Sedef Betil: 'Edebiyat benim için yalnızlığımı, sessizliğimi paylaşmak demek'

"Leylekler Aşklar Söylentiler" romanıyla bir Cumhuriyet ailesi üzerinden toplumumuzun yüz yıllık değişimini irdeleyen Sedef Betil, bu değişimin karakterini şöyle resmediyor: "Günümüzde düşünce ufuklarımız daraldı. İleriye ışık tutan hiçbir şey yok. Bir sürü şey üretiliyor ama bir yandan da iyi kötü, doğru yanlış, içleri boşaltılmış değerler kargaşası yaşanıyor. Artık yaygın bir sorun bu!"
Sedef Betil: 'Edebiyat benim için yalnızlığımı, sessizliğimi paylaşmak demek'

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Ankara’da dünyaya gelen Sedef Betil, Arnavutköy Amerikan Koleji’nde orta öğrenimini tamamladıktan sonra Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin grafik bölümünden mezun oldu. Grafik, iç dekorasyon ve renk danışmanlığı yaptı. Uzun yıllar boyunca sosyal sorumluluk projelerinde çalıştıktan sonra birçokları tarafından "geç" sayılabilecek bir yaşta, 2015’te Kısa Karanlıklar, 2017’de Kırgınlığın Kuytusunda, 2019’da Parçalar ve Zerreler adlı öykü kitapları, bu yıl ise Leylekler Aşklar Söylentiler adlı romanıyla İletişim Yayınları markası altında kitapçı raflarıyla buluştu.

Leylekler Aşklar Söylentiler romanıyla bir Cumhuriyet ailesi üzerinden toplumumuzun yüz yıllık değişimini irdeleyen Sedef Betil, bu değişimin karakterini şöyle resmediyor: 

"Günümüzde düşünce ufuklarımız daraldı. İleriye ışık tutan hiçbir şey yok. Bir sürü şey üretiliyor ama bir yandan da iyi kötü, doğru yanlış, içleri boşaltılmış değerler kargaşası yaşanıyor. Artık yaygın bir sorun bu!"

Betil'e edebiyatla ilişkisi ve son romanıyla ilgili merak ettiklerimizi sorduk.

Kitaplar bir okuyucu olarak hayatınızda hep vardı ama yazı işi çok sonra geldi. Yazma konusunda "geç kalmış olma" pişmanlığınız var mı?

Galiba insanın ne zaman ne yapacağı hiç belli değil. "Okumak" hep yaşamımdaydı ama "yazmak" çok sonra geldi. Yıllar ilerleyip günler yavaşlayınca hayatımın muhasebesini yapma vaktinin geldiğini hissettim, bu da beni bir anda yazmak fiiliyle karşı karşıya bıraktı. Bir cahil cesaretiyle yazmaya başladım çünkü yazar olmak gibi hayalim, hırsım hiç olmamıştı; ne günlük ne de iki satır şiir... Şimdi yazabilmek beni mutlu ediyor, erken yaşta başlayıp tükeneceğime yaşamımın bu döneminde hiç kimseye gereksinimim olmadan yapabileceğim bir şey bu, verimli olmak günüme anlam katıyor. İnsanın yaşı pek önemli değil.

Özlü bir Cumhuriyet tarihi gibi Leylekler Aşklar Söylentiler. Yapısı ve konusu itibarıyla çok daha uzun bir roman olabilirdi...

Yazdıklarımda insanın yaşadıklarına odaklanmak istiyorum.  Anlatımımın kısa olmasına özen gösteriyorum, az ve öz olmasına. Okurun farklı bir nefes almasını istiyorum. Hikayedeki kahramanın yaşamına bire bir ayak uydurmasını. Buralarda hayat çok kalabalık, karışık, çok gürültülü, zaman zaman çok tedirgin edici, hatta korkutucu.

Nedir tedirgin edici ve korkutucu olan şeyler?

Her şeyden önce toprağın altı da üstü de faylarla dolu. Üstelik gündem öyle hızlı değişiyor ki bir öncekinin ne yası tutulabiliyor ne hesabı sorulabiliyor. Sanki bitmeyen, susmayan söylentilerden oluşan bir kürenin içinde yuvarlanıyoruz. Bunun içinden çıkıp olayları yaşayanları görüp onları farklı bir bakış açısından yazmak istiyorum. Olaylara girip dalmak istemiyorum. Girmek istesem hangisine girmem önceliğimde olmalı? Bu romanı pandemi döneminde yazdım, zaten evdeydim, süresi, götürüsü, getirisi belirsiz bir zaman dilimi önümdeydi; yazdıkça yazdım, tuhaf bir enerjiyle, bir yere yetiştirmem gerekiyormuşçasına ama merakla ve keyifle, üstünden defalarca geçip genişlete genişlete...

Siz Türkiye'nin ilerleme heyecanını yaşadığı yıllara da son 25 yılın dönüşümlerine de şahit olan kuşaktansınız. Romanda bu konular üstü kapalı geçse de bu dönemleri ben size sormuş olayım...

Benim yakından izlediğim ilerleme yaşanan yıllara Türkiye’nin sanayileşme yılları diyorsak: Toplumun bir kesimi para kazanmaya başladı. Parayı, hele çok hızlı edinilen parayı hazmetmek kolay değil; aldatıcı, göz alıcı bir pırıltı, toplumun sosyal yapısını hızla ayrıştıran bir şey. Bir kesim bu denli hızla şahlanırken diğer kesim gelecek hiç düşünülmeden her açıdan geri bırakıldı. Kazananlar olunca doğal olarak kaybedenler de oluyor. 

Geride kalanlar kendilerine uygun bir niş bulunca işler tersine döndü. Bu bir döngü; tekrarlayan, dönüp duran ama bizim bir öncekini hemen unuttuğumuz. Her yenilik heyecanla başlıyor, ilerliyor, yükseliyor, en yükseğe eriyor, farkına varmadan biraz sarsılıyor, duraklıyor, düşüşe geçiyor ve düşüyor. Her şeyin belirli bir ömrü var; geçmiş medeniyetler, imparatorluklar, hükümetler, kurumlar, keşifler…Ve aileler ve kişiler ve aşklar… Her düşüş ister istemez topluma, insana zarar verir. 

Sanırım son çeyrek yüzyıl farklı çöküşlere de tanıklık etti!

Maalesef! Yaşanan çöküşün tek nedeni ekonomik sıkıntı olsaydı onu kurtarmak mümkün olurdu. Bence ondan daha önemlisi yaşamakta olduğumuz sosyal çöküş, değerlerin içinin boşalması. Bence esas sıkıntı o. 

Yine romana dönersek... Tüm bu yaşamakta olduğumuz sosyal keşmekeşi romanım üstünden vermek istemedim, eskilerin tekrarı olacaktı, 1922 yılında yayımlanmış Kiralık Konak ve diğer onca hâlâ güncelliğini koruyan edebi eser varken.

Yeni kuşaklar ne okumayı ne de bir konu üzerine uzun uzun düşünmeyi seviyor. Bu durumu romanda da seziyoruz. Bugünün gençlerinin hissiyatına dair bir devam romanı (mesela İdil'in Emine'nin yerine geçtiği bir hikaye) yazmayı düşünür müsünüz?

Kuşaklararası farkların romana yansıması doğal. Duygularda olmasa da davranışları ve düşünceleri farklı. Ama esas değişim büyük kalabalık ailelerden küçük aileye geçişte yaşanmakta, duygusal alışveriş olmadığından kuşaklar birbirini tanımıyor, kabul edemiyor. Kuşak farkının açılmasının temel nedeni bu. Oysa üç kuşak birlikte veya yakın yaşarken diğer evde ne yenir ne dinlenir ne okunur ne konuşulur, nasıl davranılır, yıkanmaktan misafir ağırlamaya kadar, gelen giden için önünden arkasında ne denirler dahil çok çeşitli hayat suretleriyle hemhal olunur. 

Bu çok sıkıcı olabileceği gibi bir açıdan da zenginlik. Bahçesinde, sokağında buluşulup yemenin içmenin, söylentilerin paylaşıldığı yaşamlar kalmadı. Çekirdek aile evleri içe döndü, kapılar kapandı. Tabii yine söylentiler devam ediyor ama eskisinden daha olumsuz, sevimsiz, vurucu, kırıcı, kabul pencereleri aralık bile değil. Şu sıra romanın devamını düşünmüyorum. Ama kim bilir? Belki İdil’in belki Eren’in belki Esma’nın kafası atar, yazmaya oturur. 

Romanda orta sınıf bir Cumhuriyet ailesinin kuşaklarıyla birlikte yüz yıllık bir değişimi de izliyoruz. Daha az okuyan, daha az düşünen, çözülen, sıradanlaşan ve dağılan kuşaklar...  

Toplumlarda zaman zaman sanatsal, düşünsel üretimler çoğalır; nedeni bu gibi çalışmaları yüreklendiren belirli kişiler, gruplar olur veya devlet politikasıdır. Yazar-çizer çoğalır, belirli bir sınıfa ait olsa da olmasa da. Bu çalışmalar kimi zaman çok aydınlatıcı yeni ufuklar ortaya koyar, örnek alınır. Sanat, düşünce üretimlerinin esas değeriyse üstünden uzun bir zaman geçtikten sonra ortaya çıkar. Klasikler diye adlandırdığımız hâlâ okunan kitaplar, hâlâ üstünde çalışılan düşünce adamları gibi. Günümüzde düşünce açılarımız daraldı. İleriye ışık tutan hiçbir şey yok. Bir sürü şey üretiliyor ama bir yandan da iyi kötü, doğru yanlış, içi boşaltılmış değerler kargaşası yaşanmakta, üretilenlerin gerçek değerleri belirsiz. Bu sorunun yaygın bir sorun olduğuna inanıyorum.

Altı kuşağı anlatan hikayeyi kurgulamak, üstelik sürekli ileri ve geri dönüşlerle anlatmak kolay iş değil. Okurun da zorlanma ihtimali var. Bu anlatımın sizin için de zorlukları oldu mu?

Evet haklısınız. Yazıp bitirmesi uzun ve yorucuydu ama kolay işler birbirine benzer, öyle olmasını istemedim. Leylekler Aşklar Söylentiler'e, bu adla değil, bir öykü olarak başladım; romanın son parçası olan bölüm. Sonra iş öne doğru uzadıkça birçok yan karakter ortaya çıktı. Hiç hesaplamamıştım, romanı kendi akarına bıraktım. Kişiler çoğaldıkça benim işim zorlaştı ama öbür yandan bu metin denkleminin cazibesi arttı; her biri kendi farklı sesini duyurmaya çalıştı. Okura zorluk olabileceğini düşündüm, kaygılanmadım çünkü okura da iş düşmeli, yazar ne yapmaya çalışmış, deyip merak etmeli! Neticede pembe dizi olmadığı belli. Şimdiye dek bu kalabalık birinci tekil yazılmış şekilden başlarda, kaptırana kadar zorlandım ama sonra akıp gitti, diyenler var tabii. Hayatta ve kurguda biraz oyun olmalı.

Romanda otobiyografik öğeler var mı?

Romanı yazarken kendi ailem veya arkadaş çevremden esinlendiğim kimse olmadı. Sanırım karakterleri hayatımdan gelip geçmiş onun bunun davranışını ses tonunu piksel piksel birleştirip geliştirdim. Romana yansımasa bile her birinin fiziki görünüşü sesi mimikleri gülüşü yürüyüşü kıyafet seçimi bende kanlı canlı yaşadı, yaşıyor. 

Bir yazarın kimleri, neden ve nasıl okuduğu hep merak edilir...

Okumak beni zenginleştiriyor, insanları, kültürleri tanımamı sağlıyor, kabul pencerem sonuna kadar açıldı. Yazmak ise kendimle bir hesaplaşma, kendimi daha yakından tanımamı sağladı, bu süreçte şaşırdığım zamanlar da oldu. 

Koltukların yanındaki masalarda kitap olan evlerde büyüdüm, doğum günümde kitap hediye edilen evler, okumanın özendirildiği, değer verildiği evler, okullar... Televizyonsuz evler, radyodan tiyatro dinlenilen evler, oyuncağın az sayıda olduğu, masalların anlatıldığı... Benim için edebiyat yalnızlığımı, sessizliğimi paylaşmak demek. Şimdi severek okuduğum yazarlar bana yeni ufuklar açan uluslararası genç yazarlar. 

Yeni bir öykü ya da roman çalışmanız var mı?

Bir hikaye dosyası hazırlamaktayım, sonra belki bir novella gelir!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Soner Can

Gazetelerin hafta sonu eklerinde, kültür-sanat servislerinde uzun yıllar haberci, yönetici ve yazar olarak çalıştı. Halen sanat edebiyat dergileri için yazarlarla söyleşiler yapıyor, okunmaya değer kitaplara dair yazılar yazıyor.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR