Selman Nacar ile 'Tereddüt Çizgisi' üzerine

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Bundan yaklaşık bir yıl önce, ilk filmi İki Şafak Arasında’nın festival yolculuğu sona eren Selman Nacar ile, ikinci filmi Tereddüt Çizgisi’nin çekimleri için Uşak’a doğru yola çıkmadan birkaç gün önce buluşmuştuk. Sinemasında işlediği ahlaki ikilemlerden, memleketi Uşak’ta film çekmekten ve renkli yan karakterlerinden konuşmuştuk. O günkü sohbetimizden notları buradan okuyabilir, İki Şafak Arasında dışında Gürcistan sinemasına doğru da bir yolculuğa çıktığımız Keşif Sineması podcast bölümünü buradan dinleyebilirsin.
Selman’ın ikinci filmi Tereddüt Çizgisi, Venedik Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından geçen hafta 43. İstanbul Film Festivali’nde gösterildi; En İyi Yönetmen (Selman Nacar), En İyi Kadın Oyuncu (Tülin Özen) ve FIPRESCI Ödülü’nün sahibi oldu. İdealist bir ceza avukatının uzun süredir emek verdiği bir cinayet davasının karar duruşması gününde yaşadığı ahlaki ikilemleri konu alan film, bugün de gösterime giriyor.
İstiklal Caddesi’nde yağmura yakalanmamak için kendimizi attığımız Yapı Kredi Kültür Sanat’ın merdivenlerinde, Akdeniz heykelinin altında sohbet ederken, onun için yoğun bir gün olduğunu açıklamak için Tereddüt Çizgisi’nin esas karakterine gönderme yapıyor: “Şu an Canan gibi hissediyorum.”
Yakında Netflix’te yayınlanacak İstanbul Ansiklopedisi adlı dizisinin kurgusunu tamamladığı gibi metroya atlayıp yanıma gelmiş. “Seninle hep benim için dönüm noktalarında buluşuyoruz” diyor. Selman ile sinema ve hukuk, sinemasındaki süreklilikler ve Tereddüt Çizgisi hakkında sohbet ediyoruz.

Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Film izlerken çok sık not alan bir insan değilim ama Tereddüt Çizgisi sırasında bir sözcük not ettim: “illiyet”. Hukuk diline çoğu zaman yabancılaşırım ama demek ki filmi izlerken, duruşma sahnelerinde ya da hukuk terminolojisinin kullanıldığı sahnelerde sadece tek bir sözcüğün anlamını kontrol etme ihtiyacı hissetmişim. Senaryoyu yazarken, izleyicinin daha rahat anlaması için dilde bilinçli bir sadeleştirme yaptın mı, yoksa hukuk dili artık düşündüğümüz kadar zor, ağdalı değil mi?
Selman Nacar: Filmde en çok çalıştığım meselelerden birisi nasıl hem mahkemenin realitesini eğip bükmeden aktarabilirim hem de takip edilebilir ve sinematografik bir anlatı kurabilirim üzerineydi. Dil meselesinde de bunu önemsedim. Bir taraftan da film hazırlık sürecinde aylarca duruşmalara gittiğim için, artık eskisi kadar ağdalı bir dil kullanılmadığını fark ettim.
Tülin özellikle mahkeme sahnelerinde hızlı, akıcı ve kararlı bir şekilde konuşuyor; ben gerçek bir avukat olduğuna ikna oldum! Repliklerinin ne kadarı doğaçlama ne kadarı ezberdi ve rolüne nasıl hazırlandı?
Selman Nacar: Mahkeme sahnelerindeki diyalogların hepsi senaryoda yazılıydı, yani çekim sırasında bir doğaçlama olmadı. Tabii provalar sırasında Tülin’in ağzına nasıl oturuyor diye bakıp bazı değişiklikler yaptığımız oldu ve ben bunları senaryoya uygun bir şekilde işledim. Ama çok fazla teknik tabir olduğu için ve bunun başka türlü söylenme imkanı da olmadığı için, bu aslında bir mecburiyetti. Tülin de bu kadar zorlu bir görevi harika bir şekilde üstesinden geldi!

43. İstanbul Film Festivali’nde Selman Nacar En İyi Yönetmen, Tülin Özen En İyi Kadın Oyuncu seçildi. | Fotoğraf: Salih Üstündağ
Filmde hukukun işlev kazandığı tek yer mahkeme sahneleri değil. Canan ve ablasının, beyin ölümü gerçekleşmiş annelerinin akıbeti konusunda vermeleri gereken karar da bir şekilde hukukun devreye girmesini gerektiriyor. Doktor prosedürü anlatırken organ bağışı ve hastanın yaşam desteğinin kesilmesi kararında sadece etik ve toplumsal hassasiyetler göz önünde bulundurularak kızlarına danışıldığını, bunun hukuken gerekli olmadığını söylüyor. Türkiye hukukunda gerçekten sadece hastanın sağlığında verdiği karar ve imza yeterli mi? Filmden önce bu konudaki kanunlara ne kadar hâkimdin ve yapım aşamasında nasıl bir araştırma yaptın?
Bu çok spesifik bir konu olduğu için senaryoyu yazmadan önce tabii ki pek bir bilgim yoktu. Ancak bunun üzerinde ciddi bir çalışma yaptım ve konunun uzmanlarıyla da konuştum. Evet, kanunen durum böyle. Ancak, Türkiye’de teorik ve pratik meseleler arasında ciddi bir fark var. Bu yüzden de kanunda ne yazdığından ziyade nasıl uygulandığı önemli. Zaten filmlerimde de bu meseleleri deşmeye çalışıyorum.

Selman Nacar | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
İki Şafak Arasında’nın en güçlü yanlarından birinin yan karakterleri olduğunu düşünmüştüm, aynısı Tereddüt Çizgisi için de geçerli. Seninle İki Şafak Arasında üzerine konuşurken "Bir filmin ana karakterine zaten çalışırsınız. Zaten bir filmin omurgası, hikayesi ana karakter üzerinedir ama asıl önemli olan yan karakterlerdir bence, çünkü onlar taşır o filmi” demiştin ve en çok avukat ve lokumcuyu yazarken eğlendiğini söylemiştin. Bu filmde yazarken en çok eğlendiğin yan karakter hangisi oldu ve oyuncuyla bu karakter üzerine nasıl/ne kadar çalıştınız?
Filmlerime mizahi unsurlar katmayı seviyorum çünkü hayatın akışına yaklaştırıp derinleştiğini düşünüyorum ve bunları yazarken çok keyif alıyorum. Tereddüt Çizgisi’nde belli karakterlerden ziyade karakterlere serpiştirdiğim bazı anlardan bahsedebilirim. Mesela postanede Emrah’ın oynadığı karakterin avukatlarla ilgili söylediği replik, bakkalda Erol’un oynadığı karakterin fırtına ve jiletle ilgili yorumları, Canan’ın jandarmalarla ilk karşılaşma anı, ardından Musa’nın sigara içmesini sağlaması ve tabii ki Erdem’in karakteriyle ilk mahkeme sahnesi sonunda davayı uzatmasına dair konuşmaları… Bunlar ilk aklıma gelenler.
Filmin bir kez daha Uşak’ta geçtiğini ve Erdem’in canlandırdığı avukat Yasin karakterinin İki Şafak Arasında’dan sonra burada da aynen yer aldığını gördükten sonra film boyunca Gülçin’in canlandırdığı Belgin’in de İki Şafak Arasında’da olduğu gibi, bir lokum dükkanı olup olmadığına ya da annesi hastalanmadan önce bir lokumcuda çalışıp çalışmadığına dair bir detay aradım ama bulamadım. Belki de kapsamlı bir NCU (Nacar Cinematic Universe) fikri beni heyecanlandırdı, bilemiyorum. (Gülüyoruz.) Erdem’in karakterinde böyle bir süreklilik olmasının ya da Gülçin ya da Mücahit’in karakterlerinde olmamasının nedeni nedir?
Evet, Erdem aynı karakteri oynamaya devam ediyor. Bunun dışında da iki filmin de birbirine bazı detay göndermeleri var. Mesela mahkeme konuşmalarından anlayabildiğimiz üzere, İki Şafak Arasında’nın geçtiği günle, bu filme konu olan olayın gerçekleştiği tarih aynı. Bunlardan daha çok örnek verebilirim. Ancak özellikle Mücahit’in yer almasıyla bunu bir taraftan da bilinçli bir şekilde kırmak ve iki filme bağımsız bir şekilde bakabilmeyi sağlamak istedim.

Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Geçen yıl podcast öncesi kayıt dışı konuşmamızda, yıkılan minare olayının gerçek olduğunu ve yanlış hatırlamıyorsam filmin çıkış noktası olduğunu söylemiştin...
Çıkış noktası diyemem, çünkü minareyi mekan bakmaya gittiğimde bulmuştum, yani senaryo zaten bitmişti. Ancak, bu durumdan çok etkilendim ve mahkemeki metaforik olayla bağlantısını hissedince senaryoya eklemeye karar verdim ve böylelikle arka plan fırtına meselesi de filme dahil oldu.
Bir adli tıp terimi olan “tereddüt çizgileri” dışında filmdeki karakterlerin bir avukat, bir sanık, bir tanık, bir hakim, bir memur ya da bir evlat olarak yaşadığı büyük ya da küçük tereddütler var. Bu tereddütlerin kaynağında da ahlaki ve etik ikilemler, iç çatışmalar yatıyor. Bu açıdan İki Şafak Arasında gibi Tereddüt Çizgisi de izleyiciyi ahlaki sorgulamaya iten, ahlaki ikilemlerde bırakan bir film. Senin bu filmi yazarken ya da çekerken yaşadığın ahlaki, etik ya da sanatsal bir tereddüt oldu mu?
Anlatmak istediğim şeylerden birisi de insanın yaşadığı sistemden azade olamayacağı... Örneğin, Türkiye’nin şu anda en büyük problemlerinden birisi liyakat meselesi. Hangi meslekte olursa olsun işini iyi icra eden insanla karşılaşmak zor. Bunun üzerine düşünen, hayıflanan insanlar ise bu farkındalığın kendilerini koruduğunu ve o grubun parçası olmadığını düşünüyor. Halbuki bir yerde bir çürüme varsa en kötü ihtimalle kokusu diğerlerinin üzerine siner. Bu yüzden tabii ki benim de birçok tereddütüm oldu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Ödüllü yönetmeni Selman Nacar ile "Tereddüt Çizgisi" üzerine söyleşi, 43. İstanbul Film Festivali’nin son günleri ve ödül töreninden notlar.
03 May 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR



