The Pitt: Herkesi kurtaramazsın


O’art, Art Basel Hong Kong’da sanatın sınırlarını keşfetti Art Basel Hong Kong 2025 , 42 ülke ve bölgeden 240 galerinin katılımıyla 28–30 Mart tarihleri arasında Hong Kong Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleşti. Odeabank’ın sanat platformu O’art katkılarıyla fuarı ziyaret eden küratör Begüm Güney, teknolojiyle iç içe geçmiş eserleri inceleyerek sanatın odağında bir deneyim yaşadı. Art Basel Hong Kong 2025, 91.000'i aşkın ziyaretçisiyle dijital sanatın yükselişini, coğrafi çeşitliliği ve genç koleksiyonerlerin artan ilgisini bir araya getirerek sanatseverler için akılda kalıcı bir buluşma noktası oldu. Fuarda; Alec Egan, Lu Yang, Chow Chun-fai, Frank Wang Yefeng ve birçok sanatçının eseri yalnızca estetik güzellikleri ile değil, kavramsal derinlikleriyle de öne çıktı. Teknolojinin sanata dokunmasıyla ortaya çıkan eserler, çok katmanlı bir deneyim sundu. O’art vizyonu ile örtüşen bu yenilikçi yaklaşım ile birlikte ziyaretçiler, sanatın dönüştürücü gücünü ve uluslararası dinamiğini gözlemleme şansını yakaladı. O’art katkılarıyla Art Basel Hong Kong 2025 deneyiminizi buradan başlatın ve "Bunu Kaydet"meyi unutmayın.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Dizi: The Pitt
Yaratıcı: R. Scott Gemmill
Yapım yılı: 2025-...
Süre: 15 bölüm, 727 dakika
Televizyon tarihinin efsanevi dizilerinden, dünyayı George Clooney’e âşık eden ER’ın çocukluğuma ve ergenliğime denk düşen altın yıllarında diziyi izleyenlerden olmadım. Açıkçası onun açtığı yolda ilerleyen, hastane dizisi geniş kümesinin elemanları olsalar da farklı janrlara göz kırpan onlarca diziden ne House ne Grey’s Anatomy ile, yalnızca Scrubs ile yakınlaştım.
Ardı arkası kesilmeyen medikal vakalarda ne olduğu anlaşılmaya çalışılan hastalıklar, acil müdahale gerektiren yaralanmalar, yüzlerce hastanın binlerce çeşit hassasiyeti, hasta yakını psikolojileri, sağlık çalışanlarının özel yaşamları ve aralarındaki ilişkilerin hepsini aynı potada eriten hastane dizilerine yıllar süren mesafem yeni bir yapımla son buldu: ER’ın yapımcılarının imzasını taşıyan yeni Max dizisi The Pitt ile.
ER’ın yaratıcısı R. Scott Gemmill, yapımcılarından John Wells, oyuncularından Noah Wyle ve medikal danışmanı Joe Sachs’i yaratıcı ekipte yeniden bir araya getiren The Pitt, ilk sezonunda Pittsburgh Trauma Medical Hospital adlı hastanenin acil servisinde, 15 saatlik bir vardiya boyunca yaşananları konu alıyor. Yapımcı ve yaratıcı ekipte de yer alan Noah Wyle’ın ER’dan yıllar sonra yine bir acil servis doktorunu canlandırdığı dizide bu kez kontrol onun karakteri Dr. Michael Robinavitch’in (ya da kısaca Robby) elinde.

The Pitt | Kaynak: IMDb
The Pitt’in alametifarikası 24’ten hatırlayacağımız gerçek zamanlı bir drama sunması. İlk bölüm 7.00 A.M.’de Doktor Robby’nin hastaneye girişiyle başlayan vardiyası, her biri bir saatlik zaman diliminde geçen ve kaldığı yerden devam eden 15 bölüm boyunca tümüyle ele alınıyor.
Yapım ekibi, dijital platformlar çağında 10 bölümden uzun bir sezonu HBO’ya kabul ettirmekte zorlansa da, dizinin tek mekanda geçmesinden kaynaklı düşük bütçesi bu gerçek zamanlı bir hikaye anlatımına imkan tanımış. Öte yandan dizinin anlatmak istediği her yan hikaye ve ilginç vakayı 15 saatlik bu zaman dilimine doldurma çabasının inandırıcılığı zedelediğini söylemek mümkün: Tek bir vardiyaya bu kadar ilginç, korkunç, büyük, dehşete düşüren, yürek burkan, fazla sayıda vakanın denk gelme ihtimali nedir? Büyük bir kentin acil durumlara yoğunlaşmış bir hastanesinde sakin bir gün geçirmenin mümkün olmaması inandırıcı olsa da, bu kadarı olabilir mi?
İnandırıcılık demişken... New York Times, ABD’deki hastanelerin personel dinlenme odalarının bir numaralı konuşma konusuna dönüşen dizi için “alışılmadık derecede gerçeğe yakın” ifadesini kullanmış. Doktorlar ve uzmanlar, bölümlerde karşımıza çıkan her bir tıbbi vakanın, müdahale ve tedavi yönteminin gerçeğe uygun olduğunu, acil servis ortamının ve sağlık personelinin günümüzde karşılaştığı zorlukların gerçekçi bir şekilde yansıtıldığını söylemişler.
Bunda tıp eğitimi ve acil servis geçmişi olan Sachs’in emeğinin büyük olduğu aşikar. Dizinin gerçekdışı bulunan iki noktası ise önceki satırlarda benim de işaret ettiğim kısa süreye sıkıştırılmış vaka sayısı ve sağlık personeli ile idari personelin ilişkilerinin yansıtılma şekli. (Dizideki idari personel şefi Gloria karakterinin Doktor Robby’i sürekli acil serviste görev başındayken tekrar tekrar ziyaret etmesi ve hastaların önündeki tartışmaları bana da pek gerçekçi gelmedi.)

The Pitt | Kaynak: IMDb
COVID-19 pandemisi süresince değerini daha iyi anladığımız sağlık çalışanlarının sorunlarının ER yıllarından beri başkalaştığını, karmaşıklaştığını ya da başka bir deyişle zamana ayak uydurduğunu söyleyebiliriz. The Pitt’in başardıklarından biri, dezenformasyon çağının yarattığı, internetten aldığı bilgilerle tıp eğitimi almış acil servis doktorlarına işini öğretmeye çalışan hadsiz hastaların da aralarında olduğu günümüz sorunlarına gerçekçi bir şekilde parmak basması. Dizide sağlık çalışanlarına yönelik şiddetteki artışın, içine kapanık yalnız ergenlerin tehlikelerinin, yeni nesil maddelere bağımlılığın, influencer’ların toplum sağlığına etkisinin göz ardı edilmediği görülüyor.
The Pitt’in gerçek zamanlı yapısı, ikili ilişkilere dair uzun süreli dramatik hikayelerin dışarıda kalmasına neden olduğu için, sağlık çalışanları arasında sadece kısa süreli diyaloglara tanık oluyoruz. Her bir karakterle geçirdiğimiz süre, onlara dair öğrenebileceğimiz ayrıntılar kısıtlı. Yine de dizinin kağıt üzerindeki uzunca çalışıldığı belli matematiği, az sayıdaki kişisel diyaloğu neredeyse hiçbir soru işareti bırakmayacak şekilde stratejik bir şekilde kurgulayan senaryosu onca vakanın arasında tüm karakterleri bu kısıtlı sürede mümkün olduğu kadar tanımamıza izin veriyor.
Doktor Robby (Noah Wyle) dışında özellikle Doktor Cassie McKay (Fiona Dourif), asistan Doktor Melissa King (Taylor Dearden) ve tıp öğrencisi Dennis Whitaker’ın (Gerran Howell) karakterlerini tanımak ve 15 saatteki dönüşümlerini görmek hoşuma gitti.

The Pitt | Kaynak: IMDb
Doktor Robby’nin COVID-19 pandemisi sırasında kendi hastası iken hayatını kaybeden akıl hocasının ölüm yıldönümünde geçtiğini öğrenerek başladığımız The Pitt, 15 saatin sonunda bize iki şey öğretiyor. Birincisi, sağlık çalışanlarının da insan olduğu: Hastalanabiliyor, yakınlarını kaybedebiliyor, kayıplarla başa çıkmakta zorlanabiliyor, bağımlılıkla mücadele edebiliyor, düşük yapabiliyor, sevdikleri için endişelenebiliyorlar. Her bir karakterin psikolojik ya da fiziksel bir sorunla ya da çatışmayla yüzleştiği dizi bunu çok net bir şekilde hatırlatıyor.
İkincisi, tüm çabalara rağmen herkesin kurtarılamayacağı. Dizi, tüm gerçekçiliğiyle, gerektiğinde en grafik şekilde göstererek tanık ettirdiği yaralanma, hastalık ve krizlerde tüm bilgi birikimini, tıbbi deneyimini ve kişisel çabasını kullanan sağlık çalışanlarının da yetersiz kaldığı anlar olduğunu acı bir şekilde söylüyor.
Birkaç ay önce ikinci sezon onayını alan The Pitt, Ocak 2026’da devam edecek.
Nerede izleyebilirsin? The Pitt’in 15 bölümlük ilk sezonu Max kataloğunda yer alıyor.
Benzer işler:
- ER (1994-2009, Michael Crichton)
- 24 (2001-2010, Robert Cochran ve Joel Surnow)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Max’in hastane acil servisi draması “The Pitt”i yorumladık. Cannes’dan İzmir’e haftanın sinema gündemine göz attık. “Superman” ve “F1” fragmanlarına heyecanlandık.
16 May 2025

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Saraybosna Film Festivali’nin 32. yılında yarışmanın öne çıkanlarına, Balkan sinemasının yakın geçmişle ilişkisine ve festivalin en iyi filmlerine yakından bakıyoruz.

Olivia Wilde’ın "The Invite"ı, boşanmanın eşiğindeki bir çiftin evlerine misafir olan başka bir çift üzerinden arzuyu, evliliği, kadınlık deneyimlerini ve birlikte yaşamanın performatif hâllerini didikliyor. Tek mekana sıkışan film, seksin bir ilişkinin nedeni değil semptomu olduğunu söylerken asıl soruyu sonu bırakıyor: Bir ilişkiyi ayakta tutan şey arzu mu, alışkanlık mı, yoksa ilişkinin içinde kendin olabilmek midir?

Datça’nın doğası ve Akdeniz ruhunu cazla buluşturan DatJazz’ın ilk yılında festivaldeydik. Yunan ve Fransız kültürü arasında büyüyen genç sanatçı Melina ile buluştuk ve geleneksel ile moderni buluşturan Doğu Akdeniz müziği üzerine konuştuk.

Otobiyografik kurgu, memoir ve “dolaysızlık” estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor. Édouard Louis’den Karl Ove Knausgård’a uzanan bu yeni gerçekçilik, edebiyatı bir “otantiklik piyasası”na dönüştürürken okuru başka dünyaları tahayyül etmeye değil ona yalnızca empatiyle yaklaşmaya çağırıyor. Politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın edebiyattaki semptomları.

Kazdağları’nın ekolojik kırılganlığı ile Mehmetalan Köyü’nün Tahtacı kültürü, sözlü hafızası, mitoloji ve tarih anlatılarıyla ilişki kuran Doğaya Sanat programı ekoloji, yerel kültür ve sanat arasındaki bağı; araştırma, karşılaşma, birlikte düşünme ve üretme pratiği üzerinden ele alıyor. Programın kurucuları Barış Atağ, Oğuzhan Taflı ve program direktörü Derya Yücel ile bu uzun soluklu ilişkinin nasıl kurulduğunu konuştuk.




