Sahnelerde bir tavuk: Onur Berk Arslanoğlu ve 'Çirkin'


Harbiye ’de yıldızlar geçidi Mayıs ayından bu yana dünya yıldızlarını ağırlayan Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu , temmuz ayında da neşesi ve müziği bol akşamlara ev sahipliği yapıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür AŞ ’nin harika işlere imza attığı bu çok özel mekânda bizleri kimler bekliyor ? Bu akşam An Epic Symphony Gökhan Türkmen Yarın akşam An Epic Symphony maNga 12 Temmuz’da 31. İstanbul Caz Festivali kapsamında Chris Isaak : Bahsetmemize gerek bile yok; Wicked Game ile herkesin kalbinde yer etmiş isim, bu defa caz sahnesinde. 13 ve 15 Temmuz'da Teoman 14 Temmuz'da Ayta Sözeri – Rüya Konserleri 18 ve 19 Temmuz'da Hadise 20 Temmuz'da Göksel 21 Temmuz'da Pink Martini : Dünyanın farklı noktalarından üzerimize nostalji rüzgârları estirecek olan şahane ve Sympathique ekip, bir kez daha şehrimize uğruyor. 23 Temmuz'da Yasemin Sakallıoğlu – Doğru Koca Nasıl Seçilir? 24 Temmuz'da Karsu 25 Temmuz'da Aziza Mustafa Zadeh : Piyano çalışı ve güçlü sesiyle dinleyicileri her zaman büyüleyen cazın “Bakülü Prensesi”, bu defa İstanbul’da. 26 Temmuz'da Gipsy Kings feat Tonino Baliard o: Bu kadar eğlenceli ekip, bu kadar sevdikleri bir şehirde; yine, yeniden en enerjik performanslarıyla aramızda. 28 Temmuz'da Nilüfer 29 Temmuz'da Simge 30 Temmuz'da Derya Bedavacı 31 Temmuz'da Hakan Altun Harbiye ’deki yıldızlar geçidini takip etmek için burayı ziyaret etmeniz yeterli.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Alternatif mekanlardan Hope Alkazar, bu sezon İKSV Tiyatro Festivali’yle sahnelenmeye başlayan Çirkin oyununa ev sahipliği yaptı. Sezonun en dikkat çeken oyunlarından Çirkin’de özellikle Onur Berk Arslanoğlu, tavuk performansıyla seyirciyi kendisine hayran bıraktı. En prestijli ödüllere ulaşan Onur Berk Arslanoğlu’yla hem oyunu hem de tiyatro yolculuğunu konuştuk.
Hem Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri’nde hem de Afife Tiyatro Ödülleri’ndeki başarılarınızdan dolayı tebrik ederim. Gözlemlediğim kadarıyla iyi bir sezon geçirdiniz. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Nasıl bir sezon oldu sizin için?
Biz Çirkin oyununa geçen yaz Agora Sanat Köyü’nde bir oyunculuk kampıyla başlamıştık. Burada yönetmenimiz Güray’ın yürütücülüğünde ağırlıkla fiziksel çalışmalar yaparak hem oyunun dünyasına hazırlandık hem de oyuncular olarak birbirimizi daha iyi tanıma fırsatı bulduk. Akort olmak diye tanımlıyorum ben bu süreci daha çok. Oyunu benim için her zaman heyecan verici olan İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında açtık. Başladıktan sonra ise sezon boyunca seyirci ilgisi hep çok yüksek oldu ve geri dönüşler de her zaman çok pozitifti. Bir tiyatro oyuncusu olarak ilk defa oyunumun tanıtımını yapma ihtiyacı hissetmediğim bir sezon oldu ve bu da açıkçası yaptığım işe daha konsantre olabilmemi sağladı. Sezon sonunda jüri üyelerinin ödül takdirleri bu mutluluğu perçinledi. Bir oyuncu olarak özellikle de böyle önemli iki jüri grubu tarafından beğenilmek gerçekten çok mutluluk verici.
2017 yılındaki Afife’de Godot’yu Beklerken oyunuyla “Yılın En Başarılı Yardımcı Erkek Oyuncusu” adayıydınız. Bu seferki adaylıkta “Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu” ödülü geldi. Ben eleştirmenlerle konuştuğumda sizi favori gösteriyorlardı. Siz ödül alacağınızı tahmin ediyor muydunuz? Tiyatro ödüllerine bakışınız nasıl?
Godot’yu Beklerken’de oynadığım Lucky karakteri ve Çirkin’in Tavuk’u bence teatral olarak çok dikkat çekici ve özel karakterler. Benzeştikleri noktalar var: Lucky sahnede köleleşmiş bir fiziksel forma sahipken Çirkin’de de bir tavuk bedeni söz konusu. Adaylığım açıklandığında demek ki seyirci beni eciş bücüş iki büklüm rollerde seviyor diye düşündüm ve buna kendi içimde çok güldüm. Ben sahnede fiziksel form yaratmayı çok seven bir oyuncuyum. Sezon boyunca etrafımdan ödüllerle alakalı olarak, performansımın bir karşılığı olacağı sıkça söyleniyordu ama ben çok da kendimi bu fikre kaptırmamaya çalıştım. Sonuçta herkesin beğenisi özel ve çok da tartışılabilecek bir alan değil. Neticede iki ödül geldi. Demek ki ortaklaşmışlar. Böyle büyük ödüller mutluluk verici elbette. Aynı zamanda sanatçının omzuna ciddi bir sorumluluk da yüklüyor. Bir sonraki adımınız daha dikkatli bir şekilde takip ediliyor. Çıtayı düşürmeden, özel işler üretmeye devam etme sorumluluğu bu bir nevi.

Fotoğraf: Erhan Tarlığ
Size ödül getiren Çirkin oyunundan bahsedelim. Geçen sene 27. İstanbul Tiyatro Festivali’yle sahnelenmeye başladı. Oyunun biletleri satışa çıktıktan kısa süre sonra tükeniyor. Hâlâ da izlemeyen bir kesim merakla yeni sezonu bekliyor. Siz ne düşünüyorsunuz oyun hakkında? Mesela bu kadar ilgi bekliyor muydunuz?
Çirkin duyurulduğu andan itibaren metni, rejisi, sahne tasarımı ve oyuncu kadrosuyla seyircide yüksek bir beklenti yaratmıştı. Beni sürece katılmadan önce projeye dair heyecanlandıran etmenler de zaten bunlardı. O yüzden bekliyordum diyebilirim. Güray’ın rejilerini çok keyifli buluyorum ki kendisini uzun yıllardır tanıyorum. Daha önce çeşitli projelerde oyuncu olarak birlikte yer almışlığımız da var. Firuze, gerçekten çok yoğun bir emek verip çok özel, katmanlı bir metin çıkarmış. Nihal Yalçın ile birlikte oynama fikri beni zaten daha en başında çok heyecanlandırmıştı. Kendisini her zaman çok beğenerek, gıptayla izlemişimdir. Bir de tüm bunların yanında, seyirci tüm salonu kapsayan teknolojik bir sahne tasarımı içerisinde izliyor oyunu. Bence seyirciye farklı açılardan keyif verebilen çok bileşeni var oyunun. Gelecek sezonu heyecanla bekliyorum.
Henüz izlemeyenler ve yeni sezonu bekleyenler için ne anlatıyor Çirkin?
Çirkin, kurgusal bir mitoloji evreninde öteki üzerine yazılmış bir masal bence. Güzellik-çirkinlik meselesinin yanında öteki olma duygusu, arzuların kaçınılmazlığı, aşk, irade kavramı, sonsuzluğa fırlatılmış olmak gibi çok farklı kanallarda sözler söyleyen varoluşsal bir metin. Konusunu anlatmadan biraz anahtar kelimelerle bahsetmiş olayım.
Daha önce sizi Irma Vep’in Esrarı oyununda izlemiştim. Orada da farklı bir kılığa bürünüyordunuz. Çirkin’de ise bir tavuğu oynuyorsunuz. Ne hissettiniz rol size geldiğinde? Nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz? Sahnelenmeye giden yolu konuşalım.
Rol teklif edildiğinde çok güldüm. Beni bir tavuk olarak hayal ettikleri için de çok sevindim. Hiçbir fikrim yoktu başta. Bence bu durum, oyuncu için bir şeyler yaratmaya başlamak adına çok iyi bir nokta. Hemen cebinizden kullanmaya başlayamıyorsunuz. Yavaş yavaş inşa oluyor her şey. Belirli öncelikler belirledim ben de. Önce bendeki tavuk bedeni ve sesini bulmaya çalıştım. Gidip kümeslerden tavuk gözlemledim. Hareket biçimlerini anlamaya çalıştım. Bir şeyler oturduktan sonra Şiva ile ilişkisini gerçek bir yere çekmeye uğraştım. Son olarak da karakterin ana amacı ve metnin isteklerini tekrar düşünerek karakterin oyundaki grafiğini anlamaya çalıştım. Sahnede gerçekten ikna edici bir tavuk olsun istedim. Aynı zamanda insan gibi uzun uzun hikaye de anlatabilen amorf bir tavuk. Sevimli ama bazen kötücül. Tekinsiz bir karakter hayal ettik Güray ile. Güray zaten clown konusunda uzun yıllar çalışmış bir yönetmen ve yaratım sürecinde verdiği direktifler oldukça kullanışlı oldu benim için.

Fotoğraf: Salih Üstündağ
Hope Alkazar’da sahneleniyor oyun. Son yıllarda alternatif sahnelere ilgi ise dikkat çekici. Sizin alternatif sahnelere bakışınız nasıl? Bir oyuncu olarak oralarda oynamak size nasıl hissettiriyor?
Alkazar sinemasında film izlemiş biri olarak o mekanın önünden her geçişimde yıllardır atıl olmasına çok üzülüyordum. O yüzden burada bir tiyatro oyunu oynanması fikri bana çok iyi geldi. Özellikle Hope’da kurulu olan teknolojik altyapı da projeye bambaşka bir katman ekledi. Artık geleneksel sahne algılarının kırılmaya başladığı bir sürece giriyoruz ve projeler içeriklerinin yanı sıra sahnelendiği mekanlarla da bütünleşik olarak bir şeyler ifade ediyor. O yüzden her yeni mekan yeni vaatler sunuyor bence.
İTÜ Makine Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduğunuzu gördüm. Üniversitedeki tiyatro kulübüyle de tiyatro yöneliminiz başlamış. Sizi tiyatroya yönlendiren durumu merak ettim. Tiyatroda alaylı ya da okullu olmak bir fark yaratıyor mu?
Üniversitedeyken tiyatro kulübüne sadece sahne üzerinde bir şeyler yapabilir miyim diye merak ederek başlamıştım. Sonra tiyatronun sahneden çok daha fazlası olduğunu gördüm ve uzun bir entelektüel ve fiziksel gelişim gerektirdiğini anladım. Tüm üniversite eğitimim sırasında tiyatro benim için bir nevi hayat biçimi oldu. Bugün geldiğim noktada iyi ki tiyatroya üniversite kulübünde başlamışım diyorum. O günlerde kolektif olarak verdiğimiz emek ve bitmez zihinsel arayışımız bugünkü tiyatro anlayışımın temel ayaklarından biridir.
Çirkin dışında bir de bilim etkinlikleri yapıyorsunuz. “Bilim Sende” ve “Sürdürebilir Gelecek” gibi oluşumların içerisindesiniz. Gelecek için önemli noktalar bunlar. Bu projelerden bahseder misiniz? Tiyatrocu kimliğinizle bu oluşumların içinde olmak nasıl bir his?
Mühendislik eğitimi aldığım için fen bilimleri zaten zihnimde sürekli işleyen bir alandı. Mezun olurken de fen bilimlerinin gençler için daha keyifli olması gerektiğini fark ettim ve kurduğum “Bilim Sende” oluşumu ile yaklaşık 15 senedir gençler için bilimi daha ilham verici ve heyecanlı kılacak etkinlikler tasarlıyorum. Sürdürülebilirlik ve iklim değişimi üzerine bilinçlendirici projeler tasarlıyorum ve bunları bir oyuncu perspektifiyle sunuyorum. Bugün hem sanatçı olarak gençlere ve dünyaya karşı bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum hem de bu konuda yapılan her türlü çalışmanın anlamlı olduğuna dair kuvvetli bir inancım var.
ÇİRKİN
Oyuncular: Nihal Yalçın, Onur Berk Arslanoğlu
Yazar: Firuze Engin
Yönetmen: Güray Dinçol
Yapımcı: Yağmur Dolkun
Sahne/Dekor Tasarım: Veli Kahraman
Müzik: Ahmet Kenan Bilgiç
Koreograf: Büşra Firidin
Kostüm Tasarım: Candan Seda Balaban
Işık Tasarım: Cem Yılmazer
Ses/Efekt Tasarım: Turgut Mavuk
Yardımcı Yönetmen: Aslı Ekici
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Alametifarikası açık hava etkinlikleri olan bu hafta da eve girmiyor; sinema, konser ve tiyatronun tadını yıldızlı göğün altında çıkarıyoruz.
09 Tem 2024

YAZARLAR

Emrah Akbaş
Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.




