
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Hayatımızda döngüsünü tamamlamadan vazgeçilmiş kaç iz var?
İstemediğimizden vazgeçemezken, istediklerimize ulaşmaya çabalayıp duruyor muyuz?
Seçim ardına seçim bir bolluk paradoksu,
Art arda seçenek bolluğu.
Ve biz;
Kendi gerçeğimizi kendimiz yaratıyoruz.
Hayatımın bir döneminde yoğun ızdırap içindeyken
İlk bilinçsiz uyanışımı yaşadım;
Bendim kendime bunu yapan.
Günahı benim boynumaydı.
İstemediğimi söylediğim her şeyi hayatıma çeken bendim, sürdüren bendim.
Uzak bir ihtimalken, tek şık olarak kalmıştı.
Hayat beni oraya getirmişti, artık biliyordum; yaşadığım her şeyin mimarı bendim.
Kendime yeni bir gerçeklik yaratmak için çalışmaya başladım.
Ne bileyim bu denli derin olduğunu seçimlerimin…
Zannetim ki kendim için doğru olanı bulup onu yapabilirim.
Öyle değilmiş…
Beni ele geçirmiş bir geçmişim varmış.
Kararlarımı ele geçirmiş.
İçimde 20 küsür yıllık birikim varmış, çözülmeyi bekleyen.
Kökleri varmış onların, dallanıp budaklanınca seçimlerim oluyorlarmış.
Öyle sırf canım istedi diye yapmıyormuşum hiçbir şeyi.
Bana yaptıran, içimin köşelerinde gizli; yaralarım ve zaferlerim varmış.
Ve kişisel gelişim kursları,
Ve YouTube’da cevaplar peşinde geçen saatler,
Kitaplarda aradığım kendimin parçaları,
Ve terapi…
Kendi kendime yansıyabilmem için hepsi.
Emek, zaman ve bolca cesaret…
Kendi peşime düştüm.
Kendi peşimden gittim.
Adımlarımı takip ettim ve fark ettim ki;
Kendi peşime düşmektense bunca zaman, yayılan şeylerin peşinden gitmişim ben.
Düşünceler, trendler, doğrular, kararlar...
Bana uyar mı? Bana ait mi? Benim mi?
Düşünmemişim.
Sorgulamamışım.
Takip etmişim.
Gözüm alışmış, sahip olmuşum.
Düşünmemişim, filtrelemeden benim yapmışım.
Sadece yapabiliyorum diye, tüketmişim.
Dolan dolabımla, içim dolar sanmışım.
Taşan çekmeceler, bana değer katar zannetmişim.
Boşluk kapanır diye beklemişim.
Kendimi tamamlanmamış hissetmenin çaresini, tükettiklerimde aramışım.
Sizce var mıdır hâlâ dünya üzerinde, sosyal medya çağının göbeğinde, günümüzün tüketim şartlarını sürdürülebilir bulan?
Hâlâ var mıdır hiç bu konuyla ilgilenmeyen?
Peki ya neden?
Kendimde gördüğüm gibi, bizler; travmalarımızdan,
öğrenilmişliklerimizden işliyoruz.
Görmemezlikten geliyoruz.
Kafamızı çevirebildiğimiz zaman, kafamızı çeviriyoruz.
Peki ya neden?
Duyarsız mıyız?
Özensiz miyiz?
Yoksa baş mı edemiyoruz gerçeklerle?
Kendimizle?
Korkutucu mu geliyor kendimizin karanlık tarafları?
Bastırdığımız duygularımız, dolabımızdan dışarıya mı fışkırıyor?
Nereden tutacağımızı mı bilmiyoruz, nereden başlayacağımızı?
Veya nasıl sürdüreceğimizi…
Hamsa Saraswati hocam bir gün bir hikâye anlattı bize:
Bir çift varmış, nohut yemeyi çok seviyorlarmış.
Nohut tarlaları varmış, nohut onların hayatının önemli bir parçasıymış.
Sonra biri birini aldatmış.
Aldatılan kişi bir daha nohut yiyememiş.
Hikâye bu kadar.
Kaç nohut var hayatımızda?
Nohutların altına sığınıp gerçeklerden mi kaçıyoruz hep beraber el ele?
Hayatımızdaki çoğu şeye olması gerekenden daha fazla anlam mı yüklüyoruz?
Senin nohutların neler?
Nerelerde gizliler?
Benimkilerden bir tanesi tüketmekti.
Tüketim alışkanlığımızı değiştirmek, bir yerinden tutup şekillendirmek istiyorsak eğer,
Esas sorulması gereken bence, neden bu denli muhtacız tüketmeye?
İçimizdeki boşluğu tükettiklerimiz doldurur mu?
Ait hissetmediğimiz ortamlarda, mantıklı ilişkilerde, göğüsümüzde büyüyen boşluğun kapladığı alan arttıkça, yeni bir şeyler mi alıyoruz kendimize?
Sen ve ben aynı şeylere sahip olma peşinde kendimize bu hayatı seçerken, bir olamayışımız içimizdeki boşluğu daha da derinleştirmez mi?
Bu bizi daha da ayırmaz mı?
Ne zaman uzaklaştık bu kadar birbirimizden?
Tek yaptığımız aynı olmaya çalışmakken.
Tüketmemek için birbirimize bağlanmamız gerekir mi? Kendimize bağlanmamız gerekir mi?
Sürdürülebilirliği nasıl sürdürebiliriz?
Kendimiz için en doğru yolu nasıl bulabiliriz?
Bilinçli yaşayabilmek için önce kendimizle yüzleşmeliyiz.
Kendi nohutlarımızı teker teker tespit etmeliyiz.
Kendisiyle yüzleşemeyen insandan dünya düzeniyle yüzleşmesi beklenebilir mi?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Hakikat ölmedi, insan var oldukça da öl(e)mez. Sorun, hatta sorunsal, daha tekinsiz: Hakikate benzeyen şeyler hızla çoğalıp yayılıyor; hakiki olanla olmayan arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor. Peki kurumlara güvenin her geçen gün aşındığı bir dünyada hakikatimsilik salgınının çözümünü tek tek insanların omzuna yüklemek ne kadar gerçekçi?

Nepal'de 26 Ağustos sabahı yaşanan felaket, ilk bakışta şiddetli yağış kaynaklı bir sel gibi göründü. Bilimsel bulgular ise buz, kaya, su ve iklim sistemlerinin birbirini tetiklediği zincirleme bir afete işaret ediyor. Nepal ve Tibet tarafında 600'ü aşkın kişi hayatını kaybetti, binlerce kişiden haber alınamıyor. Üstelik bu yalnızca Himalayalar'a özgü istisnai bir durum da olmayabilir.

Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.




