
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Artık iklim krizinden kaçmamız imkansız; bu sorun, son dakika haberlerinden daha gerçek. Kim olursak olalım veya dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım, bizi bir noktada etkileyecek ve çok zamanımız varmış gibi görünmüyor. Bugün, onarmadan yarına devam edemeyebiliriz. Zararın üstüne zarar mı yoksa tamir ederek bir yerden başlamak mı?
Neden onarmak lazım? Asıl hedef sil baştan yenisini üretmek değil, var olanı değerlendirerek ürünün ömrüne ömür katmak. Henüz “doğal boyalarla” sentetik kumaşları boyayan(?), doğal malzemelerle sekiz sezon üretim yapanlar(!) varken tüm dünyanın baştan sona onarma kavramını, sürdürülebilirliğin ne olduğunu anlaması ve uygulaması için uzunca bir yol olduğu kesin.
Topraktan nereye? Bugün bu kavramları konuşabilmek için önce tekstil ve modanın, hatta her endüstrinin verdiği zararın farkında olmalıyız. Bu yüzden burada, dört hafta boyunca döngüsünü tamamlayamayan giysilerimizin topraktan denizlere ve okyanuslara olan yolculuğunu anlatarak bu konuyu irdelemeye başlayacağım. Sondan başa gideceğimiz serimizin ilk konusu: Ömrü suda son bulan mikroplastikler (giysiler).
Giydiklerinin kökenini biliyor musun?
İçinde birçok kimyasal madde barındıran moda ve tekstil endüstrisi, ekolojik dengenin bozulmasıyla doğrudan ilişkili. Her ne kadar doğal kumaş üretimi gündemde olsa da hâlâ sentetik kumaş üretimi çok daha kârlı görünüyor. Tartışmalar sürse de hızlı moda dünyasının kârlılık konusunda ısrarcı olmaya devam edeceği ortada. Günümüzün teknolojisi ve hızıyla birlikte moda endüstrisi, maalesef kullandığı malzemeleri doğadan alsa bile doğaya döndüremiyor. Şaşırtıcı; ama giysilerimiz geldikleri yere; toprağa dönemedikleri noktada çoğu zaman ömürleri suda son buluyor ama sandığınız gibi değil.
Plastik; hızlı, kolay, ucuz: Ömürleri suda son bulan plastiklerin bir çoğunun tekstil ve moda endüstrisinin atığı olduğu biliniyor. Özellikle hızlı moda endüstrisinde kullanılan polyester, naylon, akrilik ve diğer sentetik elyaflar şu anda dünya çapında giysilerimizi oluşturan malzemenin yaklaşık %60'ı ve dahası sentetik olarak adlandırdığımız kumaşların aslında içeriği plastik yani üretimi hızlı, erişimi kolay ve ucuz. Kısaca üzerinizdeki o tişört muhtemelen plastik!
Geri dönüşüm dediğini duyar gibiyim: Plastikler, geri dönüştürülemedikleri zaman küçük parçalara ayrılır ve mikroplastik olarak hayatlarına devam eder. Yani doğru sonuç almak hedeflense bile plastik malzemelerin hepsi geri dönüştürülemez ve minicik mikroplastiklere dönüşür. Tahminler değişkenlik gösterse de tek bir yıkama sonucunda giysilerimizden su kaynağına yüz binlerce iplik karışması mümkün olduğu söyleniyor.
Nasıl mı? Mikroplastiklerin sentetik giysilerden salınmasına asıl neden olan kumaşların bir çamaşır makinesinde yıkama işlemi sırasında maruz kaldığı mekanik ve kimyasal gerilmelerdir. Titreşimler, giysiyi oluşturan ipliklerin kumaştan ayrılmasına yol açar. Yani açığa çıkan mikroplastikler, boyutları nedeniyle kısmen atık su arıtma tesislerinden (WWT- wastewater treatment plants) geçer ve doğrudan deniz ve okyanuslara kadar ulaşır.
İpliklerin suda ne işi var?
Okyanus kirliliği gündem konuları arasına girmiş olsa da Our World in Data’nın verilerine göre, plastik çöp sorunun %1'i kadar küçük bir kısmını temsil ediyor. Geri kalanı ise, tekstil imalatı sırasında ve giysiler yıkandığında dökülen küçük ipliklerden yani mikroplastiklerden oluşuyor. Çalışma sonuçları, çamaşır makinesinde yıkama esnasında plastik liflerin 700 binden fazlasının dökülebileceğini gösteriyor.

"Günlük olarak kaç kişinin giysilerini yıkadığını ve hepimizin kaç giysisi olduğunu bir düşünün. Giysilerimizi yıkamasak da dolaşırken bile üzerlerinden minik lifler dökülüyor. Yani onlar her yerdeler."
Dr. Imogen Napper, Plymouth Üniversitesi
“Küçük mikro elyaflar, plastik bir şişeden daha az görünür. Denizle günlük hayatımız arasında daha fazla bağ kurmamız gerekir, giysilerimiz de dâhil. Giysilerinizi yıkadıkça hepsi okyanusta plastik çorbasının parçası oluyor."
The Marine Conservation Society Başkanı
Dr. Laura Foster
İlk adımı atmak adına birkaç öneri
Giysilerinden çıkan mikrofiber kirliliğini azaltmak için neler yapabilirsin?
- Yıkama alışkanlıklarındaki küçük değişikliklerle sulara karışan liflerin sayısını azaltabilirsin. Mesela çamaşır makineni maksimuma kadar doldurmak en basit yöntem. Çünkü çamaşır makinenen tamamen dolu olduğunda çamaşırlar arasında daha az sürtünme olur. Bu şekilde daha az lif açığa çıkar.
- Toz deterjan yerine doğal içerikli sıvı deterjan tercih edebilirsiniz. Toz taneleri çamaşırların liflerini sıvıdan daha fazla gevşetmeye ve daha çok lif bırakmasına neden olur.
- Giysiler yüksek sıcaklıkta yıkandığında zarar görür ve bu da liflerin daha kolay ayrışmasına neden olur. O yüzden düşük sıcaklıkları tercih edebilirsin.
- Uzun yıkama süreleri kumaşlar arasında daha fazla sürtünmeye neden olarak liflerin daha fazla yırtılmasına neden olur. Daha kısa programları tercih edebilirsin.
- Giysilerinizi sıkma işlemini düşük devirlerde ayarlayabilirsin. Ne kadar yüksek devir o kadar giysiler arasında sürtünme.
- EN ÖNEMLİSİ: Sentetik giysiler satın almaktan kaçın: Mümkünse, etik ve adil üretim olduğundan emin olduğun doğal malzemeler ara. Malzemelerin anlamlarını ve etiket okumayı öğren.
Sonuç; biz bugün topraktan geleni toprağa dönüştürmediğimiz sürece elimizde olan malzemenin ömrünü uzatmayı araştırmalıyız. Basit yöntemlerle adım atmamız bile çok önemli. Alışkanlıklarımızı değiştirmek ve herkesi; özellikle de endüstriyi bu konuda zorlamak zorundayız.
Önümüzdeki hafta: Üzerimize giydiğimiz kıyafetler bir ihtiyaç. Şehirleşmeden önce yaşayan toplumlar, ihtiyaçlarını karşılamak için giysilerini kendileri üretirken malzemelerini doğadan alıyordu; doğadan gelen, doğaya gidiyordu. Yani döngüsünü tamamlıyordu. Pamuk gibi, yün gibi, kenevir gibi, keten gibi hatta hayvan postu gibi malzemelerdi bunlar. %100 doğada çözünmelerinin sebebi ise içeriklerinde kimyasal barındırmamasıydı. Gelecek hafta soruyor ve cevaplıyoruz: Toprakta neler oluyor? Toprak bize ne veriyor, biz ona geri ne veriyoruz? Doğal olan her malzeme, doğaya geri dönebiliyor mu?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Hızlı moda nedir? Kıyafetlerin hikâyesi olur mu? Giysilerin ömrü uzatılır mı? Sudaki plastik de nereden çıktı?
08 Kas 2020

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Doğal yapıyı parçalayan ve bozan Avrupa nehirleri üzerindeki 1,2 milyondan fazla baraj, bent ve menfez kaldırılıyor. Bariyerlerin kaldırılmasıyla yeniden birbirine bağlanan 3 bin 740 kilometrelik Avrupa nehirleri, AB’nin “2030’a kadar 25 bin kilometrelik nehri doğal hâline döndürme” hedefine bir adım daha yaklaştırıyor. Şu ana kadar 603 bariyer kaldırılırken Tuna ve Ren gibi büyük nehirlerdeki su seviyelerinin azalması Avrupa ekonomilerini zorluyor.

Hakikat ölmedi, insan var oldukça da öl(e)mez. Sorun, hatta sorunsal, daha tekinsiz: Hakikate benzeyen şeyler hızla çoğalıp yayılıyor; hakiki olanla olmayan arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor. Peki kurumlara güvenin her geçen gün aşındığı bir dünyada hakikatimsilik salgınının çözümünü tek tek insanların omzuna yüklemek ne kadar gerçekçi?

Nepal'de 26 Ağustos sabahı yaşanan felaket, ilk bakışta şiddetli yağış kaynaklı bir sel gibi göründü. Bilimsel bulgular ise buz, kaya, su ve iklim sistemlerinin birbirini tetiklediği zincirleme bir afete işaret ediyor. Nepal ve Tibet tarafında 600'ü aşkın kişi hayatını kaybetti, binlerce kişiden haber alınamıyor. Üstelik bu yalnızca Himalayalar'a özgü istisnai bir durum da olmayabilir.

Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.



