Sahnede bir kara komedi: Kısık Ateşte Düdüklü Tencere

Sezonun çiçeği burnunda oyunu "Kısık Ateşte Düdüklü Tencere"yi yazarı Emir Taha Sarı ve yönetmeni İrem Kalaycıoğlu’yla konuştuk.
Sahnede bir kara komedi: Kısık Ateşte Düdüklü Tencere

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Zorlu PSM üç yıldır kültür sanat sektörünün deneyimli isimlerini genç yeteneklerle buluşturduğu “Kısalar” serisine imzasını atıyor. Buradaki bazı oyunlar sezonda da karşımıza çıkıyor. İşte onlardan biri Kısık Ateşte Düdüklü Tencere. Kısalar’da 20 dakika oynanan oyun sevildi, yapım desteğini aldı ve artık uzun hâliyle sahnede. Sezonun çiçeği burnunda oyununu, yazarı Emir Taha Sarı ve yönetmeni İrem Kalaycıoğlu’yla konuştuk.

Nasılsınız? Prömiyer heyecanını attınız mı? Emir, Kısık Ateşte Düdüklü Tencere senin ilk yazdığın, İrem senin de ilk yönettiğin oyun oldu. Nasıl hissediyorsunuz? 

Emir Taha Sarı: Harika hissediyoruz! Bu süreç benim için çok değerli. Yazar olarak, prömiyer günü, uzun süre masamda yalnızca hayalini kurduğum her şeyi gerçek dünyada görmek demek. Şakalar, dramatik kırılmalar, tepe noktaları, aksiyonlar… Hepsi seyircinin tepkileriyle hayat buluyor. Kafamdaki dünyayı somut bir şekilde deneyimleme şansı elde ediyorum. İlk metnimi böylesine yetenekli bir yönetmene emanet ettiğim için çok şanslıyım. Sahne arkasındaki ekip ve oyuncular ise bu işi tüm detaylarıyla sahiplendi. Adeta bir “kumpanya” ruhu oluştu. Şimdi İrem’le birlikte bir sonraki oyunları heyecanla bekliyoruz. Şu an tadını çıkarma zamanı!

İrem Kalaycıoğlu: İyiyiz galiba! Prömiyer heyecanını attık, şimdi sonraki gösterimlerin heyecanı sarmaya başladı. Bekir Şef'imiz Emre Yıldızlar yurtdışında olduğu için prömiyer sonrası ufak bir ara verdik gibi oldu. Hemen bir oyun daha oynayalım istiyorum. Prömiyerde yönetmen pek keyif alamıyormuş, ben ne olup bittiğini anlayamadım. Ama hafiflemiş hissettiğimi söyleyebilirim. Son bir ay hepimiz için maraton gibiydi. PSM Atölye’den prömiyere kadar geçen zamana baktığımda ne çok şey oldu diyorum. İlk işimde böyle bir ekiple çalıştığım için çok şanslı hissediyorum. Çok mutluyum kesişen tüm yollara.

Zorlu PSM, Kısalar serisini üç yıldır yapıyor. Buradaki oyunların bazıları genişletilip farklı tiyatro toplulukları tarafından sahnelendi. İlk defa bu sene Zorlu PSM bir oyuna talip olup yapımcılığını üstlendi. Kısalar'dan sonra böyle bir beklentiniz olmuş muydu? Uzatıp sahnelemeyi planlıyor muydunuz? Nasıl bir yolculuk oldu sizin için?

Emir Taha: Dürüst olmak gerekirse, bunların hiçbirini hayal bile etmiyordum. Kısa versiyonunu çalışırken İrem’le birlikte iyi bir iş çıkardığımıza inanıyorduk. Kusurlarıyla birlikte işimizi seviyorduk. Ancak kısa versiyonun temsil günü gelip de seyirciden aldığımız tepkilerle her şey değişti. Akılalmaz bir övgü yağmuruna tutulduk ve adeta sarhoş gibiydik. Bu heyecanı çabucak geride bırakıp, nelerin beğenildiğini analiz ettik. Düşündük, çalıştık ve geliştirdik. Sonrasında Zorlu PSM’den gelen o harika haberle işler resmileşti. Kısık Ateşte Düdüklü Tencere er ya da geç bir sahnede yerini alacaktı, buna emindik. Ama yuvasında, uzun hâliyle buluşması hepimiz için en güzeli oldu.

İrem: Atölyeyi ilk yılından beri takip ediyorum. Kısalar'dan uzayan şahane oyunlar izledim. Hatta bu oyunları izlemek, yolculuklarına tanıklık etmek atölyeye katılma konusunda beni oldukça motive etti diyebilirim. Kısık Ateşte Düdüklü Tencere de bu oyunlardan biri olduğu için çok mutluyum. Kısa versiyonundan sonra böyle bir hayalimiz vardı ama nerede, nasıl sorularının içinden çıkamıyorduk. Yine de Emir metne çalışmaya başlamıştı ve sevgili süpervizörümüz/dramaturgumuz Aylin Alıveren’le oyun çıkacakmış gibi toplantılara başlamıştık. Günün sonunda Zorlu PSM yapımcılığında gerçekleşmesi ise beni sevindirmenin ötesinde umutlandırdı diyebilirim. Genç işlere alan açma konusundaki tereddütün sahnelere ve seyircilere çok şey kaybettirdiğini düşünüyorum. Kısık Ateşte Düdüklü Tencere'den sonra da nicelerini umuyorum. Her birimiz için çok keyifli bir süreç oldu, yolun devamı için çok heyecanlıyız.

Fotoğraf: Cem Gültepe

20 dakikalık oyun metnini 60 dakikaya çıkarırken zorlandın mı? Yoksa kafanda daha öncesinde bir plan kurmuş muydun? Bu süreçte ne zorladı?

Emir: Oyunun uzun versiyonu hep aklımın bir köşesindeydi. Hayalini kuruyor, ihtimallerini ve potansiyelini düşünüp tartıyordum. Ancak kısa versiyon öylesine sağlam bir iskelet üzerine kurulmuş ve matematiği o kadar net belirlenmişti ki, bunu uzatmak imkansız gibi geliyordu. Yönetmenim İrem ve dramaturgum Aylin Alıveren’le haftalarca süren toplantılar, fikir tartışmaları ve hikayenin çeşitli ihtimalleri üzerine yapılan çalışmalar, metnin bugünkü hâline gelmesinde büyük rol oynadı. Kısa versiyondaki tempo, matematik ve iskeleti bozmadan hikayeyi derinleştirip uzatmayı başardım. Bu süreç, sanki bir matematik problemi çözmek ya da dikkatle jenga oynamak gibiydi.

Kısık Ateşte Düdüklü Tencere ne anlatıyor?

Emir: Oyun, baba mesleğinin yanı sıra babasının kaderini de sürdüren bir adamın yüzleşmelerle dolu hikayesini anlatıyor. Hayatındaki sorulara bir nokta koymaya çalışan Bekir Şef’in; yumurtalar, eriyen duvarlar, bıçaklaşan şefler, tarifler ve “tepedekiler” eşliğinde yaşadığı kara komediyle dolu bir geceyi seyirciyle buluşturuyor.

İrem: Aslında mutfakta pişen bir baba-oğul hikayesi diyebiliriz. Kaçtıklarımızı, korktuklarımızı, yüzleşemediklerimizi anlatıyor. Kaybettiği babasının arkasından devraldığı mutfakta, onun tarifiyle yaptığı ama yukarıdaki beyefendiye bir türlü beğendiremediği poşe yumurtayla ve hayatıyla olan mücadelesinde, Bekir Şef'in mutfaktaki bir gününe eşlik ediyoruz.

Başkarakter Bekir’in içsel hesaplaşması oyunun bir dinamiği. Bekir’i nasıl tanımlarsınız?

Emir: Bekir, babasından miras aldığı her şeyi taşıyarak biraz da olsa kendisi olmayı başarmış bir karakter. Gördüğü ve sustuğu her şey, onu bugüne hazırlamış. Etrafında kuramadığı ilişkiler, hayatla olan bağını şekillendirmiş. Uçlarda gezse de dengeyi bulmayı bilen biri. Çünkü o, en nihayetinde bir şef! Yemek yapmayı, müşterileri memnun etmeyi ve kaos dolu mutfağı sakinleştirip yoluna koymayı bilmek zorunda. Ancak o zaman kendi içindeki kaosa zaman ayırabilecek.

İrem: Bekir bence sahnede ve oyunda gördüğümüz her şey. Mutfaktaki kaostan ocağın üstündeki düdüklü tencereye, oyun boyunca uçuşan unlardan hareket eden tezgahlara kadar, hepsi Bekir. Tüm bu hesaplaşmaları arasında bağ kurabildiğim ve bence birçok insanın da bağ kurabileceği bir karakter.

Oyunun neredeyse tamamı mutfakta aksiyon hâlinde geçiyor. Oyuna hazırlanırken bir restoran mutfağını izleme, inceleme şansınız oldu mu? Nelerden beslendiniz rejiyi ve metni çıkarırken?

Emir: Metni çalışmadan önce, bu alanda üretilmiş tüm film ve diziler benim için birer referans oldu. Mutfak dünyasına kişisel olarak da ilgili biri olduğum için ekstra araştırma yapma ihtiyacı duymadım. Zaten oyunda asıl hedefim, mutfağın ambiyansını sunmaktı. Mutfağın kaosunu bir araç olarak kullanıp, anlatmak istediğim başka durumlara yönelttim. Oyuncular ise yönetmenlerinden aldıkları direktiflerle kendi araştırmalarını yaptılar. İrem ve ben de, hem bir kapı açması hem de tasarıma yardımcı olması ihtimaline karşı araştırmalarımızı sürdürdük.

İrem: Hepimizin kafasında bir mutfak zaten vardı, birlikte kendi mutfağımızı oluşturduk. Özellikle mutfak eşyalarının kullanımı konusunda bir gözlem sürecine girdik tabİi. Her birimizin algısı ilk provalardan itibaren değişti. Evde yemek yaparken neyi nasıl kullandığına dikkat etmeye ya da restoranlardaki açık mutfakları gözlemlemeye başlamıştı herkes. Oyunda gördüğümüz mutfağın bize kabul ettirdiği başka bir dil var, o dil de dolayısıyla bahsettiğim bu gözlemlerle, birikimlerle birleşerek ekibin ve metnin getirdikleriyle oluştu.

Fotoğraf: Cem Gültepe

Oyun ekibin bir kısmı çalışmaya alışık olduğun Sarı Sandalye ekibi. Bu ekiple yola çıkarken düşüncen neydi, şu an ne? İstediğin bir rejiyi ortaya koydun mu? Yoksa oyun birkaç oyun sonra dinamiğini bulacak mıdır?

İrem: Emir daha oyunu yazarken ikimizin de kafasında belli isimler oluşmaya başlamıştı, etrafımızdaki oyuncuları düşünerek hayal ediyorduk. Ekibin bir kısmı Sarı Sandalye'den, bunun bende duygusal bir tarafı da var tabi. Ferhat ve Yusuf'la ise bu oyun sayesinde tanıştım, sanki yıllardır birlikte çalışıyor gibiydik. Daha önce oyuncu olarak bir kısmıyla çalışmış olsam da yönetmen olarak ekibin içinde olmam hepimiz için yeniydi. Dolayısıyla yola çıkarken tabii ki korkularım vardı ama ortaya öyle güzel bir ekip işi çıktı ki şu an baktığımda, Emir oyunu sanki bu ekibe yazmış gibi hissediyorum. Tüm bunlar sayesinde de hayal ettiğim rejiyi ortaya koyabildiğimi düşünüyorum. Gidecek yolu her zaman var tabii ama oyunun oynandıkça geleceği hâl de beni heyecanlandırıyor. Şimdiye kadar içinde olduğum işlerdeki gözlemim de hep bu yönde oldu. Oyunun hem oyuncular için hem benim için yolculuğunun yeni başladığını düşünüyorum. Hala aramaya, denemeye, bulmaya devam ediyoruz.

Kısık Ateşte Düdüklü Tencere oyununa seyirci neden gelsin?
Emir: 
Bu oyunu yazmamın sebebi, “Beyefendi” tarafında düdüklü tencerenin içindeki hava gibi sıkışıp kalmamdı. Ailesinin kaderinden ve durumundan kopamayan bir şefin hikayesini izliyoruz. Birey olmak ve özgürlük üzerine varoluşsal sorular soran Bekir’in gecesine, kaosu dinmeyen, yüksek tempolu bir mutfak eşlik ediyor. Üstelik bu hikaye, komedi etiketiyle sunuluyor! Seyircilerimiz de aynı soruları sormak, gülerken bir yandan da kahkahayla gözyaşı dökmek istiyorlarsa, Kısık Ateşte Düdüklü Tencere tam onlara göre bir davet.

İrem: Sanırım Emir'in kalemiyle tanışmak için derdim. Kurduğumuz dünyanın seyircide bir karşılığı olduğunu düşünüyorum. Mutfağın kaosu o kadar hayatımızdan ki, ister istemez birçok noktada mutfakta yaşanan bambaşka olaylarla, durumlarla empati kurabiliyoruz. Seyircinin de bu noktada bir şeyler bulabileceğine inanıyorum. Ve tabi sahne üzerinde ve arkasında müthiş bir ekip var, tanışmalarını çok isterim.


Kısık Ateşte Düdüklü Tencere

Yazar: Emir Taha Sarı
Yönetmen: İrem Kalaycıoğlu
Oyuncular: Emre Yıldızlar, İlyas Özçakır, Gül Doğa Selvi, Ferhat Teymur, Onur Akbay, Yusuf Sarıaslan
Süpervizör/Dramaturg: Aylin Alıveren
Yönetmen Yardımcısı: Ezgi Yazıcı
Dekor Tasarım: Doğukan Taylan Vargün, Kayra Belen Yardımcı
Işık Tasarım: Ammar Özçelik
Ses & Efekt Tasarım: Yusuf Tan Demirel
Müzik: Göksu Işık, Gökhan Öcal
Uygulayıcı Yapımcı: Necati Gizer, Yasemin Derme

Oyunun biletlerini burada.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

🩰 Tiyatro Rehberi #Mart2025

Bu ay tiyatro sahnesindeki prömiyerlerin yanına, ilk kez tanışacağımız "Ballet For Life" ile dansı da koyuyoruz. Yakınlarda kaybettiğimiz İrfan Alış'ı "Hamiyet" ile anıyoruz.

27 Şub 2025

Fotoğraf: Cem Gültepe

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?