Para politikasında zorlu dönemeç


Girişimci kadın liderler aranıyor: EY Girişimci Kadın Liderler Programı
Uluslararası danışmanlık şirketi EY ’ın kadın girişimcilere stratejik konularda yeni bakış açıları sunmayı amaçladığı Girişimci Kadın Liderler Programı için başvurular 31 Ağustos’a kadar devam edecek. Nedir? İşlerini büyütme hedefi ve…
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Merkez bankamız Ağustos ayında faiz oranlarında herhangi bir değişikliğe gitmeyerek para politikası faizini %50’de sabit tuttu. Bunun ötesinde, piyasaların acaba faiz indirimi ne zaman başlar sorusuna da bunun çok yakında olmayacağına dair bir sinyal de verdi.
TCMB para politikasının mevcut durumda üç ana bileşeni bulunuyor. Bunları, yurtiçi talepte dengelenme, Türk Lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinin Merkez Bankası’nın tahmin ve hedefleri ile uyumlu bir yakınsamada olması şeklinde özetleyebiliriz. Yakın bir süre öncesine kadar bu üç unsurdan en somut olanı Türk Lirasında reel değerlenmeydi. Bu değerlenme şu anda da devam ediyor.
İç talepte yavaşlama netleşiyor
İç talepte yavaşlama sinyalleri çok yavaş geliyordu. Fakat son iki aydır talepteki yavaşlama sinyalleri güçlenmeye başladı. Dün gelen Merkez Bankası kararında da iç talebin yavaşladığına dair inancın arttığını görüyoruz. Dolayısıyla, Merkez Bankası’nın enflasyon tahminlerini tutturabilmek açısından çıpa aldığı üç unsurdan ikincisini de devreye sokmaya başladığını ve bu konuda kendine güveninin arttırdığını söylemek mümkün görünüyor.
Hizmet sektörü fiyatları ve enflasyon beklentilerinde katılık sürüyor
Üçüncü konu olan, beklentilerin Merkez Bankası tahmin ve hedefleri ile yakınsaması ise pek gerçekleşmiş görünmüyor. Profesyonel ekonomistlerin tahminini yansıtan piyasa katılımcıları anketindeki enflasyon beklentileri Merkez Bankası tahminlerine yakın seyrederken, hanehalkı ve reel sektörün tahminleri bu beklentilerin çok üzerinde bulunuyor. Son dönemlerde Merkez Bankası’nın farklı vesilelerle vurgulamaya çalıştığı beklentilerin Merkez Bankası tahminlerine yakınsamasının enflasyonla mücadelede son derece önemli olduğuna dair vurgu, son para politikası basın duyurusuna da net bir şekilde yansımış durumda.
Merkez Bankası “Mal enflasyonu düşerken hizmet enflasyonundaki iyileşmenin gecikmeli olacağı değerlendirilmektedir. Hizmet enflasyonundaki yüksek seyir ve katılık, enflasyon beklentileri ve jeopolitik gelişmeler enflasyonist riskleri canlı tutmaktadır. Kurul, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının öngörüler ile uyumunun dezenflasyon süreci açısından göreli öneminin arttığını vurgulamıştır” şeklinde bir açıklamayla geldi. Bu açıklama, önceki toplantı kararlarına göre Merkez Bankası’nın hizmet sektöründeki fiyat katılığı ve beklentilerin yakınsamamasına dair kaygılarının arttığını gösteriyor. Bu kaygının haklı olduğu ve enflasyonla mücadelede ciddi bir risk oluşturduğu görüşüne kesinlikle katılıyoruz.
Beklentiler sadece para politikası ile yönetilemez
Para politikasının gücünün en yüksek olduğu yer, talebi sınırlayarak enflasyonu geriletebilmesidir. İç talepteki yavaşlamanın para politikasını bu amaca ulaşmada daha güçlü bir noktaya getirdiğini, hem baz etkisi hem de bu yavaşlamayla dezenflasyonun önümüzdeki süreçte izleneceğini düşünüyoruz.
Bununla birlikte, hizmet fiyatları ve genel olarak enflasyon beklentilerindeki katılıkla mücadelede para politikasının yapabilecekleri sınırlıdır. Bu mücadelede para politikası mutlaka gerekli ve önemli bir araç olmaya devam edecektir.
Beklentilerin kırılması hususunda, kamunun yönettiği-yönlendirdiği fiyatların enflasyon hedef ve tahminleri ile uyumlu olmasından, maliye politikasında kayıt dışı ile mücadeleye, yapısal reformlardan, politikaların sürdürülebilirliğine olan inanç ve güvenin artmasına kadar bir çok unsurun destekleyici bir çerçevede ilerlemesi gerekiyor. İç talep koşullarındaki yavaşlama bir dezenflasyon getirecek fakat bunun ne boyutta ve hedeflerle ne kadar uyumlu olacağı para politikası dışında unsurlara da bağlı olacak.
Kasım ayından önce faiz indirimi zor görünüyor
Bu çerçevede para politikasında daha zorlu bir dönemece doğru ilerlediğimizi vurgulamak gerekiyor. Burada bir diğer zorluğun da, TL’nin reel olarak değerlenmesinin ihracat ve sanayiye verdiği artan zararlar nedeniyle uzun süre sürdürülemeyeceği olduğu düşüncesindeyiz. Beklentilerin yeterince kırılamadığı bir noktada TL’nin reel olarak değerlenmesi de sürdürülemez ise enflasyonla mücadelede zorluk daha da artacaktır.
Tüm bu faktörlere bağlı olarak, TCMB’nin yakında bir faiz indirimine gitme olasılığı azalmış görünüyor. Tahminimiz en erken Kasım ayında ve çok ufak adımlarla bu sürecin başlayacağı yönünde. Merkez Bankası’nın belirlediği çerçeve oluşmadıkça ekonomide hissedilir bir faiz indirim süreci görmek kolay olmayacaktır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Ağustos toplantısında politika faizini beklentilere paralel olarak %50,0 seviyesinde sabit bırakma kararı aldı. Merkez kararın ardından yayımlanan metinde ise şahin duruşunu korudu.
21 Ağu 2024

YAZARLAR

Erhan Aslanoğlu
İstanbul Topkapı Üniversitesi rektör yardımcısı, akademisyen ve ekonomist. Makroekonomi, Türkiye ve dünya ekonomisi alanlarıyla ilgilenen Aslanoğlu’nun yayımlanmış bir kitabı, kitap bölümleri, çok sayıda makalesi ve tebliğleri bulunuyor. Genel ekonomi, makroekonomik göstergelerin yorumlanması, Türkiye ve dünya ekonomisi, göstergeler ve gelişmeler üzerine seminer ve eğitimler veriyor.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye’de özel sektör tahvilleri, finansman bonoları ve kira sertifikalarında yaşanan ödeme sorunları fon krizinin ardından farklı bir boyuta taşındı. Yılbaşından 27 Ekim’e kadar 14 şirketin TL cinsi borçlanma araçlarında 60 ödeme aksaklığı yaşanırken, vadesinde ödenemeyen anapara toplamı 12 milyar 697 milyon liraya ulaştı.

Türkiye’de üretken yapay zeka kullanım oranı bir yılda %19,2’den %37,6’ya yükselirken, gençlerin önemli bir bölümü artık kişisel sorunlarını da yapay zekayla paylaşıyor. Teknoloji gündelik hayatın her alanına girerken geçim sıkıntısı, güvencesiz çalışma ve fırsat eşitsizliği gibi sorunlar varlığını koruyor. Peki yapay zekanın yarattığı ekonomik imkânlardan kimler yararlanacak ve bu teknolojik ilerleme daha fazla insan için iyi bir hayatı mümkün kılabilecek mi?

Yapay zekanın üretkenliği artırarak maliyetleri düşürmesi beklenirken veri merkezleri, gelişmiş çipler, elektrik ve altyapı yatırımları yeni bir maliyet baskısı yaratıyor. Fed yöneticileri, bu yatırımların talebi ve maliyetleri artırarak fiyat artışlarını ekonominin geneline yayabileceği uyarısı yapıyor. Tartışmanın merkezinde ise şu soru var: Yapay zekanın uzun vadeli ucuzluk vaadi, kısa vadeli maliyet dalgasını ne zaman dengeleyebilecek?

Bu hafta yurt içinde Eylül ayı işgücü ve dış ticaret istatistikleri ile üçüncü çeyrek turizm gelirleri öne çıkarken, yurt dışında Fed, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Japonya Merkez Bankası'nın (BoJ) faiz kararları ön planda.
26 Eki 2026

Küresel endeks sağlayıcılarının Türkiye'ye bakışı sertleşmeye devam ediyor. Haziran ayında MSCI'ın uyarısıyla başlayan süreç, temmuzda S&P DJI'ın Türkiye'yi izleme listesine almasıyla devam etti. Ağustosta FTSE Russell Türk hisselerine yönelik endeks güncellemelerini erteledi. Üç kurumun da aksiyonu fiili dolaşım oranlarının güvenilirliği, hissedar şeffaflığı ve bazı küçük ölçekli şirketlerle ilişkili fonlar üzerinden yapıldığı düşünülen koordineli işlemlere dayanıyor.




