Okan Alpay: "Hangi fonu kuruyorsak orada iddialı olmak istiyorum"

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Son zamanlarda portföy yönetimi sektöründe hareketlilik ve yeni girişimler göze çarpıyor. Sektörde yeni oyuncular iddialı bir şekilde sahaya çıkarken, deneyimli isimlerin kendi şirketlerine sahip olma sıklığı da her geçen gün artıyor.
Geride bıraktığımız haftada Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), yeni bir girişimin bu şekilde sahaya çıkmakta olduğunu ilan etti. Halihazırda Strateji Portföy Birinci Değişken Fon’u yönetmekte ve Tacirler Portföy, Finans Portföy, Yapı Kredi Portföy gibi kurumlarda üst düzey görevlerde bulunmuş olan deneyimli Portföy Yöneticisi Okan Alpay, İntegral Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi AŞ’nin %100’ünü satın aldı.
Duygularını, “Her portföy yöneticisinin böyle bir hayali var. Benim de hayalim bir portföy yönetim şirketine sahip olmaktı” diyerek ifade eden Okan Alpay, hedeflerini ve yeni kuracağı yapıyla ilgili düşüncelerini Aposto’yla paylaştı.
“Hangi fonu kuruyorsak orada iddialı olmak istiyorum”
Konuyla ilgili Aposto’ya konuşan Okan Alpay, yeni kuracağı yapıyla sektörde fark yaratmayı amaçladığına dikkat çekerek, “Ben piyasada biraz eksiklik olduğunu görüyorum. Bizim yaptığımız işin ana hikayesi yetenek, insan kaynağı. Portföy yöneticilerinin çok yetenekli olması ve yatırımcıların bunlardan fayda sağlaması lazım. Ancak benim kurumlarda gözlemlediğim, zaman zaman çok iyi kazançlara sahip olsalar da bunu paylaşma noktasında çok istekli olamayabiliyorlar. Uzun vadede bu eksikliği gidermeyi temel alarak, biraz da değişik bir yapıyla; gerçek anlamda kabiliyetli kişilerin toplandığı bir yapıyı uygulamak istiyorum” ifadelerini kullandı.
Şu anki aşamada ilk adımının, şirketin girişim sermayesi portföy yönetim şirketi statüsünden tam yetkili bir portföy yönetim şirketi statüsüne geçişini sağlamak olacağını söyleyen Alpay, “Şirket şu anda girişim sermayesi portföy yönetim şirketi. Bunun dönüştürülmesi, şemsiye fonların ve normal fonların kurulması tahminimce 6-8 aylık bir süre alacak. Ondan sonra piyasanın durumuna göre, ekiple beraber kararlaştırarak hikayenin ne yöne doğru gideceğine bakacağız” açıklamasında bulundu.
Alpay iyi yönetilen alanlarda iddiası olan bir yapı kurmayı hedeflediğini söyleyerek, “Hedefim şu: İyi yönettiğimizi düşündüğümüz noktalarda, ‘Bu insanlar kurmuşlarsa, gerçekten iyi yönetirler’ algısıyla yatırımcıya ulaşmak niyetindeyim. Hangi fonu kuruyorsak orada iddialı olmak istiyorum. Çok sayıda fon kuralım, yönetelim noktasında bir yapı hiçbir zaman planlamıyorum” dedi.
“Yaptığımız işi iyi yapalım, iyi portföy yönetelim, yönettiğimiz fonlar uzun vadede üst sıralarda olsun, yatırımcıya mahçup olmayalım gibi bir anlayışla başlamayı planlıyorum.
Kabiliyetimiz olan alanlarda portföy yönetmek gibi bir hedefimiz var. Ayrıca şirket bir kazanç sağlıyorsa bunu en aşağıdan en yukarıya kadar paylaşan bir yapı hedefi var. Farklarımız burada olacak.”
Alpay, hedeflediği yatırımcı kitlesine dair sorulan soru üzerine ise, “Portföy yönetimi dediğimiz şey çeşitlendirmedir. Dolayısıyla ne salt kurumsal, ne salt bireysel diyebilirim. İkisinin de karşımı diyelim; burada bir çeşitlendirme olacak. Varlık sınıfı bazında sadece Türkiye değil yurt dışının da olduğu tarzda bir yapı olacak” cevabını verdi.
“GSYF tarafı doğru insan kaynağını bulduğumuz noktada olabilir”
Alpay girişim sermayesi yatırım fonu yatırımlarına devam edilip edilmeyeceğine dair soruları, “Eğer doğru strateji ve doğru insan kaynağını bulursak neden olmasın?” diyerek yanıtladı.
“Tek varlıktan oluşan bir fon bizim tarzımız değil. Bir portföy yönetim mantığı olması gerekiyor. GSYF tarafı da ancak doğru insan kaynağını bulabildiğimiz noktada olabilir. Bu tarz fonların hepsi farklı yeteneklere ihtiyaç duyulan alanlar. Eğer doğru strateji ve doğru insan kaynağını bulursak neden olmasın?”
“Sektör büyüdükçe bu tarz yaklaşımları daha sık göreceğiz”
Portföy yönetim tarzı, öne çıkan yanları ve yeni yapıda yer alacağı göreve ilişkin sorulara da yanıt veren Alpay, “Ben yıllarca hep portföy yönettim; şimdi de tek işim portföy yönetmek. Bu yeni yapıda da böyle olacak. Ben yine portföy yönetimi konsantrasyonuyla bu işe gireceğim. Bir portföy yöneticisi ne kadar fon yönetirse o kadar dağılıyor aslında. Dolayısıyla benim farklı yaptığım iş konsantrasyon, odaklanma diyebilirim” ifadelerini kullandı.
“Benim portföy yönetim tarzım düşüşlerde yatırımcıya kaybettirmemeye çalışmak. Bunu her zaman yapabilmek çok zor ama ana düşüşlerde bunu yapabiliyorsak sonrası daha kolay olabiliyor. Yükselişlerde de bazen birebir yakalayamayabilirsiniz, ancak 32 senelik tecrübemin bana gösterdiği mühim olan kaybetmemek. Kaybetmezseniz kazanmak daha kolay. Ben elimden geldiğinde kaybetmemeye odaklanıyorum.”
Son yıllarda finans profesyonellerinin kendi portföy yönetim şirketlerine sahip olduğuna dair haberler de her geçen gün artıyor. Bu trendi de yorumlayan Alpay, “Ben gidişatın oraya doğru ilerlediği kanaatindeyim. Önceden de dediğim gibi portföy yönetim işinde asıl hikaye yetenek. ABD tarafında da gidişat hep böyle olmuş. Portföy yönetimi sektörü büyüdükçe bence bu tarz yaklaşımları daha sık göreceğiz” açıklamasında bulundu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Hem Japonya’da hem de Amerika’da piyasaların merkez bankalarını faiz artırmaya zorladığı bir süreçten geçiliyor. Ancak tarih gösteriyor ki genellikle bu savaşın kazananı tahvil piyasaları oluyor. Bu nedenle önümüzde, faizlerle ilgili olarak piyasaların çok da sevmediği stresli bir sürecin içinde bulunduğumuzu bir kez daha görülüyor.

Türkiye ekonomisinin omurgası KOBİ'lerin ihtiyacı mali ve beşeri sermayedir. Bunun yolu da büyüme sermayesi ve profesyonelleşmeden geçmektedir. Ancak özel sermaye yatırımları Türkiye'de milli gelirin yalnızca %0,03'üne denk gelmekte. Avrupa'da ise bu oran %0,44. Çözüm, şirketlerimizi kurumsallaştıracak daha derin bir özel sermaye piyasasından geçmektedir.

Uzun vadeli devlet tahvili getirileri dünyanın neredeyse her yerinde aynı anda zirvelere ulaşıyor. Getiri eğrisinin uzun tarafı son dönemlerde çokça dikkat çekmeye başladı. Ancak tahvillerdeki bu hareket, klasik “resesyon korkusu” hikayesine pek benzemiyor.

TCMB ile piyasa, enflasyonun düşmeye devam edeceği konusunda aynı yönde düşünürken, bu düşüşün hızında ayrışıyor. Merkez Bankası 2027 için daha hızlı bir dezenflasyon patikası öngörürken, piyasa enerji, gıda, kamu fiyatlamaları ve maliye politikası gibi belirsizlikler nedeniyle hedefe ulaşmanın daha uzun süreceğini fiyatlıyor.

Ankara’nın savunma ve havacılık ihracatı son yıllarda hızla arttı. Temmuz ayında düzenlenen NATO Ankara Zirvesi’nde üye ülkeler farklı askerî ihtiyaçlar için 50 milyar doların üzerinde yeni alım programı açıkladı. Ankara Sanayi Odası (ASO), “2026 NATO Ankara Zirvesi ve Ankara Sanayisinin Yeni Konumu: Mülkiyetten Kapasiteye” başlıklı raporunda Ankara’daki şirketlerin bu alımlara hazırlanabilmesi için hangi şartların ölçüleceğini ve önümüzdeki bir yılda hangi çalışmaların yapılması gerektiğini inceliyor.




