Sarayburnu Sahili'nde bir yaz rüyası


Gerçek potansiyelinizle tanışın: TheLifeCo Pandemi gerçeğiyle yaşamayı öğrenirken bir yandan da kendimizi bu dönemde en uygun şekilde korumaya odaklanmış durumdayız. Yoğun çalışma temposuna kısa bir mola vermek isteyen iş insanları, gündelik hayatlarında sağlık arayışına yanıt bulamayanlar, verilen bir konser, biten bir set ya da stresli iş görüşmeleri sonrası dinlenme ve yenilenme ihtiyaçlarını karşılamak isteyen sinema, müzik, sanat dünyasının ünlü isimleri… Hepsinin ortak noktası sağlıklı yaşama verdikleri önem. Kendine iyi davranan, bedeninin ve zihninin ihtiyaçlarını dinleyen, sağlığa yaklaşımında önleyici bir metot izleyen bu başarılı isimlerin ihtiyaçlarını anlayarak hayattan maksimum performans almalarını sağlayan TheLifeCo Wellbeing, sizleri unutulmaz bir sağlık yolculuğuna davet ediyor. Başarıya doğru yürürken yavaşlayın ve nefes alın... Türkiye’de fark yaratmış pek çok markanın altında imzası bulunan Ersin Pamuksüzer’in yüksek tempolu, stresli hayatından Tayland’ın egzotik adalarına kaçışı ve Türkiye’ye eli boş dönmemesi ile başladı TheLifeCo’nun global başarı hikayesi. Kişisel bir ihtiyaçtan yola çıkarak kurulan TheLifeCo, nihayetinde dünyanın her yerinden 35 bin kişinin hayatına dokunmayı başaran bir marka haline geldi. Ersin Pamuksüzer TheLifeCo felsefesini, “ Fiziksel ve zihinsel olarak arınan bir beden mükemmel bir makine gibi çalışıyor. Uyku kaliteniz, düşünce berraklığınız, vücudunuzun zindeliği tavan yapıyor. Daha verimli bir iş hayatına sahip oluyorsunuz. Bu nedenle, her yönetici düzenli aralıklarla arabasına olduğu kadar bedenine ve zihnine de yatırım yapmalı. ” sözleri ile açıklıyor. Hayatının kontrolünü eline almak isteyenler için: TheLifeCo Avrupa’nın önde gelen sağlıklı yaşam merkezlerinden TheLifeCo Wellbeing, ilk andan itibaren misafirlerinin kendilerini en iyi hissedeceği ortamı hazırlıyor ve onlara kaliteli bir yaşamın kapılarını açıyor. TheLifeCo’nun ödüllü programları, detoksla bedenin toksinlerden arınmasını, yaşlanma karşıtı ve bağışıklık güçlendirici doğal terapilerle enerji seviyesinin yükselmesini sağlıyor. TheLifeCo misafirleri, programlarını SPA, yoga, meditasyon, nefes terapisi, masaj ve fitness aktiviteleriyle zenginleştirerek stres yönetiminden uyku problemine pek çok konuda uzman desteği ile bedensel ve zihinsel potansiyellerine ulaşıyor. Aynı zamanda doktorlar, diyetisyenler ve alanında uzman wellness koordinatörleri tarafından hazırlanan programlarla, kronik rahatsızlıkların (obezite, hipertansiyon, kolesterol, diyabet, sindirim problemleri) doğal yollarla önüne geçilerek vücudun iyileştirici potansiyeli açığa çıkarılıyor. Program boyunca gerçekleşen kazanımla gündelik hayatta ihtiyaç duyulacak motivasyon sağlanmış oluyor. TheLifeCo’yu Instagram’dan ve YouTube’dan da takip edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İstanbul’da kıyıya paralel her semt, içinde biraz ahestelik barındırır. Fakat Sarayburnu, bunların en iddialısıdır. Zamana aldırış etmeyen ve yaşamak için hiçbir acelesi olmayanlar, özellikle de yaz aylarında kıyı şeridinin yolunu tutar. Sarayburnu’nun denize inen geniş kayalıkları düşsel bir yaz vadeder. Bir tarafına Krippel’ın İstanbul’da yapmış olduğu ilk Atatürk heykelini, arkasına Tarihî Yarımada'yı almış, Bizans surları boyunca uzanan bu yol her açıdan seyir zevki yaşatır insana.
Gün doğumunda, hâlâ gece serinliğinin şehri terk etmediği saatlerde Sarayburnu’na doğru yol alırım. Bir müzeye, çok sevdiğim bir resmi yeniden görmek için gidecekmişim gibi mutlu bir telaş büyür içimde. Sarayburnu sahilinin kendiliğinden şiirleştiği sabah saatlerinde, geniş ağlarla başa çıkmaya çalışan balıkçıların gemilerini, daha uzaklarda; kâğıt gemileri andıran narin gövdeli kayıkları ve oltalarını sırtlarına takıp kayalıklarda yer tutmaya gelen heyecanlı insanları izlemeyi severim. Bir de zarif Ahırkapı Feneri’ni. Denize yaklaştıkça yüzüme çarpan iyot, yosun ve motor yağı kokusuyla başka alemlere giderim. Hemingway’in Santiago’sunun, Sait Faik’in Barba Vasilis’inin suretleri, denizin insan elinden çıkma dev kayalarla buluştuğu o çizgide canlanır. Hava durumuna göre, bulutlara kafa tutmuş karşı yakanın gökdelenleri, ya Abdülmecid’in Sis tablosundaki gibi; Sarayburnu’na belli belirsiz bir fon oluşturur ya da cam gibi berrak görünümleriyle manzaranın güzelliğine biraz gölge düşürür. Ufukta göze çarpan karlı zirvenin Uludağ olup olmadığı kafamı kurcalar. Kennedy Caddesi’nde henüz araba yoğunluğu artmadığından, duyulan sadece İstanbul’un sesidir. Martı ve pata pata ilerleyen balıkçı teknelerinin motor sesleri.
Öğleden sonra güneşin etkisi iyice artınca balıkçılar buradan yavaşça ayrılır. Çaylarının yeni demlendiğini yüksek sesle duyuran ve başlarına koydukları tepside soğuk sandviç satan satıcılar, civardaki semtlerden gelip boş buldukları balıkçı barınaklarına yerleşen aileler, âdeta kavruk tenlerini yarıştıran huysuz ama tatlı ihtiyarlar Sarayburnu kayalıklarına gelmeye başlar. Bazısı, güneşin en iyi şekilde bronzlaştıracağı bir noktayı eliyle koymuş gibi bulur; yüzünü sakınmadan güneşe döner. Kimi kuytu ve gölgeleri tercih eder şekerleme yapmak için. Bazıları da taşımaya üşenmeden getirdikleri şemsiye, tüp, tava, çaydanlık; içi tıka basa dolu bir çanta, hasır gibi malzemeleriyle en geniş köşeyi birkaç dakika içinde yuvaya çevirir. Hatta bazı ehlikeyifler yanlarında radyo getirerek, akşamüstü saatlerinde biraz efkâr dağıtacak şarkıların çaldığı radyo kanallarını açıp, anason kokulu sahnelerin bir kahramanı olur. Uzun saatler hiç kımıldamadan güneşlenip, artık yeterince yandıklarına emin olan yaşlı delikanlılar, suya profesyonel bir yüzücü edasıyla atlayıp, gövdelerini akıntıya bırakarak denizin sefasını sürer.
Bütün bu mutlulukla akan görüntüler bir yana, bir yandan da bir gerçek acıtır içimi. Buradaki yol yapılmadan önce Suriçi semtlerinin denizle olan bağlantısının çok daha kuvvetli olduğu gerçeği. İstanbul’un Kuytu Köşeleri kitabında, çocukluğu Narlıkapı ve Samatya’da geçmiş olan Aydın Boysan bu konudan şöyle söz eder:
“İstanbul’un Sarayburnu’ndan Yedikule’ye kadar olan tüm kıyıları tam denizin üzerinde ağaç direk ve kalaslarla düzenlenen leylaklı sarmaşıklı kahvelerle biçimlenirdi. Bütün Bizans surları denize inerdi. Bu görünüş, tarihteki İstanbul güzelliğinin en vurucu öğelerinden biriydi.” En çok da o güzelliği kaçırdığım için hayıflanırım sahili bir uçtan bir uca yürürken.
Havalar ısındığı gibi kendimi yine Sarayburnu sahilinde buldum ve uzaktan bakıldığında keyfi yerinde gözüken Hikmet Bey’le tanıştım. Kendisi, doğma büyüme Fatihli. Burayla olan ilişkisini şu sözleriyle anlattı bana:
“İstanbul’un en ferah manzarasını buradan bedavaya izliyorum, hem de kafa dinliyorum. Bazen oltamı alır gelirim, şu öteden balık tutarım. Bazen kavun, peynir, rakıyla o günü geçiririm. Bazen de arkadaşlar gelir tavla keyfi yaparız. Sarayburnu’nu pek bilmeyen biri akıntıya karşı yüzmeye çalışır, boşa yorar kendini. Hâlbuki kendini bırakmayı bileceksin o akıntıya. 70 küsur yaşındayım, değişmeyen zevklerimden biri buradan denize girmektir.”
Hep düşünmüşümdür; en çok kimler İstanbul’un tadını çıkarabiliyor diye. İşte, bu sorumun cevabını bir nebze olsun alabildiğim yerlerden Sarayburnu. Hızla değişen şehirde, değişmeyen bir zevki tattırıyor gediklilerine. Umarsız varoluş hâllerini bile bir yaz rüyasıyla yatıştırıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Şehrin çiçek haritası, İstanbul Ansiklopedisi’nde meyve ve sebzelerler, Sarayburnu Sahili'nde bir yaz rüyası, yaz sözlüğü
06 Haz 2021

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?



