Sanatçıların menajer çıkmazı: Destek mi köstek mi?

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Geçen ay Harbiye’de sahne alan Sena Şener, konseri sırasında eski menajeri Abdullah Elaldı’nın bu sahnede yer almasını istemediğinden bahsederek şunları söyledi:
"İlk Harbiye konserimi kariyerimin 10. yılında veriyorum. Bu kadar gecikmesinde emeği geçen menajerime teşekkür ediyorum. Sevgili sanatçı arkadaşlarım, menajerlerinize ve imzaladığınız her şeye çok dikkat edin. 10 senedir bir menajerle çalışıyorduk. Bana asla Harbiye konseri vermemem gerektiğini söyledi. Kendisiyle ayrıldık. Bana çok yanlışlar yaptı."

Naz Ölçal da söz konusu menajer yüzünden 9 yıldır yetersizlik hissi yaşadığını itiraf etti. Ölçal şunları söyledi:
"Sena Şener’in bahsettiği menajerle ben de tam 10 yıl önce çalışmaya başladım. En başından beri bana düzenli olarak yaptığı bir mobbing vardı ancak müzik piyasasıdır, karakterdir diyerek alttan aldım. Sonrasında hayatımın fırsatı diyebileceğim, bana gelen tüm tekliflere benden habersiz ‘hayır’ yanıtını verdiğini öğrendim. Hiçbir yerde konser vermemem gerektiğini söyledi. Tam 9 yıldır kendisinin bende yarattığı yetersizlik hissiyle savaşıyorum."
Ardından Gözde Öney de bir açıklama yaparak aynı menajer ile yollarını ayırdıktan sonra bile zorbalık gördüğünü, “Biz olmazsak dizilerde, radyolarda şarkıların çalmaz” şeklinde baskı altına alındığını anlattı.
- Daha yolun başında olan kadın sanatçılar, seslerini kitlelere duyurmaya çalıştığı bu dönemde zorbalık görüyor; yetersizlik hissi ile mücadele ederken yeni üretimler yapıp kariyerlerini inşa etmeye çalışıyorlar.
Sanatçı-menajer ilişkisi dünya müzik endüstrisinde her zaman hassas dengelere sahip oldu. Kimi menajerler başta sanatçıların işlerini parlatsa da, ilerleyen dönemde onların kariyerlerini bitiren ya da maddi olarak sorun yaşamalarına neden olan da aynı kişiler. Bunun nedeni ise sanatçılar müzik yapmaya ve üretmeye odaklanırken "iş" kısmının tamamen menajerlere bırakılması.
Bazı menajerler, sanatçıyı savunup koruması gerekirken durumu kendi çıkarlarına uygun bir hâle getiriyor. Sektörde çoğu sanatçının menajerini aile üyeleri arasından seçme nedeni de bu. Aileyle çalışmak güven verse de bazen çatışmayı da beraberinde getirebiliyor.
Beyoncé’nin babası Mathew Knowles’la uzun yıllar süren menajer-müzisyen ilişkisi bu durumun en bilinen örneği. Beyoncé, kariyerinin ilk büyük atılımını babasının yönlendirmesiyle yaptı ancak iş ve aile arasındaki sınırlar bulanıklaşmaya başladığında yollarını ayırdılar. Ama hâlâ ailesinden seçilmiş menajerle yoluna devam eden çok fazla müzisyen var. Birçok sanatçı, yabancı bir menajerle güç savaşına girmek yerine, kararlarına ve niyetine güvendiği bir aile bireyini tercih ediyor. Keza yaşanan bu olaylar sonrası Sena Şener de yeni menajerinin teyzesi Aslı Eren olduğunu duyurdu.
'10 yıl boyunca her başarımda beni değersiz hissettirmeye çalıştı'
Sena Şener, müzik sektörüne ilk girdiğindeki menajer bulma sürecini şöyle anlatıyor:
"Müzik yapmaya lisede, yatak odamda başladım. Amatör kayıtlarımı internette paylaşıyordum. Bu yüzden kendiliğinden gelişen organik bir müzik yolculuğum oldu ve dinleyicilerim her adımıma tanıklık etti. Yani aslında bir şirkete ya da menajere ihtiyaç duymuyordum; bu bütüne sonradan ortak olmak isteyen insanlar vardı. Herhangi bir şirketle görüşmeye başlamadan önce zaten ‘Feel’ gibi global bir şarkı yazmıştım. Ayrıca güç dengesinin yapımcı ve menajerlerden sanatçıların tarafına geçtiği bir döneme denk gelmiştim."

Sanatçı “Hayallerini yıkan menajerler olduğundan bahsettin. Bu açıklamayı yapmana sebep olan kırılma anı neydi?” soruma şu yanıtı verdi:
"Açıkçası birlikte çalıştığımız 10 yıl boyunca, her başarımda ve her yükselişimde beni eksik ve değersiz hissettirmeye çalışan, hacmimi küçültmeye yönelik bir mekanizması vardı. Sistematik manipülasyona uğramış insanlar bilir; uzun süre bir yalana maruz kaldığınızda, ne kadar mücadele etseniz de bir noktadan sonra pes ediyorsunuz. Çok gençtim. Duygusal olgunluğa eriştiğim anda her şeyi sorgulamaya başladım. Somut kanıtlar bulana kadar bir iftirada bulunmaktan çekindim. Maddi olarak gördüğüm zararlardan öte manevi zararlar kalbimi kırdı."
Şener, kendisi gibi başka kadınların da aynı menajerden sistematik bir şekilde baskı gördüğünü itiraf etmesi hakkında şunları dile getirdi:
"Müzik piyasası dediğimiz yapı, müziğin yarattığı duygular üzerine kurulmuş ama ironik şekilde duygunun kendisine yer bırakmayan bir yer. Müzik üreten insanların duygusal dünyasını manipüle etmeyi bekleyen gözü açıkların köşe kapmaca oynadığı bir alan gibi. Keşke sadece müzik yapabilsek."

'Menajer konfor alanı değil güvenli bir alan yaratmalı'
Genellikle alternatif müzisyenlerin menajerliğini üstlenen İyi Music’ten Yazın Kaçan, “Türk müzik sektöründe menajer ve sanatçı ilişkilerini nasıl gözlemliyorsun?” soruma şu yanıtı verdi:
"Menajer-sanatçı ilişkisinin dinamikleri başka ülkelerde de çok farklı değil ama Türkiye gibi görece küçük bir müzik sektörüne sahip ülkelerde menajerin rolü maalesef çoğu zaman hem sanatçı hem de menajer tarafından yanlış anlaşılabiliyor. Sanatçı da menajer de aynı anda birçok farklı şeyi yapmak zorunda kaldığı için maddi manevi tüm konularda iki taraf da kısa sürede birbirini yoruyor. Birbirini tanımaya zaman ayırmadan kurulan iş ilişkileri hızlıca sonlanıyor. Biriyle iyi anlaşmanız birlikte iyi işler yapacağınız anlamına gelmiyor, tam tersinin de doğru olmadığı gibi.”
Kaçan, bir menajerin sanatçıya destek verme sürecini ise şu sözlerle özetliyor:
"Sanatçının ne konuda desteğe ihtiyaç duyduğunu belirlemek gerekiyor. Kariyerinin farklı adımlarında ihtiyaçlar da beklentiler de değişiyor. Ben, üretimine ve yeteneğine temsil ettiğim sanatçı kadar inanan ve heyecanlanan, bunun sağlıklı bir kariyere dönüşebilmesi için de tüm bileşenleri doğru şekilde yöneten bir ekip arkadaşı olmaya çalışıyorum. Bunu yapabilmek için de temsil ettiğim sanatçıya ve olduğu insana saygı duymayı, fikirlerinin gelişebileceği, gerçeğe dönüşebileceği alanlar açabilmeyi ve üstüne ne koyabiliriz diye merak etmeyi bırakmamak çok önemli benim için. Temsil ettiğim sanatçıya yalnız olmadığını hissettirmek ve güven vermek de en önem verdiğim şeylerden. Konfor alanı değil de güvenli bir alan yaratmaya çalışıyorum."

'Menajerlik uzun bir ilişki, sevgililik gibidir'
Gökhan Türkmen de menajerini aile üyeleri arasından seçen müzisyenlerden. Türkmen, müzik sektörüne ilk girdiğinde menajer bulmanın kendisi için zor olmadığını söyledi:
"İlk menajerim rahmetli Coşkun Yazman’dı. Aykut Gürel vesilesiyle tanıştık. Üzerimdeki emeği gerçekten yadsınamaz. Bana hem bir abi hem bir arkadaş hem de yol gösterici oldu. Sektöre adım atarken onun deneyimi ve sakin yaklaşımı, bugün hâlâ karar verirken kullandığım birçok refleksi şekillendirdi. Zaman içinde, aynı dünya görüşünü paylaşmadığım, hayata ve müziğe benim baktığım yerden bakmayan insanlar oldu. Bazı dönemlerde büyük hayal kırıklıkları da yaşadım. Tarif etmesi zor, tuhaf duygusal karmaşalar içinden geçtiğim zamanlar da oldu elbette. Ama bunların hepsi, bugün kim olduğumu ve işleri nasıl yürütmek istediğimi daha iyi anlamamı sağlayan deneyimler oldu."
Onur Özdemir ise menajerin profesyonel yolculuğunda ekibe katılan son kişi olduğundan bahsetti:
"Dünyadaki başarılı menajerlerin ortaya çıkışına baktığınızda müzisyen tanıdığının ‘gel benim menajerliğimi yapsana’ dediği kişiler olduğunu görürsünüz. Müzisyen olmak gibi bir seçeneği olamayıp müziği çok seven insanlardır. Onun da başarılısına denk gelmek milyonda birdir. Evet iyi menajer bulmak zor. Kafana göre menajer biraz da sana yarenlik yapar. Benim örneğimde öyle oldu. Üç aydan sonra o kişi ile devam etmeye karar veriyorsam, sonrasında da vazgeçmek zor olabiliyor. Tabii ki menajerlerimizi değiştiriyoruz. Bunlar büyük ayrılık konuşmaları oluyor. Menajerlik uzun bir ilişki, sevgililik gibidir. Hayallerini menajerlerden daha çok piyasadaki büyük aktörler kırar."
'Naftalin kokulu yöntemlerden arınmalıyız'
Sena Şener, sektöre yeni adım atan bir müzisyenin menajer seçimlerinde nelere dikkat etmesi gerektiğini şöyle anlattı:
"Öncelikle hem ne yazık ki hem de neyse ki artık sadece müzisyen olmak yetmiyor. Bizler üretici olmanın yanında çok detaylı bir işin yöneticisi olarak da yola koyulmalıyız. Kendi işimizin içinde bir denetleme sistemi olmalı. Yasal haklarımız ve işin genel yürüyüşü hakkında bilgi sahibi olmalı; ‘Bu benim işim değil’ diye geçiştirmemeliyiz. Ayrıca ‘Bu böyle yapılır zaten’ diye bize dayatılan, naftalin kokulu yöntemlerden arınmamız ve gerekirse yolumuzu sıfırdan kazmamız gerekiyor."
Menajer Yazın Kaçan ise genç sanatçıların önce kendilerine “Menajere ihtiyacınız var mı? Menajere neden ihtiyacınız var?” sorularını sormalarını önerdi ve ekledi:
"Menajeriniz sizi yaptığınız işin tüm adımlarında, birlikte iş yaptığınız ya da yapacağınız herkese karşı temsil eden kişi konumunda. Birlikte uzun yollara çıkacağınız, öngöremediğiniz problemler yaşayacağınız, başarıları kutlayacağınız biri. Bu kararı verirken bol bol görüşme yapın, merak ettiklerinizi sorun ve sizin yardıma ihtiyaç duyduğunuz konularda menajer olarak seçtiğiniz kişi gerçekten size yardımcı olacak bilgi ve tecrübeye sahip mi anlamaya çalışın."
'Doğru menajerle yol yürümek, üslubunu ve duruşunu belirleyen bir etken'
"Sanatçıların, hedeflerine ulaşmasında menajerlerin nasıl bir etkisi oluyor?" Gökhan Türkmen bu soruma şu yanıtı verdi:
"Her birinden mutlaka bir şeyler öğrendim ve o öğrendiklerim beni başka birine dönüştürdü. Yalnızca sahne ya da proje tarafında değil; işin yönetim şekli, kriz anlarında takınılan tutum, insan ilişkilerindeki denge... Tüm bunlarda yanımda duran isimlerin ilhamını görmezden gelemem. Doğru menajerle yol yürümek, hedefe sadece daha hızlı gitmek değil; yolda kalma biçimini, üslubunu ve duruşunu da belirleyen çok önemli bir etken."
Sena Şener ise “Açıkçası kariyerimin geldiği nokta, menajerime rağmen oldu. Kendi ideallerim, ‘evet’ dediğim kadar ‘hayır’ dediğim şeyler sayesinde. Ve ün için değil, müzik yaptığım için; müzik sayesinde insanlara dokunarak tanındığım bir bağlamda” açıklamasını yaptı.

Onur Özdemir ise şunları söyledi:
"Tabii ki iyi etkileri olmuştur. Rock grubum Sakin ile menajerimizle tabii ki bazı gerginlikler yaşamışızdır. Ama daha sonra solo müzisyen ve şarkı yazarı olarak ilerleyince başka oldu. Menajerim sıkıştığım belli anlarda lüksleri sunan, konserlerimi ayarlayan, sahne arkasını kolaylaştıran, yanımdaki psikolojik destek oldu. Bana konfor alanı sağladı. Müzik dışında hiçbir şey düşünmememi sağladı. O alanı yaratması gerekir. Ama hayal kıran taraflar müzik endüstrisinin görünmez noktalarındakiler."
'Menajerimin ‘bilet satamazsın’ dediği konser sold-out oldu'
Türkiye’nin en büyük yıldızlarından Tarkan’ın 1997’de kendi yapım şirketi HITT Production’ı kurma nedenlerinden biri, eski menajeri Ahmet San ile yaşadığı anlaşmazlıklardı. Tarkan, San’ın Avrupa ve Amerika pazarında ilerlemek için planlanan projelerde sorunlar yaşattığını ve yurt dışı hayallerini yıktığını söylemişti. San ise bu iddiaları kabul etmemişti.
Sena Şener de kendisine yapılan baskılara rağmen hayali olan Harbiye konserini yaptı. Sanatçı, Harbiye’de kalabalığın karşısına çıktığı an ne hissettiğini şu sözlerle dile getirdi:
"10 yıldır sahneye çıkıyorum. Bu yola 60 kişilik mekanlarla başladım; her adımı hissederek ve sindirerek attım. Harbiye ise manevi değeri çok yüksek bir sahne. Kesinlikle büyülü bir geceydi. Ama beni en çok duygulandıran şey, menajerimin ‘bilet satamazsın’ diye iptal ettirmeye çalıştığı konserin 26 günde neredeyse sold-out olmasıydı. Beni yalnız bırakmayan herkese sahneden sarıldığımı hissettim. 18 yaşında yazdığım ‘Sevmemeliyiz’i gecikmeli de olsa Harbiye sahnesinde, tüm flaşlar eşliğinde söylemek inancımı tazeledi."
Hayallerinize tutunup kendinize inandığınız zaman önünüze çıkan tüm engelleri yıkabilirsiniz... Sena Şener de bunun kanıtı!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali, yarışma seçkisi ve Film Forum etrafındaki tartışmalarla Türkiye sinemasının bugününü, geleceğini ve festivalin prestij iddiasını sorgulamaya açtı.

"Norm: The Tale of Norm Macdonald" bazen tanıdık görüntülerin rahatlığına fazla güveniyor, bazı güç soruların üzerinde daha uzun durabilecekken yeni bir şakaya geçiyor. Yine de Norm’la vakit geçirme duygusunu yakalıyor.

İlki 2006'da düzenlenen Sinopale, yirmi yılda Türkiye’nin en uzun soluklu bağımsız sanat oluşumlarından birine dönüştü. Bienalin kurucuları, küratörleri ve sanatçılarıyla 10. edisyon vesilesiyle biraraya gelerek Sinopale’nin kentle kurduğu ilişkiyi ve yerel bilginin çağdaş sanatla buluşma biçimlerini konuştuk.




