85/15


Jam Session sahnesi Büyük Ev Ablukada’yla açılıyor
İrlanda ruhunu İstanbul’un en güzel sahnelerine taşıyan ve şehrin iki yakasını alternatif sahnenin öne çıkan isimleriyle bir araya getiren The Irish Spirit Jam Session’ın geri döndüğünü geçtiğimiz hafta duyurmuştuk. Şimdi sıra geldi, hem…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Son birkaç 10 yılın istatistikleri, sanat dünyasında cinsiyet eşitliği olmadığını doğruluyor. Kadın sanatçıların eserleri ABD ve Avrupa'daki önemli kalıcı koleksiyonların küçük bir bölümünü oluştururken, müzayedede erkeklere kıyasla ciddi bir indirimle satılıyor. İlk 25'in yaklaşık yarısında kadınlar söz konusu olsa da uzak tabloya bakıldığında yalnızca iki kadın sanatçının eseri ilk 100 müzayede satışında yer alıyor.
Kadınların sanatsal mesleklerden ve eğitimden 1870'lere kadar büyük ölçüde men edildiği göz önüne alındığında bu eşitsizliğin kökenini kavramak zor değil. Zor olan bu eşitsizliğin bugün devam etmesinin nedenlerini çözmek. Galeri gösterimindeki farklılıklar, sanat yorumunun kültürel ön yargıları, yaşlanmanın cinsiyetçiliği, ebeveynliğin dengesiz ağırlığı, kadın olan küratörlerin, koleksiyoncuların ve galeri temsilcilerinin oranı ve kadın sanatçılar arasındaki iddiasızlık varsayımsal nedenler olarak öne sürülüyor.
Kadınların iş gücü piyasasına katılımı 1970'lerde artmaya başlasa da ekonomistler ve sosyologlar, erkek ve kadın işçiler arasındaki ücret farklılıklarının altını çiziyor. Bu ekonomik dengesizlik ne yazık ki sanat dünyasının da kanayan yarası.

In a minute, I have a minute 2 - Lexi Sun
Kaynak: Artsy
National Museum of Women in the Arts (NMWA) 2016'dan beri her mart ayında sosyal medyada soruyor: “5 kadın sanatçı adı sayabilir misin?” #5WomenArtists etiketini kullanarak bir kampanya başlatan müze, kadınların sanat dünyasında eşit muamele görmemesine, günümüzde müzelerde, galerilerde ve müzayede evlerinde yetersiz temsil edilmesine ve değerlerinin düşürülmesine dikkat çekiyor. Her yıl yüzlerce kültürel organizasyon ve binlerce kişi bu soruya cevap vermek için sosyal medyaya giriyor ve sanatta cinsiyet eşitliği hakkında küresel bir tartışmayı ateşliyor.
Bazen acaba artık bu eşitsizlik sorunsalı kırılıyor mu, dengeler değişiyor mu dediğimizde istatistikler gerçek dünyaya döndüren sonuçları hatırlatıyor. ABD'deki 18 büyük sanat müzesinin kalıcı koleksiyonları üzerinde yapılan ankette, 10 binin üzerindeki sanatçıların %87'si erkek ve %85'i beyaz. artnet'in yıllık sanat dünyası istihbarat raporuna göre, son 30 yılda müzayedede satılan en pahalı sanat eserlerinin tümü erkek sanatçılar tarafından yaratıldı.
Sotheby’s, Christie’s ve Phillips müzayede evlerinde 2020 yılında erkekler tarafından yapılan eserler, teklif edilen lotların yaklaşık %90'ını, satılan eserlerin yaklaşık %90'ını ve üç büyük müzayede evinin New York ve Londra akşam müzayedelerinde elde edilen gelirin yine yaklaşık %90'ını oluşturdu. Erkek-kadın oranı, 2020'nin ilk yarısında müzayedede en çok satan 100 sanatçı listesinde %85/15 oranındaydı.
Karar vericiler orantısız bir şekilde erkek olma eğiliminde olduklarından, müze koleksiyonlarında kadın sanatçılara karşı benzer şekilde rahatsız edici bir ön yargı var. Ancak daha derin bir araştırma, birçok kadın koleksiyoncunun motivasyonlarının ve değer yaratma yaklaşımlarının erkeklerden farklı olabileceğini de ortaya koyuyor.

In a minute, I have a minute 3 - Lexi Sun
Kaynak: Artsy
Son istatistikler için kötünün iyisi diyebiliriz. Açık artırma sonuçları, pazarın tepesinde cinsiyet eşitliği konusunda bir miktar ilerleme olduğunu gösteriyor. Artnet Fiyat Veri Tabanı ve Artnet Analytics'e göre, kadın sanatçıların 2019'dan 2020'ye toplam satışlar içindeki yüzde payı, değer bazında %6'dan %10'a, satılan lotların hacmine göre %8'den %11'e yükseldi. Her iki rakam da önceki 10 yılda elde edilen en yüksek rakam olarak nitelendiriliyor.
Elbette bu rakamlar sektörün yalnızca bir bölümünü gösteriyor. Ancak müzayede piyasası, sanat sektörünün en çok erkek egemen olan, halk tarafından en çok görünen ve tarihsel olarak değişime en dirençli olan kısmı olarak değerlendirildiğinde sağladığı verileri de benzer ölçüde dikkate almak gerekiyor. Önümüzdeki yılların verilerinde olması gereken eşitliğe, yani normale şaşıracağımız rakamlar görmek dileğiyle.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Bir pop yalnızlığı, aşırılığın belgeleri, heykelden albüm kapağı, problemli oran 85/15 ve dahası.
26 Mar 2021

YAZARLAR

Burcu Dimili
İletişim danışmanı, editör, sanat yazarı.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




