"Satılık Rüyalar" Sergisi

Bu sergide Mehmet ve Elif, yüzyıllardır gizemlerle örtük rüyaları edebî bir yaklaşımla ele alıyor, bir "deli cesaretiyle" kendi rüyalarını sergileme çalışmasına soyunuyor.
"Satılık Rüyalar" Sergisi

Artisan Grup #n
Artisan Grup ile birlikte

Yeni dönemde iletişimin incelikleri: Artisan Grup Deneyim kelimesi son yılların en çok konuşulan kelimelerinden biri. "Akılda kalmak", yoğun bilgi akışından, giderek çoğalan seslerden dolayı güçleşirken her şeyiyle düşünülmüş, tasarlanmış deneyimler önem kazanıyor. İyi hatırladığınız bir festivali düşünün, hayatınızda iz bırakan bir kitabı, ya da bir cümlesi aklınızdan çıkmayan o konferans konuşmasını. Her birinin sizi daha uzun süre mutlu eden, kendinize dair daha iyi sorular sormanıza yardımcı olan, ardında daha iyi hatıralar bırakan, benzer değerleri paylaşan bir toplulukla bağ kurmanızı kolaylaştıran, üzerinde ince ince düşünülmüş birer içerik deneyimi olduğunu fark edeceksiniz. 2009'dan bu yana düzenlediği TEDxIstanbul etkinliklerinin yanı sıra çok sayıda konferansın ve festivalin içerik süreçlerini yürüten Artisan Grup; doğru iletişimde ihtiyaç duyulan konuşmacı kürasyonu, etkinlik deneyim tasarımı, sosyal medya iletişimi, kitap yayıncılığı gibi faaliyetleriyle en iyi içerik deneyimlerini tasarlamak için çalışıyor. Artisan Grup: Bir grup şirketi olan Artisan Grup; iletişim, yayıncılık ve deneyim tasarımı içeren organizasyon hizmetleri gibi başlıklarda faaliyet gösteriyor. Konferans, müşteri/sektör buluşmaları, kurum içi atölyeler, kişisel eğitimler, konserler/marka etkinlikleri düzenleyen Artisan İletişim; fikir önderlerini, C level yöneticileri, kişisel gelişim uzmanlarını, sanatçıları, ekonomistleri, girişimcileri içeren portföyüyle konuşmacı kürasyonu yapıyor. Seçilen temaya ve verilmek istenen mesaja göre özel sunumlar, konuşma metinleri, görsel/işitsel öğeler de hazırlayan Artisan İletişim; marka ihtiyaçlarına yönelik projeler geliştirip uygulama süreçlerini hayata geçiriyor. Artisan İletişim'in organizasyon içerik ve tasarım süreçlerini yürüttüğü ödüllü etkinlikler arasında Kristal Elma Festivali, Orkid Kuralları Baştan Yaz ve Liderler Buluşması gibi etkinlikler yer alıyor. Konuş Konuştur: Artisan Grup'un konuşmacı kürasyonu başlığına odaklanan platformu Konuş Konuştur; marka ile fikir önderlerinin aynı hedefte buluşmasını sağlıyor. Bu hedef kurumsal bir etkinlikte markanın mesajını verecek en doğru konuşmacı da olabilir, bir sosyal medya iletişiminde video, podcast, post üretimi de olabilir, doğru bir kalemden çıkmış bir kitap bir yazı da olabilir. Markaların talep ve ihtiyaçlarına göre özel konsept çözümler geliştiren ve doğru iş birliği yapılacak isimleri öneren Konuş Konuştur’un konuşmacı portföyünde Selçuk Şirin, Nevşin Mengü, Emrah Safa Gürkan, Cem Say, Tolga Özuygur, Levent Kurnaz, Renay Onur gibi girişimcilik, akademi, medya alanlarının öne çıkan isimleri yer alıyor. 2009 yılından bu yana düzenlediği TEDxIstanbul etkinlikleriyle 10 binlerce kişiyi ağırlayan, YouTube videolarıyla milyonlara ulaşan Artisan Grup; Konuş Konuştur hizmetiyle markaların doğru mesajları ileteceği yazılı ve görsel içeriklerde tüm deneyimi tasarlıyor. Ennfluencer.com: Sosyal medyanın gücünün artmasıyla, influencer’ların hayatımızdaki yerleri artık tartışılmaz. Diğer pazarlama metotlarına göre organik etkisi yüksek olan “influencer marketing” alanında markalar ile mikro influencerları bir araya getiren Ennfluencer , sosyal medyada içerik üretimine dayalı yeni bir platform. Takipçileriyle olan iletişimlerinde daha samimi olan mikro influencer içerikleri, markaların tüketiciye ulaşımının daha verimli ve direk olmasını sağlıyor. Markalar, kampanya kurgularını sisteme tanımlamalarının ardından 24 saat içerisinde yüzlerce mikro influencer’ın oluşturduğu yaratıcı içerik arasından “İşte bu!” dediği içeriklere kısa sürede onay vererek tüketiciye daha hızlı ve uygun fiyatla ulaşabiliyor. Platform kampanya sonunda etkileşim oranları markaya raporlama imkânı da sağlıyor. Ennfluencer’ın portföyünde olan tüm Türkiye’ye dağılmış onbinlerce influencer ile gerçek tüketicinize doğal bir içerikle direk ulaşabilirsiniz. Artisan Yayınlar: İlham veren fikirlerde satış beklentisi olmadığı için kenarda köşede kalmış, basılmamış yayınların izinde koşan bir yayınevi Artisan Yayınlar. Son yayınlanan kitabı, İçe Dönüklerin Gücü TED konuşmasıyla bilinen Susan Cain’in “İşyerinde duygulara yer olmadığı fikrini alt üst eden, her beyaz yakalının okuması gereken bir kitap” demesiyle Wall Street Journal best seller’ı oldu. Liz Fosslien ve Mollie West Duffy tarafından kaleme alınan Duygulara Yer Yok: İş Yerinde Başarı ve Mutluluk İçin El Kitabı kurumsal hayatta bir pusula niteliğinde. Emin Çapa, Selçuk Şirin, Karsu, İlker Canikligil gibi çok izlenen 10 TEDxIstanbul konuşmasının yer aldığı arşiv niteliğindeki bir kitap Paylaşmaya Değer Fikirler . Haberciliğin yanı sıra dayanıklılık sporlarına ilgisiyle bilinen Nevşin Mengü'nün hazırladığı, aktiviteler ve beslenme modelleriyle spor yapma ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarını kazandırmayı hedefleyen 21 Gün Sonra ya da Sabancı Vakfı'nın Fark Yaratanlar listesine seçilen, Van Gölü'nde nesli tükenen balıkların koruyucusu olarak tanınan Prof. Dr. Mustafa Sarı'nın hazırladığı Vazgeçme: İnci Kefalı Peşinde Bir Değişim Yolculuğu gibi kitaplar da Artisan Yayınları’nın dikkat çeken kitapları arasında yer alıyor.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Mehmet’in farklı dönemlerdeki rüyalarından seçilen iki eser, özünü yazı disiplinin belirli bir formundan alsa da dil araçları ve güçlü imgeler aracılığıyla tüm duyulara seslenmeyi ve farklı disiplinlerle temas etmeyi başarıyor. İlk rüyada izleyici, kontrolü ve gücü düşleyiciyle birlikte keşfediyor. Anlatım ve tasvirlerdeki çoğulluk izleyici ile düşleyici arasında bir birliktelik yaratıyor. Rüyanın sınırlarını izleyiciyle birlikte çizen ve anlatıyı bir serüvene dönüştüren düşleyicinin coşkulu ve özgür rüyası, beklenmedik bir özne değişimi ve kabulle sona eriyor. İzleyici, anlatının öznesi değiştiğinde hikâyeden dışlandığını anlıyor. İkinci rüyada karşımızda huysuz, yalnız ve soğuk bir düşleyici var. Bu kez yaşadığının bir rüya olduğunun ayrımında değil. Örtük biçimde suçlanan izleyici; düşleyicinin boğucu yaşamasının ve yer yer sevgiyle, yer yer öfkeyle hatırladığı özlemlerinin bir şahidi olarak konumlanıyor. 

Bu seçkiyi, birleşince bir döngüyü tamamlamayı başaracak denli ustalıkla görülmüş ve düşleyicinin yaşamından otobiyografik izler taşıyan bu iki rüyanın ortaklıkları ve gerçeğe yakınlığı değerli kılıyor.

GÖRÜLDÜĞÜ İÇİN MİNNET DUYULAN

Kahkahalar, bizimle gelen, bize ait kahkahalar, tam, gür, karşılıklı. Biz o yolu yürüdükçe bu sessiz kasabadaki evlerin ışıkları bir bir yanıyor. Hiç yorulmuyoruz. Ayaklarımızın suya değdiği masalar, üstümüz başımız toz kokuyor, çocukluğa ait bir kokuyu da sürüklüyoruz peşimizden. Kokunun sesi çıkmıyor. Dört katlı, eski bir binayı arkamıza aldık. Gelirken çirkin metal ranzalar, dolaplar gördük. Buruk: Geride kalanlara. Coşkulu: Bilerek adımlara. Düşlediğimiz, belki yaşadığımız fakat hayal meyal anımsadığımız o alabildiğine yeşiller, duymayı özlediğimiz o yosun kokulara, o kıyıyı usul usul okşayan dalgalar, uçuşan saçlarımıza dokunan yel. Uzun ve kalabalık masalar, geniş avlulu restorandan gelen akordu bozuk gitar sesleri. Sarı sundurmalarda şıpırdayan yağmur, alt kattan iştah açan kokular. Başımızı kaldırınca dalları karışmış bir ağaç, dallarla karışmış bir gökyüzü, mavi, mavi. Çünkü biz böyle istedik.

Sahne soldan görece paspal, iyice kinik bir ihtiyar girer. İçimizden biri keşkeyi geçirse içinden, olur. Bu rüyada keşkelere yer yok. Önümüzde kâğıtlar, kâğıtlarda türlü çiçekler güller, menekşeler, papatyalar. İhtiyar söz alır: Ben sizden bir çiçek resmi istedim; bir gül ya da menekşe ya da papatya değil. Düşünsel bir boğuşmanın içindeyiz. İyiden iyiye mutluyuz. İhtiyar da öyle, gözleri ışık ışık. Kara tahtada büyük harflerle: M Ü K E M M E L ,  S I K I C I D I R . Şimdi gözlerimizi geceleri serin bir dağ köyünde açalım. Bu rüya bizim. Serin ormanlara adımlayalım, akşamları kavurgalar eşlik etsin şekerli şaraplarımıza. Yıldızları izlerken iz bırakmak için yaşamak konusunda uzlaşmalıyız. Bu hiç bitmeyecekmiş gibi görülen bir rüya, bunu başarmalıyız. Ama yaz bitiyor. Geç kalamayız. Yaz bitiyor. Yorgun ve sessiz. Dönüş yolundasınız. Ben kalıyorum, dedin. Dönüş yolundalar.

GÖRÜLDÜĞÜNDEN ŞÜPHE OLUNAN

Ben kalıyorum, dedin. Şimdi durgun sular, gökyüzünde sevimsiz bulutlar. Onlar, onlar dönüş yolundalar. Baş ucundaki defterin çizgileri biçimsiz, tutarsız merdivenlere dönüşüyor. Çıkmaya çabalıyorsun, ikinci satırda nefesin kesiliyor. Bir açıklığa hasretsin, bir engelsiz görüşe. Çık, çık, çık, çık, çık, çık, çık. Merdiven bitmiyor. Açıklıklara kavuşamıyorsun. Ben kalıyorum, dedin. Bunu sen istemedin. Bir duvar dibinde uyuyakaldın. Düşer gibi uyandın ve tekrar, ben kalıyorum, dedin. Bir istek değildi bu, bir mecburiyetti. Övdüğün tekrarların tadı yok. Denizi yakan gün batımları, genzi yakan tuz kokuları yok. Sade değişmez, yetecek kadar bir aydınlık. Yağmur sesleri, sarı sundurmalar, yaşamayı ve anlatmayı sevdiğin masallar istesen de yok. Keşkeler yazıyor kaldırım taşlarında, ayağını kaldırmaya mecalin yok. Karşında dört katlı eski bir bina beliriyor; bu kez karşında. Hep düz ayaklara alıştın, merdivenleri denemeye hevesin, sabrın yok.

Bunlar kim? diye soruyorsun. Peşi sıra dizili yorgun metal konteynerler içinde aynı çizgisel zamanı paylaşan ve ileriye, daima ileriye giden bu dalgın gözleri tanımıyorum. Kimse duymadı. Siz kimsiniz? diye sordun. Siz, bu anlam yerine koyduğum koca, küçük, yuvarlak, kare, yanaklı, kemikli kafalar, siz kimsiniz? Kimse dönüp bakmadı. Gölgesin, görünmezsin, cisminin bir değeri yok. O hep kendini çıkardığını sandığın çukurun içindesin, bir farkın yok. 

Paralel kurgu, perdeler kapalı, bir cılız ışık. Sana toz kondurmayanların dahi baş ucundaki çerçevelerde toz tutuyorsun. Hatıralarında yoksun, çekmecelerde eskiyorsun. Çık, çık, çık, çık, çık, çık, çık. Merdivenler yerli yerinde. Metal ranzalar pas tutmuş. Dış cephesi yeni bir renge boyanan bina hâlâ eski. Telleri kopmuş bir gitar, kırık bir sandalyeye dayamışlar. Kadehler yıkamakla arınmaz. Sen iyice paspal, iyice kinik ihtiyar. Ya da tüm bunlar kötü görülmüş bir rüyaya ait olasılıklar. Lütfen öyle olsun.

Mehmet Şimşek


Hiç sevdiğin bir şey var mı dünyada?
-Mesela tırtılları ve kelebekleri seviyorum. 
Başka?
-Bütün tırtılları ve kelebekleri seviyorum.
O kadar mı?
-“O” kadar
Çok az şey seviyorsun şu dünyada demek.
-O’nu seviyorum bir tek. O’nu sevince, dünyalar benim oluyor. 

Elif’in hatırladığı ilk rüyalarından kısa bir seçki niteliğindeki bu iki rüya, Joseph Campbell’in Kundalini Yoga konuşmasında ektiği bir tohumun etkisiyle yeşeriyor. Campbell’in rüyaları kişinin kendi mitolojileri olarak yorumlaması ve mitolojiyi de toplumsal rüyalar olarak ifade etmesi, Elif’i kendi rüyalarındaki mitleri bulma yolculuğuna çıkarıyor ve daha sonra onu rüyalarını yoruma açarak bunların toplumsal bir mitolojiye dönüşüp dönüşemeyeceği sorusuna götürüyor. 

Bu çalışmasında Elif, yoga ve psikoloji eğitimlerinde zihninde biriktirdiği notlar ve son zamanlarda çalıştığı semboller ve çakralar üzerinden bu defa zihninin kıvrımlarındaki mitolojik hikâyeleri avlamaya çalışıyor. Tersine mühendislik olarak tabir edebileceğimiz bu yöntem, ileriye dönük ve mevcut duruma ait rüya analizi anlayışından uzaklaşıyor. Elif, geçmişteki rüyalarını seçerek kendi tarihinde bir sembolizm arıyor; kendi efsanelerinin doğuşunu ve anlamını, inceleme ve sınıflandırma çalışmasına giriyor. Bununla birlikte, okuyucuya özellikle bir rehber sunmadan, okuyucuları da sembolleri kendi içlerinde anlamlandırmaya davet ederek kendi kişisel efsanelerinin toplumsal efsanelere dönüşüp dönüşemeyeceğini test etmek istiyor. Toplumdaki çoğu bireyin birinci, ikinci ve üçüncü çakradaki farkındalık düzeyinde olduğu söylemini ve Carl Jung'un argümanlarını kendi içinde gözlemlemeye çalışan Elif rüya seçkileriyle, çakralar arasındaki döngüsel hareketin izini duyumlar, duraklar ve yeni semboller aracılığıyla rüyalarında izlemeye açıyor. İlk iki durağa hoş geldiniz. 

TIRTIL

Çok karanlık, çok karanlık, çok karanlık. Hiçbir şey göremiyorum. Bedenimin her tarafı kaşınıyor ama kaşıyamıyorum. Elimi neden kıpırdatamıyorum? Biraz daha zorlasam, sanki yumuşak bir engel var. Bu ne? Ağzımı açıyorum, dilimde kuru çok kuru bir madde hissediyorum. Ne bu? Kokusunu alabiliyorum. Yağmur geliyor aklıma yağmur! Hayır ıslak değil ki bu kuru. Ama yağmur geliyor aklıma yağmur... Kuru olan ıslanıyor, ağırlaşıyor. Sıkışmış hissediyorum. Var gücümle kendimi atmak için itiyorum itiyorum. Anneannem, anneannem bilirdi bunun ne olduğunu. Elime gelen bu, bu toprak. Anneannem kulağıma fısıldıyor: “Çok iyi bakacaksın ona, evladın gibi ki bereketli olsun.” Ona iyi bakamam, onu üzerimde istemiyorum. Elime ne gelirse gelsin; bitki kökleri zannettiğim ince iplikler gibi; sökme pahasına çekiştiriyorum çıkabilmek için buradan dört elimle. Sonunda! Bir kaz görüyorum, ne işi var burada? Ne tuhaf bir yer burası. Gübre kokuyor, biraz da kekik. Kaza, burada ne işi olduğunu sormak istiyorum. Nedense içimden bir his kazın tüm cevapları bildiğini söylüyor. Ne sesim çıkıyor ne de kaz bana bakıyor… Ağaca yaslanıyorum. Burayı tanımaya başladım. Burası, ee işte o yaz kaldığımız ev. Anneannem bahçede oturuyor. Sesim hâlâ çıkmıyor. Görüntüler bulanıklaşıyor. Arkamdaki ağacı da artık hissetmiyorum ama kokusunu duyuyorum. Ağaca güveniyorum, o bir sedir ağacı, “ben buradayım”. Sanki toprağın içinde ağaca doğru süzüm süzüm süzülüyorum. 

KELEBEK

Suyun sesi, suyun sesi, uğultu, uğultu, uğultu, artan uğultu, kulaç ve derin bir nefes alış sesi. Tekrar; suyun sesi, suyun sesi, uğultu, uğultu, uğultu, artan uğultu, kulaç ve derin bir nefes alış sesi. Neden bu kadar yavaş? Saatlerdir yüzüyorum, bütün gücümle yüzüyorum. Hâlâ varamadım. Biraz su yutuyorum, tuzlu bir su. Bir daha yüzeye çıkarken su yutmak istemiyorum. Kesinlikle istemiyorum. Şimdi her şeyi bıraksam ne olur? Aklıma her şey geliyor: Ailem, sevdiklerim, bonsai ağacım, dolapta bekleyen pastam… Bir kulaç daha ama artık bırakmak istiyorum. Tuzlu su bütün genzimi yakmış durumda. Sesleri artık duyamıyorum. Kuyruk kemiğinden bir kere bükül, suyu kucakla, suyu döv, yeniden suyla kavuş. Bu gel-gitler beni hem hırslandırıyor hem de yoruyor. Hissediyorum. Birileri bağırıyor sanki gözümün ucuyla gördüm ama ağızlarını okuyamıyorum. Bir kere daha çıkıyorum suyun yüzüne, bulanık. Tek bir çıt bile yok. Daha çok vuruyorum kollarımı suya girerken. Korkuyorum, neden daha önce burada olmak istemediğimi söylemedim ki? Kalıp şu kahrolası yarışı tamamlamak istiyorum ama korkuyorum. Durup kenara çekilmek istiyorum ama korkuyorum. Hissettiğim tek şey korku ve ağzımdaki tuzlu su. Aklıma su yılanları geliyor. Hayır, burada su yılanı olmaz. Gözlerimi açıyorum. Göldeyim. Buradan artık çıkmam lazım; her an ayağıma dolanabilir. Kendimi teslim etsem, batar mıyım? Keşke yine tuzlu su tadı olsa dudaklarımda. “Deniz ne olur çıkar beni burdan!”, kendi sesimi duyamıyorum. “Deniz beni duyabiliyor mu?” Bağıramıyorum! Gözlerimi kapatıyorum. Sesler var, kıyıya yakınım. Yapabilirim derken bir el uzanıyor, Deniz'in eli mi? Gölden çıkıp iskelede sere serpe uzanıyorum. Gözlerim kapalı. Burnuma bir kelebek konuyor, onu görebiliyorum. Burnumu kaşımak geliyor içimden, ama kelebeğin varlığı ağır basıyor. İçime bakıyorum. Yeniden buradayım. Güneş yüzüme vuruyor. Sıcak. Davet ediyor beni yukarı. Kalbim, güneş gibi sıcak. 

Elif Bayram

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

Uyku muhafızları: Neyin peşindeyiz?

Uyku muhafızları, satılık rüyalar sergisi, bir albümün arkasındaki rüyalar âlemi, filmlerin ve şarkıların satır aralarına gizlenmiş rüya ve kâbuslar.

05 Şub 2021

Artisan Grup ile birlikte
Ece Tugay

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

'Widow's Bay': Korku ve komedi aynı hikayenin içinde yaşayabilir mi?

İlk sezonuyla En İyi Komedi Dizisi dahil 19 dalda Primetime Emmy adaylığı elde eden "Widow’s Bay", eksantrik karakterleri ve her bölüm değişen korku gelenekleriyle türün sınırlarında geziniyor.

Emre Eminoğlu

·

27 Tem 2026

'Widow's Bay': Korku ve komedi aynı hikayenin içinde yaşayabilir mi?
DuendeDuende

HİKAYE

İstanbul konser yorgunu: Müzikseverler ne düşünüyor?

İstanbul bu ay adeta konser yorgunu. Temmuz boyunca her gün birden fazla uluslararası yıldız sahnedeydi. Farklı şehirlerden gelen dinleyiciler de büyük fedakarlıklarla bu deneyimin parçası oldu. Konser alanlarındaki müzikseverlerle konuştuk.

Eda Solmaz

·

27 Tem 2026

İstanbul konser yorgunu: Müzikseverler ne düşünüyor?
DuendeDuende

HİKAYE

Ötekilerin Arkeolojisi: İsmail Gezgin ile kadim çağlardan bugüne zamanın labirentlerinde

Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Soner Can

·

24 Tem 2026

Ötekilerin Arkeolojisi: İsmail Gezgin ile kadim çağlardan bugüne zamanın labirentlerinde
DuendeDuende

HİKAYE

Yıldız Tozu | Isabelle Huppert'in düşünce laboratuvarı

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Mehmet Sindel

·

24 Tem 2026

Yıldız Tozu | Isabelle Huppert'in düşünce laboratuvarı
DuendeDuende

HİKAYE

The Odyssey: Dönecek ev yok

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.

Aslı Ildır

·

22 Tem 2026

The Odyssey: Dönecek ev yok