gitmemesini Paris 1924’e borçluysa, Paris 1924 de başarısının ciddi bir kısmını Paavo Nurmi’ye borçlu. Fransız spor yazarı Gabriel Hanot’nun spora, başarıya ve rekor kırmaya adanmışlığını “fanatiklik” seviyesinde bulduğu ve hatta bu uğurda bazı temel sosyal özellikleri yitirdiğini iddia ettiği “Uçan Fin,” Antwerp 1920’de kazandığı 3 altın madalya sonrası Paris 1924’ü de 5 altın madalyayla tamamlamıştı.
10.000 metre, 1.500 metre, 5.000 metre, bireysel ve takım kros yarışları… Nurmi’nin ustalaşmadığı ve kazamayacağı orta ve uzun mesafe yarışı yok gibiydi. Medyaya pek konuşmazdı bu yüzden—Hanot’nun acımasız sözlerinden anlaşılabileceği gibi—gazetecilerin favorisi değildi ama rakiplerine saygısı büyüktü. Onlara verdiği bir tavsiye ise “rakipleriyle değil kendileriyle yarışmaları” üzerineydi.
O, yoksul bir ailenin ancak çalışarak bir yerlere gelebilecek çocuğuydu ve 1912 Stockholm’de altın madalya kazanan Hannes Kolehmainen’den aldığı ilhamla hayattaki amacını bulmuştu. Fin ordusunda geliştirdiği atletik seviyesiyle, savaş sonrası Olimpiyat Oyunları’nı domine etmişti. Sakin, soğuk, sert görünümünün altında tahammülsüz bir “kazanan” vardı ve bu irade onu “sadece kendisiyle yarışan” bir madalya makinesine çevirmişti.
Aktif sporculuk hayatı bitince kısa bir süre antrenörlük yaptıktan sonra müteahhitlikten zengin olması, kazandıklarını borsada katlaması da şaşırtıcı değil. Dönemin müreffeh bir geçmişten gelmeyen tüm “halk çocuğu” sporcuları gibi Olimpiyat’ın yerine göre katılaşabilen “amatörlük” ilkesini ihlal eden sportif meşgaleleri de vardı. Onun gibi bir koşucu, hem de bu kadar popüler olup, bundan nasıl para kazanmasın? Los Angeles 1932 öncesi IAAF, onun amatörlük statüsünü sorguladı ve Olimpiyat Oyunları’nın başlamasına 2 gün kala aldığı cezayla Olimpiyat kariyerini Kolehmainen gibi maraton şampiyonluğuyla tamamlama fırsatını yitirdi. 1920-1928 arası 3 Olimpiyat Oyunları’nda 9’u altın 12 madalya kazanan Nurmi’nin rekoru, Roma 1960’a kadar kırılamadı.

Edoardo Mangiarotti: Atadan eskrimci
Roma 1960’ın pek çok yıldızı vardı ama gözler Berlin 1936’dan bu yana yer aldığı 4 Olimpiyat Oyunu’nda 5’i altın 11 madalya kazanan ev sahibi Edoardo Mangiarotti’deydi. 41 yaşındaki “atadan eskrimci” Mangiarotti, Roma’da İtalyan takımıyla epede altın, flörede gümüş kazandı ve toplam madalya sayısını 13’e yükselterek Paavo Nurmi’nin 32 yıllık rekorunu kırdı.
Dedik ya, eskrimci bir aileden geliyordu Mangiarotti, öyle ki babası Giuseppe, ülkesinde 17 epe şampiyonluğu kazanmış, Londra 1908’de boy göstermiş bir eğitmendi. İtalyan eskrimine Fransız varyasyonlarını kazandırmasıyla meşhurdu ve çocuklarını da eskrimci olmaları için eğitti. Hepsi yetenekliydi ama kuşkusuz en kararlıları, babasından aldığı tavsiyeyle, sağ elini kullanmasına rağmen rakiplerini şaşırtmak için soluna da başvuran Mangiarotti’ydi.
Berlin 1936’da ilk altın madalyasını kazandığında 17 yaşındaydı. Savaş sonrası Londra 1948’de 2’si gümüş 1’i bronz 3 madalya kazandı. Ama kariyer zirvesini Helsinki 1952 ve Montreal 1956’de yaşadı. Bireyseldeki tek altın madalyasını 1952’de epede kazandı, takım epe ve takım flörede de İtalyan takımıyla şampiyonluğa ulaştı. Emekliye ayrıldığı 1961 yılına kadar dünya şampiyonalarında da 13’ü altın 26 madalya kazandı. Sporu bir rekortmen olarak tamamladığında en çok merak edilen şey, savaş olmasaydı kaç madalya daha kazanmış olacağıydı.
Larisa Latynina: Sovyet harikası
Modern Olimpiyat Oyunları, kadınlar için adil bir alan değildi. Bizzat oyunların kurucusu Pierre de Coubertin, kadınları spor sahalarında görmek istemiyor, onlar için en büyük sportif şanın “oğullarını başarı için yüreklendirmekten geçtiğini” savunuyordu. Elinden geldiğince kadınları uzak tuttu ama 1920’lerle birlikte baraj kapakları açılmıştı bir kere.
Kadınlar söke söke aldıkları Olimpiyat kontenjanlarını yıllar geçtikçe artırdılar. Helsinki 1952 ile birlikte SSCB’nin “Olimpik aile”ye katılması bu anlamda dramatik bir değişime yol açtı. Çünkü SSCB, kadınları spora kazandırmak için köy köy gezilen bir ülkeydi. Annesinin temizlikçilik yaparak büyüttüğü Larisa Latynina, küçük yaşta ekonomik zorlukların yanı sıra Nazi işgali ve 2. Dünya Savaşı’nın ağır yüküyle baş etmeye çalışan bir coğrafyada büyüdü. Neyse ki eğitim alabileceği çok iyi okullar vardı.
Önce bale sonra jimnastikle ilgilendi ve yeteneği onu Herson’dan Kiev Politeknik Enstitüsü’ne taşıdı. İlk kez Olimpiyat sahnesine çıktığı Melbourne 1956’de 4’ü altın 6, Roma 1960’da 3’ü altın 6, Tokyo 1964’te 2’si altın 6 madalya kazandı. 9’u altın 18 madalyalık Olimpiyat rekoru, 2012’de Michael Phelps tarafından kırıldığında artık 78 yaşındaydı ve bu büyük gururu haset etmeyecek kadar uzun süre taşımıştı: “Sıra erkeklerde, bakalım onlar bu rekoru kaç yıl taşıyabilecek” diye meydan okumaktan geri durmamıştı.

Michael Phelps: Uçan balık
Olimpiyat oyunlarının en köklü, en geniş ailesi atletizmdir ama bireysel madalya sıralamalarının çoğunlukla yüzücüler tarafından doldurulduğunu görürüz. Bir 800 metreci aynı zamanda 100 metre koşamaz, üç adım atlamacının aynı zamanda 400 metre koştuğunu pek görmeyiz ama yüzmede durum böyle değil.
Serbest, kurbağalama, sırt üstü, kelebek… 100 metre, 200 metre, 400 metre… İşte tüm bu kategorileri 15 yıl ve 4 Olimpiyat boyunca domine eden, gerçek bir “uçan balık”tı Michael Phelps. 1.93’lük boyu, 2.03’lük kol açıklığı, uzun gövdesi, palet işlevi gören ama ona yük de olmayan ayaklarıyla havuzlarda fırtınalar estirmek için tasarlanmış gibiydi.
Her şeyin ötesinde bu listedeki tüm diğer atletler gibi zanaatında her gün daha iyiye gitmenin müptelasıydı.
Onu tarihin açık ara en çok madalya kazanan sporcusu yapan sır, yıllarca haftanın 7 gününü antrenman yaparak geçirten azminden başka bir şey değil. Dile kolay 23 altın, 3 gümüş, 2 bronz… 2012’de rekorunu ardında bıraktığı Latynina’nın 9’u altın 18 madalyası ne kadar da mütevazı duruyor bu tablonun karşısında.
İmkansızı başarmanın formülü
Bu olağanüstü atletleri, başlangıç noktasından finiş çizgisine taşıyan başlıca etken tabii ki azim ve yetenekleri ama hiçbir başarı da yalnız başına elde edilmiyor. Bugün antrenörleri, takım arkadaşları, aileleri ve taraftarlarının yanında sponsorları da dünyanın dört bir köşesindeki sporcuları Olimpiyat Oyunları'na götüren yolda destekliyor.
300 Olimpik ve Paralimpik sporcuya sponsor olan Toyota, global olarak başlatılan “Start Your Impossible” kampanyasıyla “İmkansız Yok” diyerek spora olan bu desteğini 40 ülkeye yayıyor; Olimpiyat Oyunları'nın dünyayı biraraya getirme misyonuna katkıda bulunuyor. Toyota, Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları’nın sadece insan başarısının değil, aynı zamanda her sporcunun ilham verici hikayesinin de bir göstergesi olduğunu belirtiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Paris 2024 Yaz Olimpiyat Oyunları'nda ilk haftanın öne çıkanları. Olimpiyat Oyunları tarihinin madalya koleksiyonerleri. Filenin Sultanları'nın çeyrek final sevinci.
02 Ağu 2024

YAZARLAR

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.





