Suudi Arabistan'ın sanata yeni yaklaşımı
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

2017 yılında Suudi Arabistan'ın Veliaht Prensi Muhammed bin Selman tarafından 450 milyon dolara alınarak dünyanın en pahalı tablosu unvanını alan Salvator Mundi ülkeye gittiğinden beri sanat dünyası gözünü doğuya çevirmişti. Bu hamlenin ardından Suudi Arabistan’ın sanatta gelecek hedefleri ise yavaş yavaş netlik kazandı.
- Sanatın Büyük Orta Doğu Projesi: Son on yıldır Suudi Arabistan hükümeti, ülkenin gelir kaynaklarını "kültürü yaymak" adına devletin bütçesinden 27 milyar dolara yakın parayı müze ve yeni sanat merkezleri inşa etmek için kullanmaktaydı fakat bunun ne boyutta olacağı daha önceden açıklanmamıştı. Hâlbuki, oluşturulmaya başlanan bu sanatsal altyapı bütçesinin, ülkenin politik ve sosyal statüsünü sollamış görünen 60 milyar doları bulan bir pazarlama kampanyasının sadece bir kısmı olduğu ortaya çıktı. Leonardo da Vinci’ye ait olduğu hakkında hâlâ şüpheler bulunan Salvator Mundi tablosunun, prens tarafından 2017’de 450 milyon dolara satın alınması bile dünya sanat basınının gündemine oturup Suudi Arabistan’da oluşturulmaya çalışılan sanatsal altyapı kampanyasının yıldız eseri hâline gelmesine yetmişti. Fakat yıllar içinde ülke imajını İslam’ın doğduğu yer olarak oturtan Suudi Arabistan’da elbette ki Salvator Mundi gibi bir İsa tasviri, hâlihazırdaki liberalleşme ve insan hakları tartışmalarına konu oldu. Neyse ki ülke artık çağdaş sanatı ve Suudi kültürünü bir araya getirmek için benzeri olmayan bir çaba içerisinde, çünkü artık dünyada sanat ve kültürün canlandırılmasının iç siyasette, uluslararası ilişkilerde ve güç yapılarında önemli roller oynadığının farkına varılmış gözüküyor.
- Entelektüel prens: Sanat dünyasındaki "baskı"nın en önemli sebebi ise yine 35 yaşındaki Veliaht Prensi Muhammed bin Selman; zira kendisi artık ülkenin petrole bağımlı finansal sisteminin turizm, sağlık, eğitim, sanat gibi sektörlerle çeşitlendirilmesi ve sosyal geleneklerin serbestleştirilmesi gerektiğini düşünüyor. Gerçekten de, son birkaç yıl içerisinde Suudi Arabistan’da sinema, opera ve konser salonlarıyla birlikte uluslararası festivaller de hızla yaygınlaşmaya devam ediyor.
- Son durum: Gerek kampanya yetkilileri gerekse yerel sanatçıların devam eden bu süreçte başarısı oldukça etkileyici; uluslararası izleyicilere sunulan çağdaş Suudi sanatı, kültürün yaratıcılığını ve canlılığını güçlü bir şekilde gösteriyor. Bu başarı, Suudi toplumunu dönüştüren dramatik değişimlerin kanıtı olarak nitelendirilebilir ama geleneksel inançların ve aşiret uygulamalarının önemini de doğrulamakta. Bu şekilde Suudi Arabistan, Batı dünyasına onların nadiren görebileceği bu kültürün karmaşık ve zengin manzarasına doğru öğretici bir pencere açmakta.
- Desert X AlUla: Geçtiğimiz şubat ayında gerçekleşen ve dünyada oldukça ses getiren, aynı zamanda ülkenin ilk "coğrafyaya duyarlı" açık hava sanat sergisi olan Desert X AlUla, ülkenin peşinde olduğu atılım sürecindeki son örnek olarak gösterilebilir. Çöldeki antik bir ticaret yolu üzerinde gerçekleşen modern sanat etkinliği, çevresindeki kayalar, kanyonlar, kum tortuları ve güneş ışığına göre değişen pek çok esere ev sahipliği yapmıştı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta Suudi Arabistan’ın sanat piyasasının geleceğine dair attığı iddialı adımları, mikro minyatür sanatçısı Necati Korkmaz’ın rekorlar kitabına başvurusunu, sinemada Hollywood’un yeniden çalışmaya dönüşünü, Londra’nın en eski modern tiyatrosunun ortaya çıkışını ve çok daha fazlasını ele aldık.
12 Haz 2020

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.



