
n okuyoruz|Ahmet A. Sabancı dünyada gazetecilik ve medya alanındaki gelişmeleri ve trendleri takip ediyor ve her pazar sabahı NewsLabTurkey tarafından yayınlanan n okuyoruz| bülteninde okurları için derliyor.
Üretken yapay zekâ teknolojisinin yaygınlaşmasıyla birlikte bir süredir gündemimizden düşmeyen tartışmalardan birisi “işimizi elimizden alacak” paniği ve bunun önüne geçmek için atılan adımlar. Özellikle bu teknolojinin yaratıcı içerikler (metin, görsel, müzik…) üretebiliyor olması ve bir grup insanın bunları sınırsızca üretip internette yayınlaması yaratıcı sektörlerde çalışanlar için YZ teknolojilerinin düşman ilan etmesine yetti.
Bu teknolojiye karşı mücadele konusunda da akla tek gelen ve bir süredir herkesin başvurduğu seçenek de telif hakkı düzenlemeleri. Bu yasaları temel alarak açılan davaları ve bu yasaların daha da güçlendirilmesi için yapılan kampanyaları sıkça duyuyoruz. Ancak çoğu zaman telif hakkı yasalarının aslında ne yaptığını, bunların güçlendirilmesinin ne anlama geleceğini veya aslında yazarların, gazetecilerin ve sanatçıların bunların güçlenmesinden nasıl zarar görebileceğini konuşmuyoruz.
Geçtiğimiz günlerde ABD’de iki mahkemenin bu konuda verdiği kararlar, telif hakkını konuşmak için iyi bir başlangıç noktası olabilir. Bartz v. Anthropic davasında konu Anthropic’in modellerini eğitmek için ikinci el kitap alıp dijitalleştirmesi ve internetten kitap indirmesiydi. Yargıç internetten korsan kitap indirmenin ihlal olabileceğini söylese de YZ modelleri eğitmek için aldığın kitabı veya materyali dilediğin gibi kullanmanın adil kullanım kapsamında olacağı kararına vardı. Kadrey v. Meta davasında ise davayı açanlar Meta’nın YZ modelinin kitaplarından kısa cümleleri tekrar etmesini dava sebebi göstermişti ancak yargıç bunun bir ihlal kararı için fazlasıyla yetersiz olduğunu söyledi.
Genellikle YZ modellerin telif hakkı ihlalinde bulunduğunu söyleyenlerin büyük bir kısmının da argümanları bunlara benzer temellerden geliyor: modeli eğitmek için eserimi izinsiz kullandı, benzer işler üretiyor, alıntılar paylaşıyor. Bu argümanların yasal veya teknik bir temelden değil de duygusal bir dürtüyle söylendiğini görmek için bu davaların tam tersi şekilde sonuçlanmasının sonuçlarına bakabiliriz.
Diyelim ki zaten sahibi olduğum bir kitabı (veya başka bir eseri) YZ modeli eğitmek için kullanamıyorum. Eğer modellerin nasıl çalıştığını ve eğitildiğini biliyorsanız, tıpkı davanın yargıcı gibi bunun teknik anlamda bir kitabı okuyarak yeni bir şeyler öğrenmekten farksız olduğunu biliyorsunuzdur. Çünkü bu sistemler eğitildikleri bütün materyalleri saklayıp siz etkileşime geçtiğinizde ona tekrar başvurmuyor. Onlarla eğitim sürecinden bir kez geçtikten sonra bir daha o eğitim materyallerine asla ihtiyaç duymuyorlar.
Bu mantıkla eğer YZ modelleri eğitildikleri materyallere benzer şeyler ürettiği için telif ihlalinde bulunuyorsa, yasalar önünde herkesin okuduğu kitaplardan veya gördükleri eserlerden öğrenerek ürettiği benzer veya alakalı işlerin de asıl eserin telif hakkını ihlal ettiğini iddia edebileceğimiz bir açık oluşuyor. Bu durumda eğer bir şeyler üretmek istiyorsam o yazara veya sanatçıya ek olarak bir lisans ücreti mi ödememiz gerekecek? Ya da daha önceden okuduğum bir şeyden alıntı yapıyorsam, ne kadar kısa olursa olsun, bunun için izin almak zorunda mı bırakılacağız?
Bunu dijitale uyarladığımızda ise interneti tamamen sıfırdan kurmamız gerekebilir. Arama motorları internetteki bütün siteleri sürekli tarıyor ve her arama yaptığınızda kısa alıntılarla bunları gösteriyor. Kullandığımız platformlar her link paylaştığınızda bir önizleme oluşturuyor ve burada da alıntılar yapıyor. Bunların bize faydası olduğu için telif hakkı ihlali şeklinde görmüyoruz ama bazı ülkelerde denenen “link vergisi” yöntemi tam da buna benzer bir yapı kurarak bunların karşılığında büyük platformların ödeme yapmasını talep etmişti. Kanada’daki hiçbir haber sitesinin linkini Facebook’ta paylaşamıyor olması bu yaklaşımın sonuçlarından birisi.
Üstelik bu konu sadece büyük platformlarla da alakalı değil. Bu tür bir telif hakkı güncellemesinin büyük şirketler tarafından daha fazla gelir için geniş şekillerde yorumlanması veya getireceği kısıtlamalar yüzünden internetin iyice kısıtlanmasına neden olması da mümkün. Eğer her türlü alıntı, erişim veya veri çekme işlemi için lisans ücreti ödemek gerekirse internette en zengin birkaç platform ve şirket dışında kimsenin buna gücü yetmeyeceğinden tekelleşmenin uç boyutlara vardığı bir senaryoyla karşı karşıya kalabiliriz.
Telif hakkı yasalarıyla ilgili bir diğer büyük sorun da bunların genellikle bireysel yaratıcılara faydalı olacağının zannedilmesi. Oysa bu yasalar çoğu zaman bu hakları ellerinde tutan büyük şirketleri ve onlarla iş yapanları öncelik olarak görürken sanatçılar bu şirketlerin insafına bırakılıyor. Eğer YZ’ya karşı telif haklarına sığınılırsa ne olacağını görmek için müzisyenlerin yaşadıklarına bakmak yeterli. Çünkü Bruce Sterling’in de söylediği gibi “müzisyenlere olan her şey, geri kalan herkesin de başına gelecek.”
2000’lerin başında internette korsan müzik paniği ile başlayan ve Napster’ın kurban seçildiği telif hakkı tartışmalarında ana argüman korsan müziğin sanatçıları açlığa sürükleyeceğiydi. O zaman yapılan düzenlemeler ve açılan davalar ile korsan müzik (ve diğer medya türleri) görünmez kılındı. Sonrasında da telif haklarına saygılı Spotify gibi platformlar ortaya çıktı. Şu anda bir müzisyen bağımsız olarak müziğini Spotify’a yükleyip bütün parayı kendi alıyor olsa bile 1000 dinlenme sonucunda kazanacağı para 4 doları bile bulmuyor. Belki çok büyük bir popülerlik yakalarsanız buradan düzgün bir gelir elde edebilirsiniz ama çoğu müzisyen için buradan para kazanmak diye bir şey söz konusu değil. Ama Spotify’ın değeri 150 milyar dolara yaklaşmış durumda.
Telif kanunlarının önemli noktalarda gerçekten ihtiyaç duyulan bir koruma sağladığını kimse inkar edemez. Ancak şu anda yaşadığımız dönüşümün karşısında telif kanunlarını kullanmaya çalışmak bir yandan korumaya çalıştığımız kişilere daha fazla zarar verme, diğer yandan da hâli hazırda bu kişilerin emekleri üzerinden zenginleşen şirketlerin daha da güçlenmesine neden olma risklerini taşıyor. Her ne kadar öyle olmasını isteseniz de bu yasaları yaparken “onları değil, sadece YZ şirketlerini etkilesin” demek gibi bir lüksümüz yok.
Büyük bir dönüşüm sürecinden geçiyoruz ve bu teknolojiyi kullanarak kısa yoldan kâr elde etmeye çalışan ya da onları kötü niyetli şekilde kullanan aktörlerin çıkması da maalesef kaçınılmaz bir durum. Fakat burada YZ şirketlerinin sırf ilgiyi korumak için ortaya attığı büyük ve sıklıkla abartılı iddialara kapılıp gözü kara bir şekilde hareket ederek telif kanunları gibi ileride daha fazla pişmanlığa sebep olabilecek yollara başvurmamak lazım.
Bunun yerine daha sağlıklı bir şekilde düşünmek ve hem bu teknolojiyi hem de onun ne şekilde kullanılabileceğini iyice anlayarak ilerlemek gerekiyor. Son otuz yılda internetin getirdiği yenilikler karşısında onu anlayıp yeni araçlar geliştirmek yerine eskinin araçlarıyla cevap vermek hem onun zararlarının artmasına hem de ondan alabileceğimiz faydanın kısıtlanmasına neden oldu. Yapay zekâya karşı telif kanunlarını kullanmak da aynı hatayı tekrar etmek olacaktır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
n okuyoruz|Ahmet A. Sabancı dünyada gazetecilik ve medya alanındaki gelişmeleri ve trendleri takip ediyor ve her pazar sabahı NewsLabTurkey tarafından yayınlanan n okuyoruz| bülteninde okurları için derliyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu haftanın anahtar kelimeleri: telif hakkı, Economist, BBC, Cloudflare.
06 Tem 2025

YAZARLAR

n okuyoruz|
Ahmet A. Sabancı dünyada gazetecilik ve medya alanındaki gelişmeleri ve trendleri takip ediyor ve her pazar sabahı NewsLabTurkey tarafından yayınlanan n okuyoruz| bülteninde okurları için derliyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir haber sitesi neden 3 dakikada 50 MB indirme yapıp 1.5 GB RAM kapasitesi kullanır?
29 Mar 2026

Gazeteciliğin durumuna romantik değil, gerçekçi bir şekilde yaklaşmalıyız.
01 Mar 2026






