Türkiye'nin geçmiş ekonomik krizleri


Voila Kart’la her temasta iz bırakın İşletmelerle potansiyel müşteriler arasındaki iletişimi sürdürülebilir kılması yönüyle iş dünyasının vazgeçilmezlerinden olan kartvizitler, kurumsal iletişim ve iş ilişkileri alanındaki faydalarıyla öne çıkıyor. Fakat bugünün dünyası, geleneksel kartvizitlerden bir adım ötesini istiyor. Artık iş ilişkileri; dijital platformlardan, Linkedln gibi profesyonel ağlardan, internet sitelerinden ve e-posta adreslerinden yürüyor. Bu durumda kartvizit konsepti hem çevresel zararı hem de ölçülemeyen işlevi düşünüldüğünde, yenilikçi ve yaratıcı bir değişime ihtiyaç duyuyor. Voila tam da bu probleme çözüm oluyor. Voila , çalışan başına kartvizit maliyetini düşürmeyi vaat ederken finans dünyasının da çokça ihtiyaç duyduğu ölçülebilirliğe odaklanıyor. Voila, satışçılarınızın performansını ölçerek satış kanallarınızdaki darboğazları görmenizi kolaylaştıracak yeni çözümler üzerinde çalışıyor. Bu sayede satışları %30 artırmak olanaklı hâle geliyor. Pek yakında: Voila, seçili şirketlere sağlayacağı ayrıcalıklarla, tanıştığınız kişilere sosyal medyada ya da internette sizin reklamlarınızı gösterme imkânı yaratmaya hazırlanıyor. Sıra sizde: Gümüş ya da altın renklerde, şirket logonuzla ve adınıza özel Voila kartınızı almak ya da Voila’nın sunduğu kurumsal çözümleri öğrenmek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
2021 yılında Türkiye’nin ekonomik görüntüsü negatif yönde hızla ilerledi. Türk Lirası’nın dolar karşısında %79’luk kayıp yaşadığı bu dönemde Türkiye, gelişmekte olan ülkeler arasında para birimi en fazla değer kaybeden ülke oldu. Her demecinde düşük faiz ortamını savunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu sert değer kaybını Türkiye'ye karşı açılmış bir ekonomik savaş olarak nitelendirse de ekonomistler, ülkenin mevcut ekonomi politikalarının bir ekonomik krize sebebiyet verdiği konusunda hemfikir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru aralıkta 47,82 seviyesine gerileyerek 1994 yılından bu yana görülen en düşük seviyede gerçekleşti. Son olarak ise Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Aralık ayında Tüketici Fiyat Endeksi'nin (TÜFE) yıllık bazda %36,08'e yükseldiğini açıkladı. Böylece yıllık enflasyon, Eylül 2002'den bu yana en üst düzeye erişti. Türkiye’nin yakın geçmişine baktığımızda makro yapının bozulmasıyla ortaya çıkan üç kriz daha mevcut. Bu krizleri ele alarak süreçlerin yarattığı eğilim ve kırılımlarının analiziyle son kur krizinin dinamikleri daha iyi sorgulanabilir.
1994 krizi: Kötü ekonomi yönetimi kaynaklı oluşan bu krizin temelinde, devlet ağırlıklı harcamalar yüzünden oluşan 40 milyar dolarlık ağır bir dış borç vardı. Dönemin başbakanı Tansu Çiller’in hükümeti, kamunun borç yükünü azaltmak için faizleri indirmeyi amaçlayan politikalar uyguladı.
- Ekonomi yönetiminde söz sahibi olan tüm kamu kurumlarını kendine bağlayan Çiller, Hazine’nin borçlanma ihalelerini faizin yüksek olduğu gerekçesiyle iptal etti.
- Çiller, makro istikrar sağlayacak önlemler yerine borçlanma ihalelerinin iptali ile yaşanan gelir kaybını önlemek için Telekom’un telefon hizmetlerini özelleştirmek istese de bu girişim, Anayasa Mahkemesi’nden reddedildi. Bunun üzerine Çiller yönetimi, 27 Mart’ta yapılacak yerel seçimleri odağına alarak ekonominin daha da hızlı büyümesi için para basmaya hız verirken ülkeden çok ciddi bir sermaye çıkışı gerçekleşti ve uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları da not düşürdü.
- 5 Nisan 1994 tarihinde bir ekonomik önlem paketi açıklansa da Türk lirası, dolar karşısında %160'ın üzerinde değer kaybetti. Sürecin sonucunda hiperenflasyon yaşayan Türkiye, Mayıs 1994'te Uluslararası Para Fonu (IMF) ile 14 aylık bir stand-by anlaşması imzaladı.
Devlet krizi: 1999’da ekonomisi %6.1 oranında küçülen Türkiye’de enflasyon, %70'e ulaşmış ve bütçe açıkları büyümüştü. Dış ilişkilerde başarılı ilişkiler yöneten Türkiye, bu koşullar yüzünden 1999’da IMF'nin 16 milyar dolarlık stand-by desteği ile üç yıllık Enflasyonu Düşürme Programı’nı uygulamaya koyduğunu duyurdu. Serbest faiz ve sabit kur rejiminin uygulandığı bu program çerçevesinde reel kur değerlenme eğilimine girdi. Böylece ithalatın hızla artması sonucunda dış açık kaygı verici boyutlarda büyümeye başladı.
- Elinde yüklü miktarda Hazine bonosu bulunan bankalar, likidite talebini arttırınca Kasım 2000 sonunda likidite sıkışıklığından dolayı piyasada gecelik faiz oranı %1000'in üzerine çıkarken, Kasım 2000'de aylık ortalaması %223 oldu.
- 19 Şubat 2001’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Devlet Denetleme Kurulu'nun Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nda başlattığı denetime Başbakan Bülent Ecevit'in tepki göstermesi üzerine Ecevit'e anayasa kitapçığı fırlattı. Toplantıyı terk eden Ecevit, gazetecilere, "Bu bir devlet krizidir," yönünde açıklamalar bulunurken piyasalarda sert satışlar gerçekleşti.
- Ciddi güven kaybına uğrayan bu ekonomi programı yüzünden piyasada gecelik faizler %6000 seviyesini görürken İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), bir günde %20'nin üzerinde değer kaybetti.
- 2002 yılının Mart ayında ise dönemin Dünya Bankası Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Kemal Derviş, Türkiye'ye davet edildi ve ekonomiden sorumlu devlet bakanlığına atandı. Derviş ile başlayan yeni dönemde IMF ile stand-by imzalandı ve bankacılık sektöründe reforma gidilmesini, özelleştirmenin teşvikini ve rekabetin arttırılmasını amaç edinen yeni bir ekonomi programı başlatıldı.
2008 küresel finans krizi: ABD'de emlak piyasasında kolayca kredi sağlayan düşük gelirli ailelerin kredi faizlerini (mortgage) ödeyememesi sonucunda bu kredilerin içinde bulunduğu tahvil paketleri sert şekilde değer kaybetti. Bütün ABD mali sistemini etkileyen bu krizde mortgage tahvillerini bolca barındıran yatırım bankaları Bear Stearns ve Lehman Brothers iflasını açıkladı. Bu finansal krizle likidite sorunları daha da artan gelişmiş ülkeler, faiz oranlarını tüm zamanların en düşük düzeyine çekerek piyasanın aktif kalmasını sağladı. AB ülkeleri ile ciddi bir dış ticaret ilişkisi bulunan Türkiye’de ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kriz bizi teğet geçecek," demişti. Fakat likidite krizinden ötürü ticari ilişkileri zayıflayan Türkiye’nin cari açığı artarak makro ekonomik verileri kötüleşmiş, eksi büyüme oranı artan işsizlik ve yoksullukla beraber ülke küresel krizden ciddi etkilenmişti.
- Kriz öncesinde 1,20 düzeylerinde seyreden dolar kuru, kriz sırasında 1,7 seviyesinin üzerine çıkarak rekor kırdı.
- TÜİK verilerine göre 2008 senesinde %11,0 olan işsizlik bu krizin etkisiyle 2009’da 3 puan artarak %14,0’a ulaştı.
- 2008 senesinin son çeyreğinde %6,5 oranında azalan gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH), yılı %0,9 artışla tamamladı.
- 2009 yılının ilk çeyreğinde ise %14,3 olan ekonomideki daralma, yılın ikinci çeyreğinde %7’ye geriledi.
- Krizin etkilerini azaltmak isteyen Türkiye, bütçesinde kamu sosyal yardım harcamalarını artırdı. Kurdaki yükselişin reel sektöre etkisi o dönem sınırlı kalsa da vatandaş üzerinde alım gücünün zayıflamaya başlaması bu dönemle başladı.
Kısacası yakın geçmiş ele alındığında, Türkiye ekonomisinin kronik şekilde farklı türde krizlerle mücadele ettiğini görüyoruz. Mevcut hükümetin popülist söylemlerle düşük politika faizinde ısrarcı olması, 1994’teki Çiller yönetimini anımsatıyor. Parasal sıkılaşma ve kamu harcamalarını kısmak yerine düşük faiz-yüksek kur denklemini benimseyen hükümetin mali politikaları sonucu dış sermayenin ülkeyi terk ettiği bu düzlemde toplum zayıflayan alım gücüyle hayata tutunmaya çalışıyor. 2023 seçimlerinde başarı hedefleyen hükümetin "Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat" hamlesi şimdilik TL üzerindeki değer baskısını hafifletmiş olsa da ülkenin kronik sorunu olan yüksek enflasyon hala sahnedeki yerini koruyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'de ne zaman, neden ekonomik kriz yaşandı? Krizler nasıl atlatıldı? Bağımsız bir merkez bankası politikası uygulamak mümkün mü?
07 Oca 2022

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?

Türkiye’de kurumsal dönüşüm yönetimi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Burhan Karaçam’ın "Değişim, İnsan, CEO" kitabı, yakın zamanda okuruyla buluştu. Yeni kitabı vesilesiyle Aposto editörleriyle biraraya gelen Karaçam, yöneticilik serüveninden çıkardığı en önemli dersleri ve geleceğin yöneticilerine tavsiyelerini paylaştı.

Yıllarca bir girişimin ciddiyetini ölçmenin en kestirme yolu ekip büyüklüğüydü. "Kaç kişisiniz?" sorusu aslında "Ne kadar gerçeksiniz?" demekti. Yapay zeka, bu denklemi sessizce bozdu. Bugün en hızlı büyüyen şirketlerin bazıları, bir toplantı odasına sığacak ekiplerle yönetiliyor. Peki küçük bir ekip nasıl büyük iş çıkarıyor ve bu modelin görünmeyen bedeli ne?

Bugüne kadar liderlikle ilgili binlerce kitap ve makale yazıldı; pek çok farklı liderlik tanımı yapıldı. Yapılan onca tanımın içinde sanırım çoğunluğun hemfikir olduğu bir açı var: Kurumsal hayatta liderlik “insanlardan en yüksek verimi alabilmekle” ilgili. Bu verimlilikte doğru sorulara odaklanmanın payı da büyük.



