Uykuda bile rahat vermeyen yeni güzellik trendi: Yüz korsesi

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Kadınların çoğu güzellik uğruna bazı şeylere katlanılabileceği fikrine aşinadır. En basitinden zayıflamak için açlığa dayanmamız gerektiğini biliriz. Güzellik en çok zayıflıkla iç içe geçtiği ve eşdeğer görüldüğünden, ideal olanın sınırları da buna göre belirlenir. Zamanında mezuniyet törenine katılmadan önce sıkı diyetler yapıp, koşu bandında nefretle ter atarak kilo vermeye çalışan biri olarak tüm zorlayıcılığına rağmen o ideale yaklaşma arzusunun nasıl baskın geldiğini biliyorum.
Tarih boyunca kadın bedeni belirli güzellik standartlarına mesafesine göre değerlendirildi, yargılandı, kıyaslandı. Fakat içinde bulunduğumuz dijital çağda bu standartlar hem çok yoğunlaştı, hem de hayatın her alanına sızdı. Bedenin her karışının değiştirilmesi, düzeltilmesi ve pürüzsüzleştirilmesi normalleşti. Popüler kültür figürlerinin bu konudaki etkisi yadsınamaz.
Goldsmiths Üniversitesi’nde medya alanında çalışan Alison Winch, popüler kültürün haddinden fazla görünürlüğe dayalı dünyasında bedenin, kadınların emeğinin nesnesi hâline geldiğini söylüyor:
“Kadınların mal varlığı, metası, markası, özgürlüğünün ve güçlenmesinin aracıdır beden.”
Kim Kardashian, güzellik rejiminin popüler kültür ayağının en meşhur aktörlerinden şüphesiz. Kurucusu olduğu vücut şekillendirme markası Skims’in bu hafta satışa çıkan yüz korsesi, bedenimizin şekillendirilmedik yeri kalmayana dek hedefte olduğunu gösteriyor. Ünlü yıldıza soracak olursanız yüz korsesi bir ihtiyaç. Instagram’da paylaştığı hikayede öyle niteledi ürünü. Çeneye destek olduğunu eklemeyi de unutmadı. Kardashian ailesindeki kadınların biçimli çene hattı takıntısını ve bu takıntının tüm dünyada bir virüs gibi yayıldığını biliyoruz.
Estetik cerrahi işlemlerin ardından kullanılan bandajlara benzeyen yüz korsesinin, yıllarca yaptırdığı işlemleri gizleyen ve inkar eden Kardashian’ın son zamanlarda botoks yaptırdığını ve meme büyütme operasyonu geçirdiğini açıklamasının ardından piyasaya çıkması tesadüf olmasa gerek. Bir yanıyla plastik cerrahiye özendirdiği, bir yanıyla da kumaş parçası kullanarak Kardashian’a benzer bir yüz tipine kavuşulabileceği algısı yarattığı söylenebilir pekala.
Yüz korsesinin, “Gece yatağa ne kadar çirkin girersen, sabah o kadar güzel kalkarsın” sözüyle TikTok’ta paylaşılan Morning Shed akımı videolarının artan popüleritesinden faydalanacağı da açık. Kadınların göz ve yüz maskesi, ağız kapama bandı, bone, çene bandı, ayak parmağı ayırıcı gibi birbirinden tuhaf şeylerle uyuduktan sonra sabah bunlardan kurtulup ne kadar güzel göründüklerini sergilediği videolar, güzellik kültürünün uykularımıza bile göz diktiğinin göstergesi.
Bu videolara gülüp geçmenin de, bu akımı deneyen kadınları yargılamanın da doğru olmadığını düşünüyorum. Asla yeterince ince, yeterince güzel, yeterince pürüzsüz olamayacağımıza dair etrafımızı saran mesajların iliklerimize işlediği bir çağda güzellik kültürünün her türlü tuzağına düşmeye daha açık hâle geliyoruz. Bu bizim zayıflığımızdan kaynaklanmıyor. Sistemin daha da vahşileşerek bizi kıstırdığının ispatı.
Kadınların öznelliği ve seçim şansları olmadığını iddia etmiyorum kesinlikle. Ama bu kadar çok kadını yetersiz hissettiren bir düzende bireysel iradenin ötesine bakmak gerek. Bedenimizin her santiminde kusur arama baskısının arttığı bir dünyada yaşarken benliklerimizin güzellik ve dış görünüşe endeksli olması da şaşırtıcı değil.
Bedeni sıkarak şekillendiren korse, belden yukarı çıkıp yüzümüze kadar ulaştığına göre bütün kadınları etkileyen bir cendere söz konusu demektir. Bu durumda birbirimizi güçlendirmenin yollarını aramaktan başka çaremiz yok.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Seda Yılmaz
Editör ve yazar. 2005 yılında Koç Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun olduktan sonra London College of Fashion'da Moda Gazeteciliği eğitimi aldı. 2010-2013 yılları arasında Elle dergisinin Moda Haberleri Editörü olarak görev yaptı. Vogue’dan T24’e, 5Harfliler’den Cumhuriyet PAZAR’a çeşitli mecralarda yazdı. İlk kitabı "Giysiler Ne Anlatır?" 2020’de, ikinci kitabı "İşte Bu Benim Bedenim" 2023’te okurla buluştu.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Biri için ailesiyle paylaştığı işi tek başına üstlendiğinde emeğin ağırlığını fark etmek, öbürü için her yıl yeniden yaşanan bir aile ritüelini ve ileride hatırlanacak anıları kavanozlamak, kimi için de yerel üreticiyi destekleyip kışlık mutfak masrafını azaltmanın bir yolu. Kışlık hazırlık belki artık geçmişteki kadar zorunlu değil fakat onu sürdürenler için hâlâ işe yarayan çok somut nedenleri var: Emeği bölüşmek, bilgiyi aktarmak, masrafı azaltmak, üreticiyle bağı korumak ve birarada olmanın neşesini paylaşmak.

İoanna Kuçuradi'nin ardından pek çok şey söylendi: “Hocaların hocası”, bilge”, “filozof”... Onu tanıyanlara sorduğumuzda ise tek bir Kuçuradi çıkmıyor: Birinin hayatında cesaret veren iki sözcük, bir başkasında kavramların sınırlarını doğru çizme titizliği, bir diğerinde değerleri yaşama sorumluluğu... Belki insan öldüğünde geriye kalan tam da bunlardır: Kendisi artık orada olmadığı hâlde başkalarının düşünme, konuşma, davranma, anlama ve kuşkusuz bunların toplamı olan yaşama biçimlerinde yaşamaya devam etmesi.

Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.




