Sportswashing 101: Sporla aklama nedir?


Aktif yaşam tarzının sembolü: Tissot T-Touch Connect Sport Tissot’nun yeni T-Touch Connect Sport modeli, spor ve sağlık yolculuğunuzun ayrılmaz bir parçası olacak. Gücünü güneşten alan saat, İsviçre saatçiliğini Tissot’nun özgün çizgisinde gösteriyor. Klasik kol saati görünümüyle tasarımdan taviz vermeden teknolojisi ve fonksiyonlarıyla öne çıkıyor. Dokunmatik AMOLED ekranlı safir camı ve 43mm çapındaki kasa tasarımıyla sportif bir şıklık sunan Tissot T-Touch Connect Spor saat, quartz mekanizması sayesinde güneş enerjisiyle şarj ediliyor. Fırçalanmış ve perdahlanmış sofistike yüzeyinde seramik bezel ve titanyum kasa gibi malzemeleri birleştiren saat, aylar boyunca şarj gerektirmeden kullanılabiliyor. Neler var? Egzersizler özelliği ile aktiviteler arasından dilediğinizi seçin, egzersiz boyunca katettiğiniz mesafeyi, kalp atış hızınızı ve ne kadar kalori yaktığınızı anlık takip edin. Egzersiz rutininize mercek tutun. Stats özelliği ile gelişiminizi takip edebilir, performans grafiklerini içeren detaylı bir analiz için uygulamayı inceleyebilirsiniz. Çağrılar, aktif zamanlayıcılar, alarmlar, hatırlatmalar ve daha fazlası için bildirimlerle hiçbir şeyi kaçırmayın. Yeni Strava entegrasyonu ile koşu, bisiklet ve diğer sporlar için aktivite takibini doğrudan bileğinize getirin. Performans izlemenin her zamankinden daha kolay ve erişilebilir olmasının keyfini çıkarın. Antrenman zonları belirleyin ve izleyin ve fitness hedeflerinize hassas bir biçimde ulaşın. Klasik ve şık tasarımla fonksiyonu biraraya getiren, aktif yaşam tarzının tamamlayıcısı Tissot T-Touch Connect Sport ile buradan tanışabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
2034 Dünya Kupası’nın ev sahibinin Suudi Arabistan olduğu resmen açıklandı. FIFA’nın yıllar önce rezerve ettiği, uğruna 2030’un ev sahipliğini tarihte ilk kez olacak şekilde 3 kıtaya dağıttığı, Avustralya’yı da 2034’e aday olmaktan vazgeçirdiği koltuk artık resmen Riyad’ın.
Geçen hafta özetlediğimiz Play The Game raporunda vurgulandığı üzere kısa sürede 194 futbol sponsorluğuyla FIFA’yı adeta kendine bağlayan Suudi Arabistan’ın ev sahipliği, genç “sportswashing” teriminin popülaritesini korumasını da beraberinde getiriyor.
- Peki nedir bu “sportswashing” ya da sporla aklama? Nasıl ortaya çıktı? Onu geleneksel “sporu politikaya alet etme” pratiklerinden ayıran yanlar var mı?
Önümüzdeki dönemde de bol bol duymaya devam edeceğimiz bu terimi temel hatlarıyla açıklayalım.
Terim, nasıl ve ne zaman ortaya çıktı?
2021’de Norveç Dil Kurulu tarafından “yılın kelimesi” seçilen “sportswashing”, ilk kez 2015’te insan hakları savunucusu Rebecca Vincent tarafından o yıl Avrupa Oyunları’na ev sahipliği yapan Azerbaycan’ı hedef alarak kullanıldı. Vincent’a göre Azerbaycan lideri İlham Aliyev, ülke içindeki antidemokratik yönetimini ve insan hakları ihlallerini popüler bir spor organizasyonuna ev sahipliği yaparak unutturmaya çalışıyordu. Vincent’ın ithamı, Aliyev’in bunu hem iç politikaya hem dış politikaya yönelik olarak kullandığı yönündeydi.
Spor ve mega organizasyonların politik, toplumsal etkilerine yönelik çalışmalarıyla tanınan ABD’li siyaset bilimci Jules Boykoff, terime dair kaleme aldığı “Toward a Theory of Sportswashing: Mega Events, Soft Power and Political Conflict” makalesinde sporla aklanmayı “siyasi liderlerin dünya sahnesinde önemli ya da meşru görünmek için sporu kullanması ve bunu yaparken de genellikle iç siyasette milliyetçiliği güçlendirmesi, kronik toplumsal problemleri ve insan hakları ihlallerini unutturmaya çalışması” olarak tanımlamıştı.
21. yüzyıla has mı?
Terim ilk kez 2015’te kullanıldı belki ama sporun politik amaçlar uğruna kullanılması, devletler ya da belli iktidar grupları tarafından bu hedefle sömürülmesinin Antik Yunan’a kadar uzanan en az 2.500 yıllık bir geçmişi olduğunu biliyoruz. 20. yüzyılın da bu açıdan sayısız örnekle dolu olduğunu hatırlarsak, örneğin Nazilerin ev sahipliği yaptığı 1936 Berlin Olimpiyat Oyunları’nı da bir “sportswashing” örneği olarak verebilir miyiz? Ya da “sportswashing”i basitçe sporun iktidar sahipleri tarafından politik bir silah olarak kullanılmasından ayıran yanlar var mı? “Sportswashing” bu konseptin bir dalından ibaret mi?
Boykoff gibi “sportswashing”i teorileştirmek için çaba harcayanlar şimdilik onu belli bir dönemin, 21. yüzyılın yöntemi olarak sınırlandırmayı tercih ediyor. Hâl böyle olunca “sportswashing”in nasıl ortaya çıktığı, nelerden beslendiğine dair kafa yorarken de başta neoliberalizm olmak üzere 21. yüzyıla özgü politik konseptlerden yararlanmak gerek. Neoliberal politik düzlemde sporun hâline dair referans metinlerin ortak yazarları David L. Andrews ve Michael L. Silk, Batı demokrasileri için bu çağın, toplumsal adalete dair bir sorumluluk hissetmeyen, kamu denetiminden bağımsız hareket eden özel ya da devlet teşekküllerinin nüfuz alanının arttığı bir döneme karşılık geldiğini vurgular.
Öte yandan: Bunun dışında kalan coğrafyalarda ise (eski sosyalist rejimlerin ardından kurulan kapitalist devletler, Çin gibi hızla kapitalistleşen devler ya da Suudi Arabistan, Katar, BAE gibi rejimler) herhangi bir kamu kontrolünden tamamen azade hareket eden, devlet eliyle tekelleşen sermaye hareketleri/grupları söz konusudur.
Batılılar sporla aklanmaz mı?
Peki sporla aklanma sadece Rusya’ya, Çin’e, Suudi Arabistan’a, Katar’a vs. özgü bir pratik mi? Asla!
Boykoff, otokratlar kadar yetkililerin "özgür" seçimlerle işbaşına geldiği demokrasilerde de pekala yöneticilerin mega spor etkinliklerinin gücünü kullanarak bazı şeyleri örtbas etmek isteyebileceğini/ettiğini, kamuya karşı özel çıkar peşinde koşabileceğini/koştuğunu vurguluyor. Bir başka deyişle sporla aklanma, “Doğululara has”, “Batı istisnacılığının” geçerli olduğu bir maraz değil.
21. yüzyılda mega spor organizasyonları bağlamında otokratik rejimlerle sporun neden bu kadar yan yana geldiğini ise bizzat IOC, FIFA gibi kurumların yöneticilerinin ağzından yanıtlayabiliriz. IOC üyesi Gian-Franco Kasper’in, “Belki de diktatörler, halka bir şey sormak zorunda olmadıklarından bu tip etkinlikleri düzenleyebiliyorlar” sözleri, FIFA’nın eski Genel Sekreteri Jerome Valcke’nin, “Bazen daha az demokrasi böyle büyük organizasyonları düzenlemek için daha iyi oluyor. Karar verebilen güçlü bir devlet başkanı, organizatörler için kolaylık demek” ifadeleri yeterince açıklayıcı.
IOC ve FIFA, çoğunlukla kendileri için daha pürüzsüz organizasyonlar, daha yüksek kâr, daha çok sermaye akışı gibi gerekçelerle “sporla aklanma”ya ihtiyaç duyan ya da bu yolla tanınırlığını artırmayı, politik haritadaki yerini kuvvetlendirmeyi hedefleyen yönetimlerle daha kolay işbirliği yapıyor. Bu da sporla aklanmayı günümüzün politik/sportif ortamının elitleri için bir “kazan/kazan” oyununa dönüştürüyor.
O zaman problem ne? Bu oyunda ev sahibi ülkenin/kentin yerel dinamiklerinin, halkın, sporseverlerin aynı “kazananlar” kümesinde yer almaması elbette. Bu senaryonun Suudi Arabistan örneği için de geçerli olacağı endişesi bir hayli haklı ve yaygın.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Suudi Arabistan'ın 2034 Dünya Kupası ev sahipliğiyle yeniden dillere pelesenk olan "sportswashing" terimi ne anlama geliyor? Caitlin Clark, TIME'ın "Yılın Sporcusu" ödülüne layık görüldü.
13 Ara 2024

YAZARLAR

Mithat Fabian Sözmen
Gazeteci. Sözmen, 10 yıl boyunca, 2008’den beri spor yazıları yazdığı Evrensel gazetesinin internet sitesini de yönetti Çeşitli dergi ve internet mecralarında spor, kültür ve politika konularında yazan Sözmen, #tarih dergisinin çıkardığı #tarih’te bugün bülteninin editörlüğünü yaptı.

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.




