
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Titane
Yönetmen: Julie Ducournau
Süre: 108 dakika
Jenerik: Dünyanın en prestijli film festivali olarak kabul görmüş Cannes Film Festivali’nde geçtiğimiz yıl ilk kez bir kadın, büyük ödül Altın Palmiye’nin tek başına sahibi oldu. (Daha önce 1993’te Jane Campion ödülü paylaşmıştı.) Söz konusu yönetmen ve filmi, Julie Docournau ve Titane, o günden beri yılın en çok konuşulanlarından oldu. Anlatması güç konusu, fiziksel şiddetten beslenen çarpıcı sahneleri ve sembolizmiyle izleyenleri ikiye bölen ülkemizde ilk kez Filmekimi’nin açılış filmi olarak gösterilen film Fransa’nın Oscar adayı seçildi.
Neden izleyelim? Docournau, kısası Junior ve ilk uzun metrajlı filmi Grave / Raw’da insan bedeni üzerinden işlediği korku temasını Titane’da da sürdürüyor. Çocukken geçirdiği bir trafik kazasının ardından beyninde titanyumdan bir parça taşımaya başlayan Alexia’nın otomobillerle kurduğu psikolojik, duygusal, hatta cinsel bağ, yaptığı işte de işlediği cinayetlerde de yaşadığı firari hayatta da ona eşlik ediyor. Filmin elini korkak alıştırmayan şiddet sahneleri gerilimi ve huzursuzluğu sürekli kılarken insan bedeni ve otomobil parçaları arasındaki cinsel gerilimiyle Titane, neon ışıkları altında Ballard’ın romanı ve Cronenberg’in filmi Crash’in izinden gidiyor. Agathe Rousselle ve Vincent Lindon’un fiziksel olarak zorlayıcı rollerdeki başarısının yanı sıra özellikle makyaj ve ses tasarımı alanındaki yetkinliği de filmi 2021 sinema yılının öne çıkanlarından biri yapıyor. Titane, keyifli bir film gecesinden çok herkesin kolayca kaldıramayacağı bir deneyim vadediyor.
Nerede izleyebilirsin? Titane, bugün MUBI kataloğundaki yerini aldı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta Mithat Alam Film Merkezi'ni konuşuyor, mor ve ötesi'nin yeni albümü Sirenler'i dinliyor, oradan övmelere doyamadığımız Titane'ı seyre dalıyoruz.
28 Oca 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Size kimsenin “Geçmişi bırak” demeye hakkı yok, zaten bırakılsa bırakırdınız. Ancak belki mesele geçmişi bırakmak değil, bugünün geçmişin kurallarıyla yaşanmadığını yavaş yavaş öğrenmek. Siz artık o geçmişteki, o evdeki çocuk değilsiniz. Ve yaşanmamış hayatın çok güzel bir yanı var: Yaşanmış olandan çok daha fazla olasılık barındırıyor. Kapanmaz yaralarla yaşayanlar için üç kitap...

Yıllarca Road Runner’ın peşinde koşarken başına gelmedik felaket kalmayan Wile E. Coyote, bu kez kendisini sürekli yarı yolda bırakan ürünlerin üreticisi Acme’nin peşine düşüyor. Coyote vs. Acme, çocukluk çizgi filmlerinin kovalamaca neşesini korurken, Coyote’nin azmini kazanca dönüştüren şirketin sorumluluğunu görünür kılıyor ve ona sonunda uğradığı zararların hesabını sorma hakkı tanıyor.

Olivia Wilde’ın "Booksmart" (2019) ve "Don’t Worry Darling" (2022) sonrası gelen üçüncü uzun metrajı "The Invite", 2020 yapımı "Sentimental"ın uyarlaması. Tek mekanda geçen ve başarılı senaryosuyla öne çıkan film, iki komşu çiftin bir akşam yemeğinde buluşması üzerinden evliliklerdeki iletişimsizliği ve ilişki dinamiklerini ele alıyor

Geçen yüzyılın en etkili sanatçılarından biri olan Yayoi Kusama, 97 yaşında, Tokyo’da bir hastanede hayatını kaybetti. Kusama bir zamanlar kendisini evrendeki milyarlarca noktadan biri olarak görüyordu. Fakat o tek nokta, sonunda kendi etrafında bir evren kurdu. Ve şimdi, evrenin içinde milyonlarca nokta hâla çoğalmaya devam ediyor.

Robert De Niro’nun sinemadaki büyüklüğünü, canlandırdığı şiddet dolu erkeklerde değil, o şiddetin altında yatanı gösterebilme yeteneğinde aramak gerekir. Öfkenin altındaki korkuyu, kontrolün altındaki güvensizliği, suskunluğun altındaki arzuyu, sertliğin altındaki kırılganlığı… O, bunları karakterin bedenine yerleştirdi ve seyirciye keşfetmenin alanını açtı.




