85/15


Jam Session sahnesi Büyük Ev Ablukada’yla açılıyor İrlanda ruhunu İstanbul’un en güzel sahnelerine taşıyan ve şehrin iki yakasını alternatif sahnenin öne çıkan isimleriyle bir araya getiren The Irish Spirit Jam Session’ın geri döndüğünü geçtiğimiz hafta duyurmuştuk. Şimdi sıra geldi, hem müziği hem de bir yıldır kapalı kalan mekânları ve sektörü destekleme ana hedefiyle, #RuhunuDinle mottosuyla geri dönen Jam Session'ın mekânlar arası müzik yolculuğunun ayrıntılarını açıklamaya. İstanbul’un en güzel sahnelerinde gerçekleşecek konserlere, oyuncu ve komedyen Efe Tunçer’in sürpriz konuklarla gerçekleştireceği iki söyleşinin de eşlik edeceğini hatırlatalım. Jam Session’ın #RuhunuDinle çağrısına, "Aramıza katıl!" davetine kulak verenleri The Irish Spirit’in Instagram ve YouTube hesaplarına alalım. Sahnede kimler var? 28 Mart - Salon İKSV – Büyük Ev Ablukada Jam Session bu yıl, Tayfun Polat’ın ifadeleriyle “yaptığı her şeyin yolunu kendi açmış, açtığı yolla oyunun kurallarını değiştirmiş” bir ekiple açılıyor. Büyük Ev Ablukada, özlediğimiz performanslarından birini İstanbul’un en güzel sahnelerinden birinde, Salon İKSV’de gerçekleştiriyor. 30 Mart – Blok Mekan - Nilipek. Kendi hikâyelerini sakin bir tavır ve akustik popla alternatif rock türleri arasında gidip gelen müziğiyle anlatan Nilipek., 30 Mart'ta Blok Mekan'da gerçekleşecek performansıyla The Irish Spirit YouTube kanalına konuk oluyor. 31 Mart – Dağ Kulübesi – Can Güngör Can Güngör hem sevdiğimiz bir müzisyen hem de sevdiğimiz müzisyenlerin yanında görmeye alıştığımız bir prodüktör. Yalnız Ölmek teklisiyle Spotify'da Türkiye Viral 50 listesine 1 numaradan giren Can Güngör'ün "zaman zaman sakin, zaman zaman coşkulu, bazen de tekinsiz" müzikleri Dağ Kulübesi’nde. 1 Nisan – Bina - Barış Demirel ft Da Poet 1 Nisan’da Bina sahnesi; Türk müziği, caz, hiphop ve ambient esintili trompetiyle derinlerde mutlu olanların, kanadı kırıkların arkadaşı olan Barış Demirel’le güçlü sözleri ve oturaklı beat'leriyle rap sahnesinin öne çıkan isimlerinden Da Poet’i buluşturuyor. İkili, birlikte çıkardıkları DPBD'de boşuna söylemiyor, Nisan Güzeldi. 2 Nisan – Bina - Evde Ekibi Nova Norda, Sedef Sebüktekin, Birkan Nasuhoğlu ve Canozan'ın Sapanca'da birkaç hafta kapandıkları evde ürettikleri sekiz şarkı, bir müzik projesine dönüştü. Evde, bu deneyimin çıktılarını 2 Nisan'da Bina sahnesinde duyuruyor. 3 Nisan – Arka Oda – insanlar Enerjisi yüksek, neredeyse punk sayılabilecek tutumları Anadolu mistisizminden beslenen techno folk ekibi insanlar, 99'dan bu yana Kadıköy'de alternatif işleri var etme gayesiyle hareket eden arkaoda'da olacak. 6 Nisan – Kulp – KeuS Kerem ve Suat’ın elektronik müzik aşkının bir duo’ya dönüştüğü KeuS’un Asmalımescit'in gözdesi Kulp'ta duyuracağı seti kaçırmak istemeyenler için 6 Nisan’da en doğru adres, The Irish Spirit YouTube kanalı. 9 Nisan – Blok Mekan – Lara di Lara Arka arkaya yayımladığı Bekledim, Çok Yakınken ve Bedeninin Her Bir Kıvrımında teklileriyle 2021'e dair umut veren şeylerden biri olan Lara Di Lara, 9 Nisan'da Blok Mekan'ın konuğu. 10 Nisan – Salon İKSV – Lalalar Ali Güçlü Şimşek, Barlas Tan Özemek ve Kaan Düzarat’ın üçlüsü Lalalar; retro-sinematik baslar, elektronik beat’ler ve kırık vokallerle Anadolu ezgilerini Salon İKSV sahnesine taşıyacak.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Son birkaç 10 yılın istatistikleri, sanat dünyasında cinsiyet eşitliği olmadığını doğruluyor. Kadın sanatçıların eserleri ABD ve Avrupa'daki önemli kalıcı koleksiyonların küçük bir bölümünü oluştururken, müzayedede erkeklere kıyasla ciddi bir indirimle satılıyor. İlk 25'in yaklaşık yarısında kadınlar söz konusu olsa da uzak tabloya bakıldığında yalnızca iki kadın sanatçının eseri ilk 100 müzayede satışında yer alıyor.
Kadınların sanatsal mesleklerden ve eğitimden 1870'lere kadar büyük ölçüde men edildiği göz önüne alındığında bu eşitsizliğin kökenini kavramak zor değil. Zor olan bu eşitsizliğin bugün devam etmesinin nedenlerini çözmek. Galeri gösterimindeki farklılıklar, sanat yorumunun kültürel ön yargıları, yaşlanmanın cinsiyetçiliği, ebeveynliğin dengesiz ağırlığı, kadın olan küratörlerin, koleksiyoncuların ve galeri temsilcilerinin oranı ve kadın sanatçılar arasındaki iddiasızlık varsayımsal nedenler olarak öne sürülüyor.
Kadınların iş gücü piyasasına katılımı 1970'lerde artmaya başlasa da ekonomistler ve sosyologlar, erkek ve kadın işçiler arasındaki ücret farklılıklarının altını çiziyor. Bu ekonomik dengesizlik ne yazık ki sanat dünyasının da kanayan yarası.

In a minute, I have a minute 2 - Lexi Sun
Kaynak: Artsy
National Museum of Women in the Arts (NMWA) 2016'dan beri her mart ayında sosyal medyada soruyor: “5 kadın sanatçı adı sayabilir misin?” #5WomenArtists etiketini kullanarak bir kampanya başlatan müze, kadınların sanat dünyasında eşit muamele görmemesine, günümüzde müzelerde, galerilerde ve müzayede evlerinde yetersiz temsil edilmesine ve değerlerinin düşürülmesine dikkat çekiyor. Her yıl yüzlerce kültürel organizasyon ve binlerce kişi bu soruya cevap vermek için sosyal medyaya giriyor ve sanatta cinsiyet eşitliği hakkında küresel bir tartışmayı ateşliyor.
Bazen acaba artık bu eşitsizlik sorunsalı kırılıyor mu, dengeler değişiyor mu dediğimizde istatistikler gerçek dünyaya döndüren sonuçları hatırlatıyor. ABD'deki 18 büyük sanat müzesinin kalıcı koleksiyonları üzerinde yapılan ankette, 10 binin üzerindeki sanatçıların %87'si erkek ve %85'i beyaz. artnet'in yıllık sanat dünyası istihbarat raporuna göre, son 30 yılda müzayedede satılan en pahalı sanat eserlerinin tümü erkek sanatçılar tarafından yaratıldı.
Sotheby’s, Christie’s ve Phillips müzayede evlerinde 2020 yılında erkekler tarafından yapılan eserler, teklif edilen lotların yaklaşık %90'ını, satılan eserlerin yaklaşık %90'ını ve üç büyük müzayede evinin New York ve Londra akşam müzayedelerinde elde edilen gelirin yine yaklaşık %90'ını oluşturdu. Erkek-kadın oranı, 2020'nin ilk yarısında müzayedede en çok satan 100 sanatçı listesinde %85/15 oranındaydı.
Karar vericiler orantısız bir şekilde erkek olma eğiliminde olduklarından, müze koleksiyonlarında kadın sanatçılara karşı benzer şekilde rahatsız edici bir ön yargı var. Ancak daha derin bir araştırma, birçok kadın koleksiyoncunun motivasyonlarının ve değer yaratma yaklaşımlarının erkeklerden farklı olabileceğini de ortaya koyuyor.

In a minute, I have a minute 3 - Lexi Sun
Kaynak: Artsy
Son istatistikler için kötünün iyisi diyebiliriz. Açık artırma sonuçları, pazarın tepesinde cinsiyet eşitliği konusunda bir miktar ilerleme olduğunu gösteriyor. Artnet Fiyat Veri Tabanı ve Artnet Analytics'e göre, kadın sanatçıların 2019'dan 2020'ye toplam satışlar içindeki yüzde payı, değer bazında %6'dan %10'a, satılan lotların hacmine göre %8'den %11'e yükseldi. Her iki rakam da önceki 10 yılda elde edilen en yüksek rakam olarak nitelendiriliyor.
Elbette bu rakamlar sektörün yalnızca bir bölümünü gösteriyor. Ancak müzayede piyasası, sanat sektörünün en çok erkek egemen olan, halk tarafından en çok görünen ve tarihsel olarak değişime en dirençli olan kısmı olarak değerlendirildiğinde sağladığı verileri de benzer ölçüde dikkate almak gerekiyor. Önümüzdeki yılların verilerinde olması gereken eşitliğe, yani normale şaşıracağımız rakamlar görmek dileğiyle.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Bir pop yalnızlığı, aşırılığın belgeleri, heykelden albüm kapağı, problemli oran 85/15 ve dahası.
26 Mar 2021

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.



