Türkiye’nin gıdası kimin kontrolünde: Çiftçinin mi, devletin mi, birkaç büyük marketin mi?

Greenpeace Türkiye’nin 5 büyük market zincirinden aldığı 20 ürünün 3’ünde mevzuata aykırı pestisit kullanımı, 7’sinde ise 3’ten fazla pestisit tespit edildi; birinde 15 yıl önce yasaklanan etken madde bulundu. Daha 2021’de pazarın yüzde 60'ını yönettiği belirlenen zincir marketler, tarladaki üretim standartlarını da belirleme gücüne sahip. Market zincirlerinin elindeki bu gücün yanında ilgili kanunlar gıda kodeksine aykırı ürün satmama sorumluluğu da yüklüyor. Pazarı kontrol edenler, pestisit kullanımın da kontrol edebilir.
Türkiye’nin gıdası kimin kontrolünde: Çiftçinin mi, devletin mi, birkaç büyük marketin mi?

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Greenpeace Türkiye, Eylül 2026'da yayımladığı "İçinde Ne Var?" kampanyası kapsamında büyük zincir marketlerden toplanan domates örneklerinde ciddi oranda pestisit (tarım zehri) kalıntısı ve yasaklı maddeler tespit ettiğini duyurdu. 

  • İstanbul'un dört farklı ilçesinden (Ataşehir, Kadıköy, Sancaktepe, Sultanbeyli) ve beş büyük market zincirinden (A101, BİM, CarrefourSA, Migros, ŞOK) alınan 20 domates numunesi bağımsız ve akredite bir laboratuvarda test edildi. 

Greenpeace Türkiye’nin çalışması önemli tespitler içeriyor. Pestisit gıda güvenliği açısından başlı başına çok büyük bir sorun ancak en az onun kadar önemli bir başka sorun da marketlerin tekel yapısının bu duruma davetiye çıkarıyor oluşu…

  • Bu örnekten yola çıkacak olursak şu haklı soruyu sorabiliriz: Türkiye’de domatesin içindeki pestisiti kim belirliyor? Çiftçi mi, devlet mi, yoksa rafları kontrol eden birkaç büyük market zinciri mi? 

Bu açıdan baktığımızda marketlerin pazarlık gücü arttıkça, tedarikçiye ve dolayısıyla üreticiye hangi standartların uygulanacağı konusunda da güçleri artıyor. 

ABD Tarım Bakanlığı Dış Tarım Servisi’nin “Perakende Gıda Sektörü Yıllığı: Türkiye” başlıklı raporuna göre, Türkiye’de 2025 yılında toplam perakende satışları vergiler hariç 224 milyar dolar olarak gerçekleşirken, bunun 120,2 milyar dolarlık bölümü gıda perakendesinden oluştu. Rapordaki mağaza sayılarına göre, ilk 10 gıda perakende zincirinin toplam mağaza sayısı 2024’te 48 bin 861 iken, 2025’te 51 bin 916 oldu. Böylece, sadece bir yılda şube sayısına 3 bin 55 yeni mağaza eklendi. Bu da satışlarda yüzde 6,3’lük bir artış anlamına geliyor.

  • 2025 yılında BİM 21,7 milyar dolar, Migros 10,8 milyar dolar, A101 9,1 milyar dolar, ŞOK 7,6 milyar dolar ve Carrefour 2,1 milyar dolar satış gerçekleştirmiş görünüyor. 

Önce kampanya kapsamında elde edilen bulgulardan bahsedelim, daha sonra market boyutuna bakalım.

Kampanya kapsamında İstanbul’un dört ilçesindeki beş market zincirinden domates örnekleri alındı. Sonuçlara göre 20 üründen 3’ünde mevzuata aykırı pestisit kullanımı, 7’sinde ise 3’ten fazla pestisite rastlandı. 

Mevzuata aykırı pestisit kullanılan ürünlerden birinde 15 yıl önce yasaklanmış bir etken madde tespit edildi. Diğer iki mevzuat ihlalinin ise iyi tarım logolu ürünlerde görülmesi dikkat çekti.

Örneklerin yüzde 15’inde mevzuata aykırılık mevcut

Kampanya kapsamında Temmuz ayında İstanbul’un Sultanbeyli, Sancaktepe, Ataşehir, Kadıköy ilçelerindeki A101, BİM, CarrefourSA, Migros, ŞOK market zincirlerinden domates örnekleri alındı. Domates, mevsim itibarıyla en az kalıntı çıkma ihtimali olan ürünler arasında yer alması nedeniyle özellikle tercih edildi. Uluslararası akredite bir laboratuvarda yapılan analiz sonuçlarında şu bulgular öne çıktı:

  • Beş market zincirinde alınan 20 adet domatesin 3’ünde (yüzde 15) mevzuata aykırılık tespit edildi.
  • Mevzuata aykırılık çıkan 3 üründen 2’sinde domateste ruhsatsız olan etken madde kullanıldı. Reyonda sergilenen Hal Kayıt Sistemi bilgilerine göre bu ürünler iyi tarım logoluydu. 
  • Mevzuata aykırı 1 üründe 31.12.2010 itibarıyla tamamen yasaklanmış bir etken madde (Chlorfenapyr) tespit edildi.
  • 20 üründen 7’sinde (yüzde 35) 3’ten fazla pestisit tespit edildi.
  • Analizde, çocuk sağlığı açısından risk oluşturan per/polifloroalkil maddeleri (PFAS) içeren pestisitler de incelendi. 20 üründen 14’ünde (yüzde 70) en az 1 PFAS’li madde tespit edildi.
  • 20 üründen sadece 1’inde (yüzde 5) hiçbir pestisit izine rastlanmadı.

Sonuçlar, toplum sağlığını ciddi şekilde tehdit eder boyutta. 

Greenpeace bu analizlerle birlikte bir de “Market Karnesi” geliştirdi. Çeşitli aralıklarla güncellenecek olan karneler, market zincirlerinin kamuoyuna açıkladığı politika taahhütleri (Kurumsal Taahhütler - 75 puan) ve bağımsız laboratuvarda test edilen numunelerin gerçek sonuçlarından (Raf Gerçekliği - 25 puan) oluşuyor. Bu karne kurgusu hazırlanırken son derece sınırlı sayıda örneklem üzerinden analiz yapıldı. Dolayısıyla yanlış genellemelerin önüne geçilmesi amacıyla pestisit analiz sonuçlarına özellikle düşük puan ayrıldı. 

Elde edilen sonuçlara göre ŞOK, kısmi pestisit analizleri ve yasal limite uygun pestisit kullanımı alanlarından toplam 30 puan alırken, Migros yasal limite uygun pestisit kullanımı ve pestisitsiz ürün kategorileriyle 20 puan topladı. A101, BİM ve CarrefourSA ise domates karnesini puansız tamamladı. Bu bilgilere göre hazırlanan ilk Market Karnesi’nde beş zincirden sadece ŞOK, “C” notu alabilirken, diğer dör market zinciri “D” bandında kaldı.

Pestisit meselesinde marketler neden önemli?

Greenpeace Türkiye’nin pestisit kampanyasında market zincirlerini de araştırmanın bir boyutu hâline getirmesinin nedeni, en büyük dört organize market zincirinin (BİM, A101, Migros, ŞOK) gıda perakendesinde (Hızlı tüketim malları perakendeciliği) 2010 yılında yüzde 12,64 olan pazar payının 2021’de yüzde 60’a yaklaşmış olması.

Rekabet Kurumu raporlarına göre, son 10 yılda pazarın yoğunlaşma oranı yaklaşık 5 kat artarken ve dört market zincirinin pazarın yarısından fazlasına hâkim olduğu görülüyor. Bunun yanı sıra Rekabet Kurumu, 2021’de beş market zincirine (BİM, A101, Migros, ŞOK, CarrefourSA) fiyat koordinasyonu ve kartel suçlamasıyla toplamda 2 milyar 671 milyon TL idari para cezası verdi, hatta şirketlerin itirazı reddedildi. İhlal gerekçesi olarak 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesi (rekabeti sınırlayıcı anlaşma veya uyumlu eylem) gösterildi.

Market zincirlerinin elindeki bu gücün yanında ilgili kanunlar gıda kodeksine aykırı ürün satmama sorumluluğu da yüklüyor. 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’na göre tüketiciye limit aşımı olan veya yasaklı madde içeren ürün sunan her zincir market, yasal olarak halk sağlığını ihlal etmekten doğrudan sorumlu tutuluyor.

Geçmiş yıllarda Greenpeace Türkiye tarafından Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gıdalardaki pestisit analiz sonuçlarını şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşması amacıyla "Zehir Etme" kampanyası başlatmıştı. Kampanyasına verilen 50 bini aşkın imza ve uzun hukuki mücadele sonucu Tarım ve Orman Bakanlığı 2021-2023 yılları arasında 55 üründe yapılan denetimlerde alınan 246 bin 946 numuneden 6 bin 369’unda uygunsuzluk tespit edildiğini açıkladı. 

  • Bakanlık verileri istenen yılların hepsini kapsamazken hangi ürünlerde, hangi pestisitlerde, ne kadar aşım olduğu bilgisi de paylaşımda yer almadı. Bu eksiklere rağmen Bakanlıktan yanıt alabilmek olumlu bir adım olarak değerlendirildi. 

Greenpeace Türkiye Direktörü Berkan Özyer, konuyla ilgili değerlerlendirmesinde şu ifadeleri kullanıyor: 

“Daha 2021 yılında pazarın yüzde 60'ını yönettiği bizzat Rekabet Kurumu tarafından tespit edilen zincir marketlerin, tarladaki üretim standartlarını da doğrudan belirleme gücüne sahip olduğu bir tabloyla karşı karşıyayız. Raflarda 15 yıl önce yasaklanmış bir etken maddenin veya bir üründe birden fazla kimyasalın oluşturduğu 'kokteyl'lerin karşımıza çıkması, tek başına çiftçiye yüklenebilecek bir hata değil; tedarik zincirindeki yapısal denetim eksikliğinin bir sonucudur.

Bu kampanyadaki temel amacımız, gıda güvenliği sorununun tüketici kaygısı ile çiftçi maliyeti arasına sıkışmasını engellemek. Pazarı şekillendiren şirketler; zehirsiz üretime geçen çiftçiyi adil prim ve alım garantisiyle destekleyecek, raflarındaki kokteyl etkisini sınırlandıracak kapasiteye fazlasıyla sahip. Beklentimiz, pazarın kurallarını koyanların bu gücü kurumsal sorumluluğa dönüştürmesi ve bağımsız laboratuvar analizlerini şeffaflıkla kamuoyuna açmasıdır.”

Greenpeace: Pazarı kontrol eden pestisiti de kontrol edebilir

Bu yeni aşamada Greenpeace Türkiye kampanyanın odak noktası, gıda tedarik zincirindeki üretim koşullarının tarladan rafa kadar dikte eden, pazarın karar vericileri konumundaki organize perakende zincirleri olarak belirledi.

Kampanyada ürünlerini analiz edilen beş market zinciri, organize perakende pazarında en büyük pazar payına ulaşmış olmaları sebebiyle seçildi. İstanbul’un dört ilçesindeki beş market zincirinden aldığımız domates örneklerinin analizi sonucunda mevsimindeki bir sebzede dahi mevzuata aykırı, hatta kullanılması 15 yıl önce tamamen yasaklanmış pestisitle karşılaşıldı. Örneklerin 7’sinde 3’ten fazla pestisit tespit edildi.

  • Çarpıcı olan ise şu: Türkiye’nin gıda sisteminde bu kadar büyük bir satın alma gücüne sahip beş zincirin sattıkları gıdanın güvenliğinden ne kadar sorumluluğu var? 

Resmî verilere göre, 2021 yılında pazarın yüzde 60’ına yakınını elinde tutan market zincirleri için denetim altyapısı kurmak maliyetli ya da imkansız değil. Pazarı kontrol edebilenler pestisiti de analiz ettirebilir, kaldı ki bu aşamada pestisitten arındırılmış gıda sağlamak bu market zincirlerinin temel sorumluluklarının başında geliyor.

Eğer gıdaya erişimin son halkasında birkaç şirket çok büyük paya sahipse bunların sadece çiftçiden “ürünü satın alan şirketler” olarak görülmesi yetersiz kalıyor. Çünkü, bu marketler isterlerse tedarikçilerinden daha sık pestisit analizi isteyebilir, daha düşük kalıntı limitleri uygulayabilir, belirli aktif maddeleri tamamen yasaklayabilir, analiz sonuçlarını kamuoyuna açıklayabilir ve pestisit kullanımını azaltan üreticiyi ödüllendirebilir. 

  • Greenpeace’in temel argümanı da aslında tam burada: Pazar kontrol edebilenler pestisiti de analiz ettirebilir. 

İşin bir de çiftçi boyutu var. Bir çiftçi ürettiği domatesi ağırlıklı olarak bu beş büyük zincirden birine satmak zorundaysa fiyatı ve üretim koşullarını gerçekten kim belirliyor?

Türkiye’de gıda zincirini en güçlü aktörleri tüketiciye “ucuz gıda” sunmak için ölçek ekonomisini kullanıyor. Ancak, aynı sistemde gıdanın nasıl üretildiği, pestisit kullanımının gerçek maliyeti ve çiftçinin bu dönüşümün bedelini kiminle paylaşacağı hala belirsiz. Çünkü, pestisitin çiftçi üzerindeki maliyeti, toprak ve su üzerindeki maliyeti, biyolojik çeşitlilik üzerindeki maliyeti ve elbette halk sağlığı üzerindeki maliyeti market fiyat etiketinde görünmüyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Pelin Cengiz

Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

DOSYA: İklim finansmanında özel sektörün rolü #1

COP31’e günler kala, iklim diplomasisinin en önemli gündem maddelerinden biri yine finansman. Yeni düzenlemelerle birlikte Türkiye’de özel sektörün iklim finansmanında daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekecek gibi görünüyor.

Alev Karakartal

·

06 Kas 2026

DOSYA: İklim finansmanında özel sektörün rolü #1
AngstAngst
∙

HİKAYE

COP31’e doğru iklim finansmanı: 1,3 trilyon dolar nereden gelecek, nereye gidecek?

COP31'e doğru 2035 için belirlenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi tartışılırken kaynakların hangi kanallardan sağlanacağı, ülkelerin katkısının nasıl paylaşılacağı ve finansmanın ne kadarının hibe olarak aktarılacağı belirsizliğini koruyor. Bakü–Belém Yol Haritası bu hedefe ulaşmak için bir çerçeve sunarken asıl sınav, finansmanın ihtiyaç sahiplerine hangi koşullarda ulaşacağı olacak.

Pelin Cengiz

·

02 Kas 2026

COP31’e doğru iklim finansmanı: 1,3 trilyon dolar nereden gelecek, nereye gidecek?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Pandemi günlerini özlemek bizi kötü biri mi yapar?

Pandemi günlerinde bir adım geri atıp, yaşadığımız keşmekeşi çıplak gözlerle görünce, en çok da bizden nelerin esirgendiğini fark ettik. Ertelenen kitaplar okundu, filmler, diziler izlendi. Kimimiz sahiden de mutfakta becerikli olduğunu keşfetti, hemen herkes evde kendi ekmeğini pişirmeye başladı, bir kısmımız hızını alamayıp karnabaharı bile deterjanla yıkamaya soyundu. Ama ortak duygu şuydu: Çalışırken de kendimize vakit ayırabilirmişiz. Peki böyle bir hayat için illa küresel bir felaket mi yaşamamız gerekiyordu?

Vartan Estukyan

·

29 Eki 2026

Pandemi günlerini özlemek bizi kötü biri mi yapar?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Jennifer Morgan: COP31, Türkiye için kömürden uzaklaşmak açısından büyük fırsat

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan ile birlikte değerlendirdik.

Pelin Cengiz

·

28 Eki 2026

Jennifer Morgan: COP31, Türkiye için kömürden uzaklaşmak açısından büyük fırsat
AngstAngst
∙

HİKAYE

Birlikte yaşamanın arkeolojisi #2 | Kovuk, çember, eşik: Birlikte yaşamanın sınırları nasıl çiziliyor?

İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Metin V. Bayrak

·

25 Eki 2026

Birlikte yaşamanın arkeolojisi #2 | Kovuk, çember, eşik: Birlikte yaşamanın sınırları nasıl çiziliyor?