Sıkılmak bir ayrıcalıktır

Bizi kendimizle baş başa bırakan sıkılma hissinden elimizden geldiğince uzaklaşmaya çalışıyoruz. Ama nafile. Her fırsatta bizi başka biçimlerde yakalıyor. Peki, ya sıkılmaktan kaçarken bir şeyleri kaçırıyorsak?
Sıkılmak bir ayrıcalıktır

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Sıkılmaktan neden kaçınırız, hatta korkarız? Ya da sıkılma duygusuna yakalanmamak için neden sürekli etkinlik halinde olmamız gerekiyor? Günümüzde asla yetişemeyeceğimiz bir hareketliliğe ve sonsuz sayıda uyaranlara maruz kalıyoruz. Sınırsız tüketim imkânlarının var ettiği kısa süreli eğlenceler ve şatafatlı modern zaman vitrinleri bizi durmadan başka deneyimlere davet ediyor. 

Zihinsel özgürlüğümüzü bu hareketliliğe teslim etmişken, bizi kendimizle baş başa bırakan sıkılma hissinden elimizden geldiğince uzaklaşmaya çalışıyoruz. Ama nafile. Her fırsatta bizi başka biçimlerde yakalıyor. Peki, ya sıkılmaktan kaçarken bir şeyleri kaçırıyorsak?

Sıkılmak ≠ Depresyon
Sıkılma hissi bazen yanlış bir biçimde depresyonla özdeşleştirilebiliyor. Sıkılmak, bir çeşit boşluk, zamanın yavaşlaması veya çıkışsızlık hâli gibi görülebiliyor. Ancak sıkılmak ile depresyon arasında önemli bir fark var. 

Klinik psikolog Prof. John Eastwood, sıkılanların problemlerin çevreden ya da dünyadan kaynaklandığını düşündüklerini, depresif insanların ise kendilerini bir problem olarak değerlendirdiğini hatırlatıyor. Bu ayrımdan hareketle, sıkılmanın kişideki bir kayıp ya da eksiklikten ziyade daha çok çevre ve dünyayla kurduğu ilişki etrafında biçimlenen bir duygu olduğu söylenebilir.

Modern zamanların lüksü
Sıkılmak, esasen geçmişi çok eskiye dayanan bir konsept değil. “Boş zaman” olgusunun son birkaç yüzyıldır hayatımızda olduğunu hatırlarsak, sıkılmak da modern zamanların bir lüksü olarak değerlendirilebilir. Gündelik hayatımızın giderek daha fazla uyaranla (ekranlar, reklamlar vs.) kuşatıldığı bir dönemde sıkılmak, zihinsel yaşamda oluşan iyileştirici bir çatlak olarak görülebilir. 

Metroda, restoranlarda ya da işte bulabildiğimiz her boşlukta sıkılma duygusundan kaçınmak için telefonlarımıza sarılıyoruz. Bir anlamda, kendimizle baş başa kalmamak için çeşitli manipülasyonlara başvuruyoruz. Böylece tam olarak neden memnun olmadığımızı, neden sıkıldığımızı ya da neyin içinde bulunmaktan hoşlanmadığımızı keşfetmenin yollarını da kapatmış oluyoruz.

Boşluk hissinden kaçınmak
Sıkılma hâline dair en zorlayıcı şeylerden biri, alışkın olduğumuz gürültüden kopup bir anda aşina olmadığımız başka bir boyuta geçmemiz olabilir. Etrafımızdaki sonsuz sayıda uyaranla kuşatılmışken, bir anda gelen izolasyon geçiçi süreliğine de olsa bizi zorluyor. Dikkatimiz bütünüyle dağılmış ve sürekli eylem hâlinde olmaya şartlanmışken anlık bir kesintiyle boşluğa düşüyoruz. Bu boşluk hissinden kaçmaktan başka çare de göremiyoruz. 

Ancak sıkılma duygusundan kaçınırken biraz aceleci davranıyor olabiliriz. New York Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Gary Marcus sıkılmayı, beynimizin bize başka bir şey yapmamızı söylemesinin bir yolu olarak değerlendiriyor. Bir başka deyişle, telefonumuza veya televizyona sarılmak yerine uzun vadede bizim için faydalı olacak yeni bir uğraş için ilk adımı atabiliriz.

Anlamlı bir iletişime doğru
Lock Haven Üniversitesi’nden Dr. Gayatri Devi, can sıkıntısını özgür bir zihinin son ayrıcalığı olarak değerlendiriyor. Popüler kültürün bizi sıkılmaktan sözde alıkoyacak araçlarına sarılmak yerine can sıkıntısına odaklanmamızı söylüyor. Böylece kendimize karşı dürüst olmanın, zihnimizi keşfetmenin ve başkalarıyla anlamlı iletişimler kurmanın yeni yollarını bulabiliriz. 

Sıkılma yoluyla düştüğümüz boşluk, doğru yaklaştığımız takdirde bize yepyeni araçlar sunabilir. Sıkılmanın beklenmedik veya trajik bir duygu durumundan ziyade yeni anlamlara açılan “aracı” bir duygu olabileceğini de göz önüne almalıyız. Ancak bir anlamsızlığın içine düştüğümüzü gerçekten fark edersek, yeni anlamlar bulmak için yaratıcı adımlar atabiliriz. Limerick Üniversitesi’nden Wijnand van Tilburg, eylemlerini anlamsız bulan insanlar için sıkılmanın bir motivasyon kaynağı olabileceğini aktarıyor.

Sıkıntımıza kulak verelim
Sıkılmak, modern hayatın kasvetli ve tekdüze gerçekliğinde boğulanlar için hayal kurma fırsatları da yaratabiliyor. Sıkılırken hayal kurmaya daha eğilimli olduğumuz anda, gerçekten ne istediğimizi anlamak için can sıkıntımıza kulak verebiliriz. Bu, gerçekdışı bir “istediğin gibi yaşa” veya “sevdiğin işi yap” tavsiyelerinin ötesinde gerçekten dünyaya ve kendimize dair ne istediğimizin bilincine varmakla ilgili. İsteyip de gerçekleştiremediklerimiz, gerçekleştirdiklerimizden daha fazlasını anlatıyor.

Sıkılmaktan yalnızca neden sıkıldığımızı anlamayı deneyerek kurtulabiliriz. Sıkılmayı koca bir boşluktan ziyade yeni imkânlara, keşiflere ve düşüncelere açılan bir kapı olarak görmeliyiz. Sıkılmadığımız tekdüze bir hayat şüphesiz kabus gibi olurdu. Çünkü sıkılmak zihnimizin bize sunduğu bir ayrıcalıktır. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

Sıkılmak bir ayrıcalıktır

Zihnimizin bize sunduğu bir ayrıcalık.

20 Eyl 2022

Fotoğraf: Braxton Apana.

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Nazlı Tan

·

16 Eyl 2026

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?
AngstAngst

HİKAYE

Milenyallerin seçenek krizi: İradece özgür müyüz, ihtimallerce tutsak mı?

Y kuşağından önceki kuşakların takip ettiği "eğitim, iş, terfi, evlilik, çocuk, ev, emeklilik" senaryosu çökeli çok oluyor; yerine yeni bir senaryo da konmadı. Milenyaller, yetişkinliğin her şeyi çözmek ve garanti bir hayat kurmak olmadığını deneyimleyerek öğrenen, aynı anda sonsuz seçenekli bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan ilk kuşak oluyor. Peki çok seçenek gerçekten özgürlük mü? Yaşanan ne kararsızlık ne de kimlik krizi; bildiğiniz seçenek krizi.

Elif Bayram

·

16 Eyl 2026

Milenyallerin seçenek krizi: İradece özgür müyüz, ihtimallerce tutsak mı?
AngstAngst

HİKAYE

Ölümcül körlük #2 | O muayen günler: Regl tabuları kadınlara neye mâl oluyor?

Dünyada her ay 2 milyardan fazla kadın regl oluyor. Bu durum kadın fizyolojisinin doğal bir parçası olsa da tıp literatüründe en az araştırılan konulardan biri. Bu görmezden gelme hâli, milyonlarca kadının güvenli hijyen koşullarına, hijyenik ürünlere ve doğru bilgiye erişemediği daha geniş bir tablonun parçası. "Ölümcül körlük" yazı dizisinin ikinci bölümünde regl tabusunun hastalıkların teşhisini geciktirmekten okulda ve işyerinde ayrımcılığa uzanan görünmez sonuçlarını kadınların tanıklıklarıyla ele alıyoruz.

Ayça Örer

·

13 Eyl 2026

Ölümcül körlük #2 | O muayen günler: Regl tabuları kadınlara neye mâl oluyor?
AngstAngst

HİKAYE

Reformdan önce perspektifi değiştirmek: Bir okul ne zaman gerçekten açılır?

Müfredatı, sınav sistemini, okul yapılarını ve öğretim araçlarını sürekli reformlardan geçiriyoruz. Fakat eğitimde karşılaştığımız hemen her güçlüğü yine okulun içinden, okulun dili ve araçlarıyla çözmeye çalışıyoruz. Oysa reformdan önce okula hangi gözle baktığımızı, öğrenmeyi neden okulla özdeşleştirdiğimizi ve çocuğu bir özne olarak görüp görmediğimizi sorgulamak gerekiyor.

Metin V. Bayrak

·

13 Eyl 2026

Reformdan önce perspektifi değiştirmek: Bir okul ne zaman gerçekten açılır?
AngstAngst

HİKAYE

Son 40 yılın en güçlü El Niño alarmı: Pasifik ısınıyor, dünya yeniden şekilleniyor

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün son raporuna göre El Niño fenomeni, gelecek aylarda yağış ve sıcaklık düzenlerinde büyük etkiler yaratacak; sel, kuraklık ve aşırı sıcaklık riskleri artarak ortaya çıkacak. “Son 40 yılın en güçlü El Niño’su” olabileceği belirtilen bu durum için dünya genelinde olağanüstü hazırlık çağrıları yapılıyor.

Pelin Cengiz

·

09 Eyl 2026

Son 40 yılın en güçlü El Niño alarmı: Pasifik ısınıyor, dünya yeniden şekilleniyor