

Jam Session konserleriyle #RuhunuDinle
İrlanda ruhunu İstanbul’un en güzel sahnelerine taşıyan ve bize #RuhunuDinle diyerek şehrin gürültüsünden kaçmaya; kendimizi benzersiz performanslarla müziğin kollarına bırakmaya davet eden Jam Session konserleri , ay sonuna kadar şehirler…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Portrenin bu haftaki konuğu: Tanrı Misafiri. İstanbul’dan yola çıkan, ara ara rotasına farklı şehirleri ve tematik akşamları dâhil eden Tanrı Misafiri projesi, tam da küresel buhranımızın başladığı 2020 yılından itibaren konuklarına İstanbulluların pek de alışık olmadığı bir konseptte, çok yönlü bir yemek deneyimi sunuyor. İstanbul’un farklı noktalarında hazırladıkları akşamlara özel değişen menüleriyle, keyfi de oldukça bol bir gastronomik buluşmada yer almak isteyenleri Instagram hesaplarına davet ediyorlar. Ama önce tanışalım, merhaba Tanrı Misafiri.
1. Tanrı Misafiri’ni çok yönlü ve deneyim odaklı bir gastronomi projesi olarak tanımlıyorsunuz. Tanrı Misafiri, konuklarına ne gibi bir deneyim sunuyor?
Tanrı Misafiri için alışageldik restoran deneyiminin aksine daha dinamik, samimi ve sosyal bir deneyim diyebiliriz. Etkinlik özelinde mekân, konsept ve yemekler değişse de zaman içerisinde etkinliklerimizi düzenli takip eden misafirlerimiz sayesinde samimi bir ortam oluştuğunu söyleyebiliriz. Böylece konsepte ya da bizlere yabancı olan yeni misafirlerimizin de hızlıca adapte olduğu organik bir sosyallik sağlanıyor.
2. Evde dostlarla kurulan sofralardan konseptli gastronomik deneyimlere uzanan bir yolculuk Tanrı Misafiri’ninki. Bu yola yakın zamanda Happening’in de dâhil olduğunu biliyoruz, bize biraz ondan ve bu yolun yakın zamanda nerelere doğru uzanacağından bahseder misiniz?
Happening, Tanrı Misafiri’nin Ambidexter Galeriyle beraber tasarladığı bir gastronomi x sanat deneyimiydi aslında. 2021-2022 sonbahar, kışında aktif olacak geçici bir proje olarak hayal etmiş olsak da kendisini, gastronomi ve sanat birlikteliği çok hoşumuza gitti ve bundan sonraki yol haritamızda da yarattığımız projeleri ya da geçici mekânları bu şekilde tasarlamayı düşünüyoruz.
3. Biraz da mutfak konuşalım. Tanrı Misafiri’nin konuklarını ağırladığı akşamlarda sofralara konan ve farklı bir şef deneyimi sunan tabakların arkasında kimler var? Bu özel akşamların arka planını oldukça merak ediyoruz açıkçası.
Mutfak ekibimiz genç ve yaratıcı şeflerden oluşuyor, uzun zamandır birlikte çalıştığımız isimler olsa da genelde şeflerimizi Tanrı Misafiri başladığından beri oluşturduğumuz şef havuzundan seçiyoruz. Bir süredir menülerimizi Cem Balduk ve Ali Akmansoy tasarlıyordu ama hazırlanan menüyü uygulayan ekip değişiklik gösteriyordu. Ali’yi maalesef Paris’e uğurluyoruz bu hafta, çok güzel bir iş teklifi aldı. Cem daha bir süre bizim ahımızı çekecek gibi duruyor :)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sıcak günlerin özlemiyle herkese merhaba. Bu hafta şehrin ajandasında; Salon'da Other Lives'la buluşma, Bad & Boujee sergisi için PİLEVNELİ Dolapdere'ye bir ziyaret ve Cenk & Erdem'le İdeal Seyirciyi arama planları var.
20 Mar 2022

YAZARLAR

Naz Eraslan
Copywriter @Aposto

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




