Türk otomotiv sektörünün Çin markalarıyla imtihanı

Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Çin otomotiv sektörü dev adımlarla büyüyor. Avrupa Çin’in popülerleşmesinden çok rahatsız, durmadan tedbirler alıyor. Türkiye’de de durum farklı değil, hatta çok daha ciddi… 2023 yılı Çin otomotiv devlerinin Türkiye’ye giriş yılı oldu. Çin otomotivinin Türkiye’deki serüvenine şöyle bir göz atalım.
MG, Chery, Skywell, Leapmotor, BYD, DFSK, SWM, Honggi ve Voyah, Türkiye’de faaliyet gösteren Çin markaları. MG, Chery, Skywell ve Leapmotor, 2023 satış rakamları ile büyük bir sürprize imza attı. Chery 40 binlik satış rakamı ile bu alandaki parlayan yıldız oldu. Benzinli ve elektrikli modelleriyle Çin markalarının bu kadar rağbet görmesi tesadüf değil. Fiyat ve fayda açısından değerlendirildiğinde ciddi şekilde öne çıkıyorlar. Çin otomotiv sektörü eski “taklit ve kalitesiz” imajını sileli yıllar oldu.
Hiçbir başarı cezasız kalmaz
Ancak Çin’in bu satış başarısı, bazı grupları rahatsız etti ve elektrikli otomobil pazarında önemli adımlar atan Çinli otomobillere ilave gümrük vergisi getirildi; adına da “Togg vergisi” dendi. Türkiye hâlihazırda otomobil vergisi konusunda dünyada birinci sıradayken, üzerine Çin’den gelen otomobillere ayrıca %40 vergi uygulandı. Böylece toplam vergi oranı %54’e yükselmiş oldu. Uygulanan ek vergilere rağmen, 2023 yılında Çinli otomobil markalarının Türkiye’deki pazar payı %5’e yükseldi.
Bütün bu gelişmelerin ardından, yıl sonunda apar topar bir tebliğ yayımlandı. Gümrük Birliği ve STA ülkelerinde üretilen araçların dışında kalan ülkelerden Türkiye’ye ithal edilecek olan elektrikli otomobiller için, uygulanması hayli zor şartlar getirildi. Bir örnek vermek gerekirse, ithalatı yapacak olan markalara, Türkiye’de 7 coğrafi bölgede TSE standartlarında en az 20 yetkili servis istasyonu kurma şartı getirilmesi bunlardan biri. Konunun daha net anlaşılması için şu açıklamayı da yapalım: Türkiye’de henüz bu şartlara uyan hiçbir marka yok. Peki neden sadece elektrikli otomobil ithalatı için bu tebliğ yayımlanıyor? Cevap yine yerli ve millî otomobilimiz Togg’a çıkıyor…
Otomotiv Sanayi Derneği Başkanı Cengiz Eroldu, geçen hafta sektörde 2023 rakamlarını açıkladı ve 2024’e dair öngörülerini paylaştı. Bu esnada Türkiye’deki Çin merkezli otomotiv markalarından da söz etti:
"Çinli otomobiller şu anda yüzde 7’lik bir pay alıyor. Ne almışız biz Çin'den? Yüzde 78'ini içten yanmalı almışız, yüzde 1’i plug-in hibrit, yüzde 2'si hibrit, yüzde 20'si de elektrikli. Zaten son dönemde Sanayi Bakanlığı bu işin elektrikli tarafına müdahale etti. Fakat burada da içten yanmalının ne kadar büyük olduğunu ve büyümeye de devam ettiğini görüyoruz. Çok rekabetçi rakamlarla geliyorlar. Biz açıkçası ülke sanayine–yalnızca otomotive değil diğer sanayilere de–risk yaratacak bir durum olarak görüyoruz bunu. Bu da bizce 2024 yılında yönetilmesi gereken bir diğer konu çünkü yalnızca elektrikli arabalara getirilen birtakım uygulamalarla Çin ithalatının Türkiye'nin dış ticaret dengesine verdiği hasarı halletmek mümkün olmayacak gibi duruyor."
'Gelip yatırım yapmaları lazım'
“Biz otomotiv sanayi olarak Çinli araçlara karşı değiliz ama gelip yatırım yapmaları lazım. Yani biz de Çinliler’i yatırım yapmaya davet ediyoruz ki zaten Bakanlığın da bu yönde çalışmaları var. Otomotiv sanayi olarak rekabeti olumlu buluyoruz ama yalnızca ithalatla bu pazarın kaybedilmesi doğru bir şey değil.”
- Ancak: Alman VW, BMW gibi bazı markalar da Türkiye’de önemli satışlar yapmasına rağmen kimse onlar için “Gelip yatırım yapmaları lazım” ifadelerini kullanmıyor.
'Çin ile rekabete hazır olmamız lazım'
Eroldu sözlerine şöyle devam ediyor:
"Avrupa Birliği ve Türkiye'de iş yapmak isteyen Çin markalarını yatırım yapmaya da zorlayabiliriz. Bunu negatif bir şey olarak görmemek gerek. Pozitif tarafları da var, hatta ağırlıklı tarafı pozitif tarafı var. Dünyada bir Çin gerçeği var; buna hiçbirimiz gözümüzü kapatamayız, rekabete hazır olmamız lazım.
Bugün Türkiye rekabetçi bir ülke. Makro değerlere baktığımız zaman Çin'le Türkiye arasında büyük bir uçurum yok. Dolayısıyla üretim anlamında rekabet ederiz. Fakat önemli olan, burada gelip yatırım yapıp ülkenin gelişimine katkı sağlamalarının gerekliliği. Yani bizler nasıl otomotiv sanayi üyeleri olarak taşın altına elimizi koyduysak onların da koyuyor olması lazım. Buna ek olarak, Çin merkezli firmaların gelmesi teknoloji transferini de beraberinde getirecek; buradaki tedarikçi parkını iyileştirecek; Türk otomotiv sanayini daha da güçlendirecektir. Bundan kimsenin çekinmemesi lazım."
Pazarı Çin'e verdiğimizde bindiğimiz dalı kesmiş olacağız
"Otomotiv sanayi global bir oyuncu, biz zaten dünyanın her tarafından Çin ile rekabet etmeliyiz. Ama Türkiye pazarındaki yatırımcıyı da korumak gerekiyor çünkü bu yatırımcı da yatırım yapmaya devam ediyor. Türkiye’nin pazarının ve üretiminin büyümesi lazım ki Türkiye elektrifikasyonda geride kalmasın.
Bugün görüyorsunuz, Avrupa’da her yerde batarya fabrikaları kuruluyor çünkü orada 10 küsur milyonluk üretim var. Türkiye pazarında da üretim daha yukarıya çıktıkça batarya fabrikası gerekliliği artacak, bunun başka yolu yok. Türkiye’yi büyütmemiz lazım ki bu teknolojiler Türkiye’ye daha rahat gelsin. Hepsi birbirine bağlı bunların. Aksi takdirde, bu pazarı Çin merkezli markalara verdiğimiz zaman Türkiye’deki yatırım fizibiliteleri çalışmayacak, bindiğimiz dalı keseceğiz ve Çin'e daha fazla iş yapma imkanı sağlamış olacağız.
Peki ne olacak Türkiye’nin geleceği? Bu uzun vadede hepimizin düşünmesi gereken bir durum. Burada 50 yıldan beri süregelmiş bir sektör, bir sanayi var. Bunu korumamız gerekiyor."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Savunma ihracatı 2002’den bu yana katlandı, yerlilik oranı %80’e ulaştı, Türk şirketleri küresel sıralamalarda yükseldi. Ancak motorlardan kritik elektronik ve optik teknolojilere uzanan kalan %20, Türkiye’nin savunma sanayiindeki asıl sınırını gösteriyor. Bu sınırı aşmak ise daha fazla silah üretmekten değil, bilim ve teknoloji üretebilmekten geçiyor.

Bir insanın “Ne iş yapıyorsun?” sorusuna iki cümleyle cevap verip daha fazlasını anlatma ihtiyacı duymamasıyla bir markanın neyi söyleyip neyi geride bırakacağını bilmesi, aynı olgunluk eşiğine işaret ediyor. Sadelik; hiçbir şey bilmemenin getirdiği bir sığlıktan değil, aksine çok şey bilip hepsinin ağırlığını tarttıktan sonra lüzumsuz olanları arkada bırakabilme cesaretinden geçiyor.

Nike’ın marka adı, onlarca yıldır “spor” kelimesiyle neredeyse eş anlamlıydı. Bu başarı, şirketi uzun yıllar borsanın favorileri arasında tuttu. Fakat son birkaç yılda ivme şaşırtıcı bir hızla tersine döndü ve şirket, yaklaşık 18 yılın ardından S&P 100 endeksine veda etmek zorunda kaldı. Peki ne oldu da dünyanın en güçlü spor markalarından biri, bu denli hızlı bir düşüşe sürüklendi?

Reklamcılık artık dikkat ekonomisinden niyet ekonomisine geçiş yapıyor. ChatGPT’nin test ettiği Sponsorlu Ajanlar, markaların tüketicinin karar verme konuşmasına doğrudan katılmasını sağlayan yeni bir katman açıyor. Kişiselleştirilmiş iknanın birim maliyeti neredeyse sıfıra inerken mesele, anlatının nerede durduğu ve kimin adına konuştuğunun her aşamada görünür olup olmamasında düğümleniyor.

Arama deneyimimizin yapısal olarak değişmeye başladığı aşikar. Artık sadece bilgi aramıyoruz, aynı zamanda alım kararlarımızı da yapay zekaya danışıyoruz. Ancak yeni denklem yalnızca GEO’dan ibaret değil: Araştırmalar, tüketicilerin yapay zeka önerilerinde hâlâ bağımsız insan deneyimine ve güvenilir üçüncü taraflara ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Markalar için de esas mesele, algoritmada görünmek kadar, algoritmanın güvendiği üçüncü taraf dünyasında sahici, tutarlı ve organik bir yer edinebilmekte yatıyor.



