Ürkütücü güzellikte bir başyapıt: Songs of a Lost World

The Cure, 16 yıl aradan sonra 14’üncü stüdyo albümü Songs Of A Lost World’ü 1 Kasım’da Universal Music etiketi ile yayımlayacak. Albümü Türkiye’de ilk dinleyenlerden olduk. The Cure, müzikal mirasına sadık kalan, ürkütücü güzellikte 8 şarkılık bir başyapıtla karşımızda.
Ürkütücü güzellikte bir başyapıt: Songs of a Lost World

21 Ekim - Garanti BBVA - Duende
Garanti BBVA ile birlikte

Garanti BBVA Güz Konserleri devam ediyor Garanti BBVA’nın geleneksel Güz Konserleri, Kasım sonuna kadar sürecek konser programıyla caz, alternatif rock ve pop müziğin sevilen isimlerini müzikseverlerle buluşturuyor. Kimler var? Zamansız müziğin sevilen ismi, İngiliz şarkıcı ve gitarist Charlie Cunningham , "Frame" albümüyle kendini yeniden hatırlattı. Cunningham, 25 Ekim 'de IF Performance Hall Beşiktaş'ta. Amerikalı besteci ve gitarist Jonathan Kreisberg , caz festivallerinin en önemli katılımcılarından biri. Uzun zamandır eğitimci olarak da görev yapan Kreisberg, 29-30 Ekim ’de Nardis Jazz Club’ta. ABD'li şarkıcı John Maus, lo-fi, synth pop ve deneysel pop karması parçalarını seslendirmek için İstanbul'da. Maus, 6 Kasım ’da Blind’ta sahne alacak. Sanatçı bir aileden gelen Eleonora Strino , çocukluk hayalini gerçekleştirerek caz gitaristi oldu. Uluslararası yarışmalardan ödüller alan sanatçı, 7-8 Kasım ’da Nardis Jazz Club’ta. Dijital kanallar üzerinde geniş bir hayran kitlesi oluşturan ve "Mother Nature's Bitch" şarkısıyla dikkatleri üzerine çeken Okay Kaya , 22 Kasım ’da Blind’ta. Kapanış konserinde bir milyardan fazla dinlenme ve ödülleriyle, ikonik mekanlarda ve prestijli etkinliklerde dinleyicilerle buluşan RY X , 30 Kasım ’da Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde. Charlie Cunningham, John Maus, Oktay Kaya ve RY X konser biletleri Garanti BBVA kredi kartlarına %20 indirim avantajıyla. Biletlere buradan ulaşabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Nick Hornby’nin High Fidelity (Ölümüne Sadakat) kitabında ve aynı isme sahip filmin açılış sahnesinde, hayatını müzikle tanımlayan Rob’un şu sözleri oldukça dikkat çekicidir:

"Hangisi önce geldi, müzik mi yoksa mutsuzluk mu? Mutsuz olduğum için mi müzik dinliyordum yoksa müzik dinlediğim için mi mutsuz oldum? Bütün bu plaklar insanı melankolik birine mi dönüştürür? İnsanlar, çocukların silahlarla oynamasından ya da şiddet içerikli videolar izlemesinden endişe ediyor, bu tür bir şiddet kültürünün onları ele geçireceğinden korkuyor. Kimse çocukların binlerce, gerçekten binlerce kalp kırıklığı, reddedilme, acı, ıstırap ve kayıp hakkında şarkılar dinlemesinden endişe etmiyor. Bildiğim bir şey var ki mutsuz hayatlar yaşamaya başlamadan önce de üzücü şarkılar dinliyorduk."

The Cure’un müziğini nasıl keşfettiğimi hatırlamıyorum ama bende yarattığı o ilk hissi çok net hatırlıyorum: Hornby’nin bahsettiğine benzer bir melankoli, içe dönüklük ve oldukça ağır bir hüzün... Robert Smith’in sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi tınlayan sesinde ve şarkı sözlerinde ergenlik dertlerime derman arıyor gibiydim. 2005 yılındaki Rock’n Coke’ta ilk kez canlı izlediğimde ise grup ile aramda bambaşka bir bağ oluştu.

The Cure uzun yıllardır yeni şarkı yayımlamıyordu, biz de kendimize eski parçalarından yeni anılar yaratmaya çalışıyorduk. Grup 2018 yılında, sonunda yeni bir albüm üzerine çalıştığını duyurdu. Araya pandemi girdi fakat Robert Smith üretmeye devam etti ve 20’den fazla yeni parça biriktirdi. Son iki yıldır da hayranların nabzını ölçmek adına yeni albümden bazı şarkılarını konserlerinde çalmaya başladı. Bunlardan biri Alone’du. The Cure, geçen ay bu şarkıyı dijital müzik dinleme platformlarına yüklediğinde 14. stüdyo albümleri için artık geri sayıma başlamamız gerektiğini anladık. Ardından 8 şarkıdan oluşan Songs Of A Lost World’ün de 1 Kasım’da dinleyici ile buluşacağı haberini aldık.

Albüm kapağının hikayesi

Robert Smith, Sloven heykeltıraş Janez Pirnat’ın kayadan çıkıyormuş gibi görünen bir kafa figüründen çok etkileniyor ve bunu albüm kapağı olarak kullanmak istiyor.

Smith, Pirnat ile iletişime geçmek için araştırma yaparken, sanatçının tam da o gün vefat ettiğini öğreniyor. Normalde kader ya da yazgı gibi kavramlara inanmadığını belirten Smith, bu tuhaf tesadüfü çok garip buluyor ve bu durumun, albüm kapağı için bu eseri kullanma kararını daha da pekiştirdiğini söylüyor:

"Bu çalışmanın albüm kapağı olması gerektiği fikri tam da o an netleşti."

‘Aşkın kalıcı bir duygu olmasını anlattım’

Songs Of A Lost World, Alone ile açılıyor. Parça Disintegration’a benzer biçimde, yaklaşık 3 dakika süren uzun bir intro ile başlıyor. Ardından ortama Robert Smith’in sesi giriyor. 65 yaşındaki Smith’in sesine bu kadar iyi bakabilmesine şaşırıyorum. Vokali 80’lerdeki kadar güçlü, ama bir o kadar da kırılgan... Alone, yalnızlığı, izolasyonu ve kaotik bir dünyada anlam arayışını anlatıyor. Smith, bu derin ve içsel yolculuğuna bizi de dahil ederek mükemmel bir açılış şarkısı sunuyor. Sanatçı, giderek daha da soğuklaşan bu dünyada yalnız olmanın acısını sözlerine döküyor. Alone, Birleşik Krallık radyolarında şimdiden en çok istek alan eserlerden biri hâline geldi.

Albüm ilerledikçe, gotik rock ve alternatif rock arasında bir geliş gidiş yaşanıyor. And Nothing Is Forever, umut dolu bir synth ve piyano ağırlıklı bir müzikle açılıyor. Alone’un kara bulutlarını dağıtıyor. Eski bir The Cure şarkısı dinliyormuşuz gibi tanıdık ama melodileri de bir o kadar taze. Robert Smith bir aşığın yakarışını tonlamalarına ustaca yansıtıyor ve şöyle diyor:

"Promise you’ll be with me in the end
Say we’ll be together, and with no regret
However far away
You will remember me in time.

Bu albümün yıldızı kesinlikle A Fragile Thing. Tekli olarak yayımladığı andan beri her gün bıkmadan usanmadan dinliyorum. Şarkı bir pop eseri gibi sizi öyle kendisine bağlıyor ki tekrar tekrar çalsanız bile asla sıkılmıyorsunuz. Parçanın melankolik atmosferinin yanı sıra dinleyicisini şefkatle sarmalayan bir yanı da var. Duygusal derinliğini ise şiirsel sözleri pekiştiriyor. Özellikle ikinci dakikadan sonra enstrümantal düzenlemesinin ne kadar kusursuz olduğunu işitiyoruz. Geçmiş ya da şimdiye dair bir anının fon müziği olabilecek güçte bir parça. Robert Smith, şarkının sözlerinin ne ifade ettiğini ise şöyle anlatıyor:

"Bu, albümün ‘aşk şarkısı’, ancak Lovesong gibi gerçek bir aşk şarkısı değil. Daha çok, aşkın kalıcı bir duygu olmasıyla ilgili. Aşk, en güçlü duygudur ve inanılmaz derecede dayanıklıdır. Aynı zamanda da inanılmaz kırılgandır. Bu bir paradokstur ve pek de mantıklı değildir. Bazen bir şeyi yok etme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunuzu hissedersiniz ama bir yandan da yok olmayacağını çok iyi bilirsiniz. İşte tam olarak bunu anlatıyorum. Bu şarkıyı yazarken çok zorlandım. Başlangıçta adı Kill The Sun’dı ve çok farklı bir şarkıydı, sonra buna dönüştü. Bu şarkının bende çok ayrı bir yeri var. Bunun dinleyiciye de yansımasını umuyorum çünkü aşk evrenseldir."

Gözyaşlarını tutamadığı şarkı ile kapanış

Warsong, grubun uzun zaman sonraki en sert ve politik şarkısı. Müzikal olarak da albümün en gotik rock eseri. Smith, toplumu son dönemde sarmalayan şiddeti ve çaresizliği sadece sözlerle değil keskin gitarları ve synthleri ile de dile getiriyor ve şöyle diyor:

"We tell each other lies to hide the truth
Everything we do is shame, wounded pride, vengeful anger."

Drone: No Drone ise dinleyiciyi yükselten eserlerden. Bu şarkı kesinlikle The Cure’un konser setlist’lerinin vazgeçilmezlerinden biri olacak. Şarkı, Robert Smith’in modern dünyaya karşı mücadelesini konu alıyor ve vahşi gitar soloları barındırıyor.

Hemen ardından gelen I Can Never Say Goodbye, şimşek ve yağmur sesi ile başlıyor. Smith’in vefat eden kardeşinin anısına yazdığı oldukça derin bir şarkı. Gitar ve piyanonun ön planda olduğu eserde Smith, acısını şu sözlerle aktarıyor:

"Something wicked this way comes, to steal away my brother’s life."

Parça aynı zamanda sanatçının çok sevdiği Ray Bradbury’nin Something Wicked This Way Comes kitabına da gönderme yapıyor. Smith, bu şarkıyı iki yıl önce Krakow’daki konserinde seslendirerek Polonya’da yaşayan kardeşi Richard'ı anmıştı.

İmza The Cure tınılarına sahip All I Ever Am’i dinlerken yine “Ben bu şarkıyı biliyorum” derken buluyorsunuz kendinizi. Simon Gallup’un muhteşem bas solosuna ve baskın davullara sahip parça, kusursuz bir düzenlemeye sahip. Projenin en keyifli eserlerinden biri.

Albüm 10 dakikadan uzun süren Endsong ile kapanıyor. Şarkının introsu yaklaşık 6 dakika. Smith, adeta yaşlanmaya ağıt yakıyor. Vokaller ve sözler ne kadar hüzünlüyse şarkıdaki gitarlar bir o kadar vahşi ve sert. Bunda 90’larda David Bowie’nin gitaristliğini yapan ve 2012’de The Cure’a dahil olan Reeves Gabrels'ın etkisi büyük. Müzisyen ilk kez grubun stüdyo kayıtlarında bu albümle yer aldı. Şarkı Smith’in “nothing” sözüyle son bulurken artık her şeyden usanmış bir vokal tonlaması işitiyoruz. Zaten sanatçı, geçen yılki Zagreb performansı sırasında bu şarkıyı söylerken gözyaşlarını tutamamıştı.

"I’m outside in the dark, wondering how I got so old
It’s all gone, nothing left of all I loved"

Karanlık, hüzün ve öfke

Songs of a Lost World, aşk ve ölüm temalarının etrafında dolaşan karanlık, hüzünlü ve kısmen öfkeli bir albüm. Robert Smith, şefkat ile kalp kırıklığını yan yana getiriyor ki bu The Cure’un çalışmalarında sıkça rastlanan bir durum. Enstrümantasyon düzenlemeleri ise dinleyiciyi, duygusal bir atmosferle sarıp sarmalıyor ve melankolinin dibine çekiyor. Bunun yanında, grubun en iyi albümlerinden biri olan Disintegration gibi aklınıza kazınan bir sound’a da sahip. Albümün ilk şarkısında bir nostalji rüzgarına kapılsanız da daha sonrasında aslında yepyeni bir şey dinlediğinizi Smith, çok net bir şekilde gösteriyor.

Albüm, giderek öngörülemez hâle gelen bu dünyada hepimizin karşılaştığı kaygı ve korkulardan bahsediyor. Songs of a Lost World, bir albümden daha fazlası; Robert Smith’in zamansız bir müzik yaratma beceresinin 2024’te de devam ettiğinin bir kanıtı. Bir yandan da bize dünya müzik sahnesinde hâlâ değişmeyen bir şeylerin olmasının konforunu sağlıyor. The Cure, bıraktığımız yerde ve hâlâ çok çok iyi. Bir puanlama sistemimiz olsaydı, beş yıldızın beşini de sonuna kadar hak ederdi.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🩹The Cure'dan başyapıt, CEO'dan havadisler

1 Kasım'da yayımlanacak yeni The Cure albümünü herkesten önce dinledik, hislerimizi anlattık. Sony Music Entertainment’ın CEO’su Rob Stringer'ın müzik dünyasının gidişatı ve geleceği ile ilgili öngörülerini aktardık.

21 Eki 2024

Garanti BBVA ile birlikte

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Yakarsa dünyayı kadınlar yakar: Arabeskin kadınları yalnız trajedileriyle hatırlanmaya mı layık?

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Ayça Örer

·

16 Ağu 2026

Yakarsa dünyayı kadınlar yakar: Arabeskin kadınları yalnız trajedileriyle hatırlanmaya mı layık?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Yapay zekadan korkanlar için kitap reçetesi

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

14 Ağu 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Yapay zekadan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende

HİKAYE

The End of Oak Street: Dinozorlar değişti, peki ya biz?

David Robert Mitchell’ın Spielberg ve J.J. Abrams’ın izlerini taşıyan yeni filmi "The End of Oak Street", bir aile krizini dinozorlarla, bir hayatta kalma mücadelesini ise insanın doğayla bitmeyen savaşıyla buluşturuyor.

Emre Eminoğlu

·

14 Ağu 2026

The End of Oak Street: Dinozorlar değişti, peki ya biz?
DuendeDuende

HİKAYE

YUNT: Küratöryel yöntemlerin ve işbirliklerinin laboratuvarı

Sultanbeyli’de konumlanan, kâr amacı gütmeyen sanat ve etkileşim alanı YUNT, ikinci yılını geride bıraktı. Tüm seneye yayılan Merve Elveren ve Meriç Öner’in küratörlüğünü üstlendiği "VarYok" adlı serginin kapanmasına günler kala YUNT’un kurucusu Muratcan Sabuncu ile sohbet ettik.

14 Ağu 2026

YUNT: Küratöryel yöntemlerin ve işbirliklerinin laboratuvarı
DuendeDuende

HİKAYE

Yıldız Tozu | Meryl Streep sinemasının ortak paydası: Seçimler

Yaklaşık yarım yüzyıla yayılan kariyerindeki 21 Akademi Ödülü adaylığı, Meryl Streep’in sinema tarihindeki esas yerini anlatmaya yetmez. Zira onun başarısı, ürettiği sayısız mimik, jest, ses, aksan ve beden dilinin çok ötesindedir. Streep oyunculuğunu diğerlerinden ayıran asıl cevher, onun durmaksızın, insanın toplumsal rollerinin gölgesinde kalan o küçük kişisel bölgeyi arayışında gizlidir.

Mehmet Sindel

·

13 Ağu 2026

Yıldız Tozu | Meryl Streep sinemasının ortak paydası: Seçimler