Toplulukla ‘köklenmek’: 'Bu Festival Bizim' sanatçılarına soruyoruz

Kreşendo’nun düzenlediği “Bu Festival Bizim” 7-9 Kasım tarihleri arasında “Köklenmek” teması ile şehre geliyor. Festivalde sahne alacak sanatçılara bu temanın onlar için ne ifade ettiğini ve festivalin misyonlarından biri olan topluluk hissi ile nasıl örtüştüğünü sorduk.
Toplulukla ‘köklenmek’: 'Bu Festival Bizim' sanatçılarına soruyoruz

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Kreşendo tarafından 2022 yılından beri düzenlenen alternatif müzik buluşması, “Bu Festival Bizim” bu sene dördüncü kez İstanbul'da. 7-9 Kasım tarihleri arasında "köklenmek" teması ile düzenlenecek festival, müzik, dans, konuşma ve atölyeler ile dolu bir program sunuyor. 

Müzikseverleri Paribu Art ve Komünite’de ağırlayacak festival, onları “Şimdi ve burada köklenmek mümkün mü?” sorusunun peşine düşmeye ve toplulukla bağ kurmaya davet ediyor.

  • Festivalde Aleyna Tilki, Σtella, Nubiyan Twist, Saliah, Greentea Selecta, Soft Analog, 2 MUCH!, Melis Karaduman, Göksu, Dream Wife, The Space Lady, TurkodiRoma, Sren, MAY, Shangri La, Sıla Argun, ZOZO, Eriç, Okay Kaya ve Derdo Disco sahne alıyor.

Bu Festival Bizim sanatçılarından TurkodiRoma, Sren, Soft Analog, MAY, Melis Karaduman, köklenme kavramına, sanatçı olmaya ve topluluk kurmaya dair sorularımızı cevapladı.

Nerede ve nasıl köklendiğini hissedersin?

Melis Karaduman: İstanbul’da. Bazen kaçıp gitmek, bazen de hep burada kalmak istiyorum. Gürültüsüne, kalabalığına, karmaşasına rağmen bana iyi geliyor. Her sokakta başka bir hikaye, başka bir melodi var. Buranın hem üzüntüsünü hem sevincini benimsiyorum. Köklenmek bazen bir yere ait olmak değil, o yerle birlikte değişebilmek bence.

Soft Analog

Soft Analog: Konserlerden sonra Dafuto ve Cürümoşko’nun (kendileri kedi) yanına geldiğimizde köklendiğimizi hissediyoruz. Hayvanların yanında sessizce oturup dinlenmek çok medidatif hissettiriyor ve yaşananları sindirmemizi sağlıyor.

MAY: Bir Kazak olarak göçebelik kanımda var. Bu yüzden kendimi en çok anda ve sevdiğim insanların yanında köklenmiş hissederim. Benim köklerim, sevdiklerimin olduğu yerdedir.

Sren: Bazen bir prova sırasında birbirimize bakıp aynı hissi yakaladığımızda, bazen sahneden şarkı söyleyen insanları gördüğümüzde. Bizim için köklenmek o yerin içinde kendine bir anlam bulmak.

Sosyal medya algoritmaları, yapay zeka, dünyadaki kaos… Günümüzde sanatçı olmak sence ne ifade ediyor?

TurkodiRoma: Günümüzde sanatçı olmak, zamanın dışında kalmayı gerektiriyor. Gündem hem kaotik hem de yapay. Algoritmalar kişiselleştirilmiş dünya görüşleri yaratıyor; markalar ise bu düzeni fonlayıp ayrıştırdıkları müşteri gruplarına nokta atışı satış yapmanın keyfini çıkarıyor. Bunun içinden kendinizi soyutlamazsanız bağımsız düşünmeniz imkansız olur, ki bu da sanatın ilk kaidesidir.

Sren: Sanatçı olmak, üretmekten çok seçmekle ilgili; neyi anlatacağını, neyi sessiz bırakacağını seçmek... Algoritmalar bir tür yönlendirme biçimi ama sanatın hâlâ yönsüz, öngörülemez bir alanı var. Biz o alanı korumaya çalışıyoruz; biraz hataya, biraz sezgiye yer bırakmak istiyoruz. Sanatçı olmanın anlamı da belki tam burada: Belirsizlikle barışık kalabilmekte. 

Melis Karaduman

Melis Karaduman: Bir ses kalabalığı var artık. Açıkçası bazen bu karmaşanın içinde kayboluyorum; gelecek kaygısı yaşıyor, hatta kendimi yetersiz hissediyorum. Ama yine de biliyorum ki sanatçı olmak, bu kadar gürültünün içinde hâlâ içten bir şey söyleyebilmek, gözlemci kalabilmek demek. Duygusunu kaybetmeden, samimiyetini koruyarak üretmek… Farkında olmadan birine ilham olabilmek, belki de iyileştirmek bir şarkıyla ya da bir resimle, sanatınla sarılmak demek.

“Bu Festival Bizim” kolektif bir alan ve birlikte üretme deneyimi de sunuyor. Bugünün müzik dünyasında topluluğun rolünü nasıl görüyorsunuz?

Soft Analog: Hep özgürce nefes aldığımız ve fikirlerimizi ifade edebildiğimiz kalabalıklar istiyoruz. Günümüzde topluluklar form değiştirmeye ve iletişim kanalları değişmeye başladı. Ama varoluşumuz gereği beraber olmanın gücü çok başka.

TurkodiRoma

TurkodiRoma: Kendine bir topluluk edinmek, müzik dünyasından önce günümüz dünyasının gerekliliği. Güç merkezleriyle uyuşmayan herkesin, kendi gibi düşünenlerle biraraya gelip hayalini kurabildikleri bir hayat için ortak çalışmalara girişmeleri gerekiyor. Aksi takdirde, yalnızca güçlülerin hayal gücü gerçekliği dikte eder.

MAY: Toplumun rolü her zaman önemliydi ama bugün çok daha kritik hâle geldi. Sanat, müzik ve özgür ifade, toplumun desteklemesi gereken temel alanlar. Çünkü sanat toplumun sesi, aynasıdır. Birbirimizden kopmadan, sevgi ve anlayışla yaklaşarak bu bağı korumalıyız. Sanatta doğru-yanlış yoktur; herkesin sesi, duygusu değerlidir.

Sizce bir sanatçı topluluğunu nasıl büyütür, besler ve ondan nasıl beslenir?

Soft Analog: Bir sanatçı kendini tanıdıkça ve keşfettikçe çevresini de o kadar tanımaya ve anlamaya başlıyor. Yani sanatçı, anlayabildikçe anlatabiliyor. Daha sonra tabii ki süreklilik ve inat, toplulukların oluşmasının öncüsü oluyor. Topluluklar da kendi içinde yaşayan formlar; birbiriyle iyi çalışmaları için zamana ve kabul etme mekanizmasına ihtiyaçları var. Zamanla karşılıklı beslenen, nefes alan ve yaşayan yeni bir şeye dönüşüyor.

Melis Karaduman: Gerçekten paylaşarak. Şarkılarla, sözlerle, bazen sadece bir hisle. Dinleyenlerle aramda kurulan o bağ beni de besliyor. Çünkü topluluk sadece seni dinleyen insanlar değil; seninle aynı duyguda buluşan insanlar aslında. Ben bunu en çok konserlerde hissediyorum. Anaakımın büyük yer kapladığı bu dönemde, alternatif sanatçıların da kendine ait alanları olmasını çok isterim.

MAY

MAY: Sanatçı önce topluluğunun ihtiyaçlarını anlamalı. Bu ihtiyaç düşünmeye sevk etmek de olabilir, insanları kaygılarından uzaklaştırmak da… Sanatçı bunu içtenlikle yaptığında, toplum da o samimiyeti hisseder. Böylece aralarında doğal bir bağ kurulur. Sanatçı, topluluğuna değer verdikçe ondan enerji alır; bu karşılıklı bir beslenme sürecidir.

TurkodiRoma: Nasıl büyümeyi seçtiğiniz, karakterinizle yakından alakalıdır; herkes için farklı bir yol mevcuttur. Topluluktan beslenmek de keza öyle; kimisi topluluğundan ilham alır, kimisi ise topluluğun kanını emer. Biz topluluğumuzu güven duygusu ve soru işaretleriyle beslemeye özen gösteriyoruz. Kafalar da kalpler de çalışır vaziyette olmalı.

Sren

Sren: Dinleyerek. Gerçek bir topluluk tek yönlü olmaz; birbirini duymayı gerektirir. Biz müziğimizi paylaşırken dinleyen insanların yorumları, duyguları, sessizlikleri bile bize bir şey öğretiyor. Büyütmek için samimiyet, beslenmek için açık olmak gerekiyor.

Bu Festival Bizim biletlerini buradan alabilir, konser, atölye ve duyurulardan haberdar olmak için Kreşendo’nun Instagram hesabını ve web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

  • Editörümüz Eda Solmaz’ın, festivalin öne çıkan sanatçılarından Aleyna Tilki ile yeni albümü Kırlar'ı konuştuğu röportaja buradan ulaşabilirsiniz.

  • Festivalin geçen seneki edisyonu için sahne alacak sanatçılardan Nova Norda ve festivalin direktörü Beril Sarıaltun ile yaptığımız röportajı ise buradan okuyabilir, Bu Festival Bizim’in hikayesi ve misyonuna dair fikir edinebilirsiniz. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm

Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

Eda Solmaz

·

03 Ağu 2026

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm
DuendeDuende

HİKAYE

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

Bahar Çuhadar

·

03 Ağu 2026

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?
DuendeDuende

HİKAYE

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Tuba Büdüş

·

31 Tem 2026

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?
DuendeDuende

HİKAYE

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

Emre Eminoğlu

·

31 Tem 2026

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?
DuendeDuende

HİKAYE

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.

Soner Can

·

31 Tem 2026

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine