"O parçadan sonra her şey benim için değişti"

Dönsün Dursun'da konuğumuz Murat Ertel.
"O parçadan sonra her şey benim için değişti"

Artiox - 16 Temmuz
Artiox ile birlikte

Yeni nesil sanat yatırımı: Artiox

Art Basel ve UBS Küresel Sanat Pazarı 2021 raporuna göre, 2019 yılında hacmi 5,9 milyar dolar olan çevrim içi sanat pazarı 2020 yılında 12,4 milyar dolar büyüklüğe ulaştı. Pandemi süresince dijitale taşınan ve Sotheby's, Christie's gibi…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Murat Ertel hem Baba Zula hem de diğer solo projeleriyle bu coğrafyanın en özgün müzisyenlerinden biri. Dönsün Dursun serisinde bu hafta ağırladığımız Ertel, yakında dinleyeceğimiz şarkısından ipuçlarını bizlerle paylaştı. Söyleşimizde Ulrich Troyer'den Ben Harper'a, Ruhi Su'dan Pir Sultan Abdal'a bir yolculuğa çıkaran sanatçı, bizleri müziğinin mutfağından bir fotoğrafla selamlıyor.

Bu ara en çok hangi şarkıyı dinliyorsun?

Dürüst olmak gerekirse bu aralar en çok arkadaşım Ulrich Troyer'i dinliyorum. Bence çok iyi bir müzisyen. Forbit Studio diye bir stüdyosu var, epey deneysel müzikler yapıyor. Vegetable Orchestra diye bir orkestrada çalıyor, sebzelerden enstrüman yaparak konser veriyorlar. Konser sonrasında da çaldıkları bu enstrümanları, performansları esnasında kaynattıkları suya atıp çorbasını yapıp seyircilere dağıtıyorlar. 

Ulrich, aynı zamanda resimli roman yapıyor. Çocukların müzik yapması için bir uygulamaları var. Onunla birlikte bir şarkı yapıyoruz; bana davulları çaldı, ben de üzerine gitar çaldım. Sonra o, üzerine bas çaldı. Şimdi de ben de onun üzerine elektro saz çalacağım. O yüzden en çok o parçayı dinliyorum bu aralar.

Bir kez açtığında defalarca dinlemeden bırakamadığın şarkı nedir?

Narmanlı Han'da çok önemli bir plakçı vardı. Deniz Pınar. Orada biz acayip plaklar bulurduk. Can'in bir EP'si — her iki yüzü 30 dakika sürüyordu. O zamanlar 77 model bir Ford Escort'um vardı; orada da kaset dinlerdim. 60'lık bir kasetin iki yüzüne de buradaki parçayı kaydetmiştim; saatlerce o parçayı dinliyordum. Ritmik olarak bana müthiş çekici geliyor. 

Gruptaki Jaki Liebezeit, en sevdiğim davulcu. David Bowie'den Brian Eno'ya kadar pek çok müzisyen onun hayranı. Eurythmics'in ismini o bulmuş ve ilk albümünde çalmış. Depeche Mode'la da çalmış. Onunla arkadaş olma ve birlikte çalma fırsatı elde etmiştim; 2000'li yılların başından ölümüne kadar hem dost kaldık hem de birlikte müzik yaptık. Can grubunun bu şarkısını dinlememin nedeni, sanırım ritmi. Müzikte en sevdiğim şey güzel bir groove.

Müzik kariyerinde ve üretiminde kırılım noktası oluşturan bir şarkı var mı?

Çok şarkı var ama herhalde "en" diyebileceğim bir tanesi, bir kasedin tam bir yüzü boyunca sürüyordu. Bu, 14 yaşındayken kurduğum ikinci grubun şarkısıydı ve ismi İkide Bir'di. Akın Evliyaoğlu diye bir arkadaşım vardı; iki kişilikti bir gruptuk ve ikimiz de aynı orgu çalıyorduk. Gece Yürüyüşçüsü adını taşıyan ve tek şarkıdan oluşan konsept bir albüm yapmıştık — tür olarak da doğaçlamaydı. O kaset hâlâ bende duruyor, dinliyorum. Gerçekten de o parçayla beraber ilk albümümü ve ilk konsept albümümü yapmışım; sanırım o parçadan sonra benim için her şey değişti.

Hikâyesiyle bağlam kurduğun, sanki ben yazmışım dediğin bir şarkı var mı? Neden?

Ben Harper'ın Roses From My Friends şarkısı geliyor aklıma. Ruhi Su, babamla arkadaş olduğu ve babam da onun ikinci albümünden itibaren tüm albüm kapaklarını ve sanat yönetmenliğini yaptığından her albümünü çalmak için bize gelirdi. Pir Sultan Abdal plağındaki halk müziğinde kavramsal plakları yapan ilk insan herhâlde Ruhi Su'dur. Orada asılmadan önce söylediği bir türkü var: Pir Sultan Abdal'a herkes taş atar, yalnızca bir kişi gülü tercih eder. Kanlar içindeki Abdal, gülü alır ve "Yağmur gibi başıma yağar taşlar / İlle dostun gülü yaralar beni" der. Esas incitenin onu sevenler olduğunu çok güzel bir şekilde anlatır. 

Ben Harper da henüz bu kadar popüler değilken konser vermek için Türkiye'ye gelmişti — o zamanlar Ben Harper'ın rehberliğini yaptım, çok iyi arkadaş olduk. Bu coğrafyanın kültürü ve sazla ilgilendi. Bir gün ona Pir Sultan Abdal'ı ve bu türküyü anlattım. Çok etkilendi, oldukça duygulandı. Bu hikâyeden etkilenerek de Roses From My Friends'i yaptı. O yüzden bu şarkının hikâyesiyle bağ kuruyorum. Benim de küçük de olsa bir katkım var diye düşünüyorum.

Sorularımız son buluyor ve Murat Ertel ekliyor: "Aposto!yu seviyor ve takip ediyorum. Sorularınıza cevap vermek çok güzeldi."


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

Bir filmi duymak mı?

İçindekiler: Sesin başrol olduğu filmler, politikleşmiş ve gözü kara Bristol sound'un doğuş hikâyesi ve Dönsün Dursun'da Murat Ertel.

16 Tem 2021

Artiox ile birlikte
Massive Attack

YAZARLAR

İhsan Dindar

Kitap yazarı @ Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar