Petrol şirketi, karbon ayak izini küçültme planını askıya aldı

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Shell’in CEO’su Wael Sawan göreve başladıktan 6 ay sonra, dünyanın en büyük kurumsal karbon tazminatı planını sessizce yavaşlattı.
- Güncel durum: Haziranda gerçekleşen bir yatırımcı etkinliğinde, Sawan, Shell için güncellenmiş bir strateji sundu. Bu stratejide, 2050 yılına kadar emisyonlarını sıfırlama sözünün bir parçası olan karbon kredileri için yıllık 100 milyon dolar harcama taahhüdünden hiç bahsedilmedi. Şirket, on yılın sonuna kadar ağaçlar, otlar veya diğer doğal kaynaklarla karbonu hapseden projelerden yıllık 120 milyon karbon kredisi toplama planını da rafa kaldırdı.
- Bu arada: Bir Shell sözcüsü, şirketin karbon telafisine olan bağlılığını sürdürdüğünü belirtti. Ancak, bu geri çekilme, Sawan’ın petrol ve gaz işine olan yeniden taahhüdünü ve önceki hedeflerin gerçekleştirilemez olduğunu kabul ettiğini gösteriyor.
- Bir adım geri: Karbon tazminatları, büyük şirketler için tartışmalı bir "iklim çözümü" hâline gelmişti. Ancak, kalite üzerine yapılan birçok eleştiri, birçok tazminatın vaat ettiği çevresel faydaları sunmadığını gösterdi. Shell, kaliteye odaklanmanın tedariği sınırladığını hızla öğrendi. Kaliteli tazminatlar veya onların çokluğu arasında bir seçim yapması gerekiyordu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sistemin verimlilik takıntısı ekosistemi nasıl etkiliyor?
09 Eyl 2023

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?



