
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Türkiye’nin 2022 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri G grubundaki en önemli iki rakibinden biri olarak gösterilen Norveç, son dönemde yakaladığı "altın" jenerasyonla dikkatleri çekiyor. Bu jenerasyonun üç sacayağı olarak tanımlanabilecek Erling Haaland, Martin Ødegaard ve Alexander Sörloth’un gelişim süreçleri incelendiğinde ise hemen ilk bakışta ilginç bir benzerlik göze çarpıyor. Nitekim üç oyuncunun kariyerinde de eski futbolcu olan babalarının büyük etkisi olduğundan bahsedilebilir. Türkiye karşısında forma giyen oyunculardan Patrick Berg ve Kristian Thorstvedt’in de eski millî futbolcuların oğulları olduğu düşünülürse sanki rastgele ortaya çıkmış bir durumdan daha fazlası söz konusu gibi görünüyor.
- Babalar: 90’ların ilk yarısı İskandinav ülkelerinin futbol tarihindeki belki de en parlak dönemdi. Danimarka, İsveç’te düzenlenen 1992 Avrupa Şampiyonası’nda çok sürpriz bir şampiyonluğa ulaşmış; iki yıl sonra İsveç 1994 Dünya Kupası’nı üçüncü sırada tamamlamıştı. Bu yazının konusunu teşkil eden Norveç ise o yıl FIFA dünya sıralamasında dördüncü sıraya kadar yükselmiş bir takımdı. Teknik kapasiteleri yüksek Laudrup kardeşler veya Jari Litmanen gibi istisnalar bir yana bırakılırsa bu ülkelerin futbolcuları genellikle fiziksel özellikleriyle ve kararlılıklarıyla ön plana çıkıyor, muhtemelen en çok da bu yüzden o dönemde artan oyuncu ihracatının ana güzergâhı benzer bir oyun karakterine sahip İngiltere oluyordu. Daha önceleri Kıta Avrupası'yla etkileşimlere büyük ölçüde kapalı olan İngiltere futbolu, 1992’de Premier Lig’in kuruluşuyla yurt dışından yaptığı transferlere ağırlık vermeye başlamış ve yeni kurulan ligin ilk yıllarında öne çıkan yabancı oyuncu grubunu İskandinavlar oluşturmuştu. Yurt dışında başarılı kariyerler inşa eden bu oyuncu grubunun sonraki jenerasyonda da kendini tekrar etmesi İskandinav futbolunda eşine hiç de az rastlanmayan bir fenomen hâlini almış gibi görünüyor. Şu ana dek bahsi geçen oyunculara ek olarak Gudjohnsen ve Schmeichel aileleri de bu bağlamda iyi birer örnek olabilir.
- Oğullar: Bu jenerasyonun ilk parlayan ve henüz 16 yaşında Real Madrid’e transfer olan üyesi Martin Ødegaard’ın babası Hans Erik, Alf-Inge Haaland veya Göran Sörloth gibi "ünlü" bir eski futbolcu değil. Esasında üne futbolculuk kariyeri sonrası, oğluna yaptığı antrenörlükle ulaştığı dahi söylenebilir. Martin henüz 7 yaşındayken ona haftalık 20 saatlik çalışma programları hazırlayan ve cebinden para vererek kulübün antrenman yaptığı tesislerin yenilenmesine ön ayak olan Hans Erik, bu sıra dışı yeteneğin işlenmesinde en büyük paya sahip isim olarak görünüyor. Bununla beraber Ødegaardların hikâyesi, beş yıl kadar önce İzlanda’nın yükselişi esnasında anlatılanlardan pek de farklı sayılmayabilir. O takımın yıldızı Gylfi Sigurdsson için de bir "aile" anlatısı oluşturulmuş; onun topla yaptıklarını çocuk yaşlardan itibaren kamerayla kaydeden özverili bir ağabeyin varlığından bahsedilmişti. Teknik özellikleri ve oyun bilgileriyle fark yaratan bu oyuncular, İskandinavya’nın yeni futbolcu prototipleri olarak tanımlanabilir. Zorlu doğa koşulları sebebiyle önceleri yılın hemen hemen altı ayı futbol oynanamayan İskandinav ülkelerinde üstü kapalı spor tesislerinin hızla arttığı, futbolcu adaylarının küçük yaşlardan itibaren daha fazla ve daha nitelikli antrenmanlar yapmaya başladığı anlatılageliyor. Bu jenerasyon öncekinden biraz farklı olabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Emre Belözoğlu, Gregg Popovich, Sistem9 Yeşilyurt, Neil Robertson, Vasilije Micić ve Ayşe Tekdal. Pazartesi spor gündeminiz hazır.
29 Mar 2021

YAZARLAR

Güner Çalış
Güner Çalış, Bornova Anadolu Lisesi ve Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. Lise ve üniversite yıllarında çeşitli mecralarda Premier League üzerine yazılar yazdı. Şu anda tıpta uzmanlık eğitimini sürdürüyor.

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.




