Öznur Hanım


Galaxy’nin en yenisi, en güçlüsü: Samsung Galaxy S21 Serisi 5G
Güney Kore merkezli Samsung'un her yıl düzenlediği Galaxy Unpacked etkinliği, teknoloji meraklıları tarafından ilgiyle takip ediliyor. Samsung'un tüketici elektroniğindeki son güncellemelerini paylaştığı, en yeni ve gelişmiş ürünlerini…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Sizi Öznur Hanım ile tanıştırmama izin verin lütfen.
Öznur Hanım, 1941 İstanbul doğumlu. Kendini “gerçek bir İstanbullu” olarak anlatıyor. Merak ediyorum ve sormadan edemiyorum. “Kimdir gerçek İstanbullu, Öznur Hanım?”
Şeftaliye kaçan açık kırmızı rujla boyadığı dudaklarını oynatıyor bir süre, konuşmaya başlamadan önce. Aynı ruju allık olarak da kullandığı yanaklarına kayıyor gözüm.
“Gerçek İstanbullu demek İstanbul’a en önemli anlarında tanıklık etmiş, İstanbul’un “kumsallar, plajlar kenti” olarak anıldığı zamanlarını bilen ve Lozan Plajı’nda, Moda Plajı’nda, Süreyya Plajı’nda anılar biriktirmiş, Bostancı Plajı’nda yazlık sinemasına gitmiş, son tramvayın gidişine tanıklık etmiş…” Elimde olmadan heyecana kapılıp sözünü kesiyorum Öznur Hanım’ın. “Ama Öznur Hanım, ben de İstanbul’da yaşıyorum yıllardır. Evet, o dönemlere ait anılarım yok belki ama ben şimdi gerçek bir İstanbullu değil miyim?” Limon suyuyla düzleştirdiği saçlarıyla oynamaya başlıyor bu sözlerimden sonra. Sanırım istemeden de olsa gücendirdim onu.

Deniz manzaralı evindeki en sevdiği köşesinde, cam kenarında otururken, yoldan geçenlere bakıyor bir süre. “Hani Albert Camus diyor ya "Çekip gidene her şey mizah, kalıp bekleyene her şey şiirdir.” diye, bence gerçek İstanbullular İstanbul’u şiir gibi yaşayanlar işte.”
Mahcubiyetimi unutturmak için yeni sorular birikiyor kafamda. Bu sefer heyecanıma yenik düşmeden büyük bir sakinlikle soruyorum: “Bana biraz gençlik yıllarınızdan bahseder misiniz? 20’li yaşlarınızdan örneğin. Nasıldı 60’lı yıllar İstanbul’u?”
Derin bir iç çekiyor Öznur Hanım ve gülümseyerek “Bitliydi." diyor. Benim şaşkın ifadem onu keyiflendirmiş olacak bir süre bu anın tadını çıkarıyor. Sonrasında elimden tutuyor ve beni 60’lı yılların İstanbul sokaklarında yürütmeye başlıyor. Kadıköy meydanından, Haydarpaşa Garı’nda çalışan kayıkçıların yanından, yazlık sinemaların önünden geçiyoruz birlikte.

“İstanbul’un 1960’lı zamanları anıp hippilerden bahsetmemek olmaz. 1960’larda Türkiye'de basının hippileri adlandırmak için sıklıkla başvurduğu iki sözcük vardı: biri “Beatlemania”dan hareketle “Bitliler”, diğeri ise The Beatles’ın “She Loves You” şarkısında şarkının adını taşıyan ifadeyi takip eden “yeah, yeah, yeah” sözcüklerinden esinlenen “Yeye’ciler”di. Benim en sevdiğim “Bitliler”di." (Gülmeye devam ediyor).
“1968 kuşağının Çiçek Çocukları'nın, Rolling Stones’un dediği gibi “yuvarlanan taşlar gibi evsiz olmak” istedikleri yıllardı. Şimdi bilinir mi hâlâ bilmem ancak o zamanlar “Lale Pastanesi” çok meşhur olmuştu. Hippilerin İstanbul’daki esas buluşma noktaları Sultanahmet olsa da hippilere Laleli-Sirkeci hattı boyunca rastlamak pek mümkündü o zamanlar...”
Öznur Hanım’ın anlattıklarını büyük bir keyif ve ilgiyle dinlerken hem onu dinlendirmek için hem de sohbetimizi daha da keyifli bir hâle getirmek için Türk kahvesi yapmayı öneriyorum ve büyük bir memnuniyetle kabul ediyor.

Çok kısa bir süre sonra geri geldiğimde Öznur Hanım’ı elinde gençlik yıllarına ait fotoğraflara dalmış hâlde buluyorum. Oldukça şık, elinde çiçekleriyle, saçları her zamanki gibi yapılı fotoğraflarına büyük bir hayranlıkla bakıyorum ben de.
“Benim gençlik zamanlarımda Ayhan Işık çok sevilen bir aktördü. Belgin Doruk’a özenirdim o zamanlar.” diyerek geri dönüyor o zamanlara. “Ben kendimi Belgin Doruk’a özenir bulurken sağ olsun babam bana “Felix” derdi.” (Gülmeye başlıyor yeniden). Ben yeniden soru işaretleri içinde kalırken Öznur Hanım açıklamaya başlıyor. “1963 yılıydı sanıyorum. İlk kez bir kedi uzaya gönderilmişti. Felix isimli bu kedi döndükten sonra zamanın en meşhur kedisi olmuştu. Babam da ben meşhur olmak istiyorum düşüncesiyle beni meşhur ev kedisi diye Felix olarak çağırırdı.” Bir süre beraberce bu naif anıya gülüyoruz.
Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra anlatmaya devam ediyor Öznur Hanım. “Tüm İstanbul anılarım böyle bol kahkahalı değil tabii. Zor zamanlardan geçtik, çok zor zamanlardan. Bu sade kahvenin acısından daha acı zamanlardan. Nitekim, 1960’lı yıllar tarihî açıdan birçok olayın yaşandığı yıllardı… Ama şimdi geçmişi düşününce, aklımda kalan anılar hep güzel, biliyor musunuz? Türk kahvesi gibi benim için İstanbul. Yadigâr büyüleyici bir kahve fincanı içindeki acı ama mayhoş, bağımlılık yaratan bir tat.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İstanbul'da bugün kar var. Gündemimizde hava, su ve topraktaki asbest; kuraklık, kamusal alanların değişen anlamı, Balat ve 1960'lar var.
17 Oca 2021

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.



